Yüksek Tansiyon/ High Tension

Yüksek Tansiyon ne kadar güzel ve vurucu bir filmde olsa kendi ülkesinde korkuya öcü gibi bakan insanlardan destek alamadı. Ama bu yinede yurt dışındaki başarısını durduramadı. Peki ama Yüksek Tansiyonun kaynağı neydi? Kaynağına ise 70’ler İtalyan korku sinemasındaki tür kırması örnekleri ve onların stilize görsel yapılarını, 60’ların istismar filmlerini, 70’lerin Amerikan slasher filmlerini alırken, arka planına da elbette ‘Fransız sanat sineması’ geleneğinin alt metinlerini yerleştiriyordu. Zira film, özünde lezbiyen bir aşk hikayesiydi. Ancak bu öykü, slasher, istismar filmi ve splatter film kalıplarıyla anlatılıyordu. Zaten bütün özgünlüğü de buradan geliyordu. Hem psikolojik ve felsefik olarak zengin, hem de korkutucu ve mide zorlayıcı bir filmdi. Eskilerde unutulan İstismar sineması ögelerini günümüze getiriyor ve bizi son derece zorluyordu. Ama yinede modernleşen insanların olaylara modern bakış açısı bir İstismar sineması örneği olmasını engelledi. Ama yüksek tansiyonun son derece güçlü bir film olan Teksas Katliamından güç alarak Kırsal kesimde yaşayan insanların şiddette yakınlığını anlatmayı son derece iyi başarıyordu.Hitckcockun Pschosu ve De Palmanın Dressed To Killi (ki bu film çok iyi olmasına rağmen buram buram Pscho kokar ama taklitten ziyade bir saygı sunuşudur) tarzında şok edici bir sonla bitiyor film. Çoğu arkadaşımı ve beni de ters köşeye yatırmış bir filmdir. Fakat bu izleyiciyi şaşırtmaktan çok izleyiciyi aptal yerine koymak olabilir. Fakat yine de bunu kafaya takmamak lazım. Filmin son derece sert ve izlemesi zor olduğunu söylemek isterim. Bu yüzden çoğu ülkede yasaklanmış sonra yasağı kaldırılmıştır. Alexandra Aja'nın en iyi filmdir. Dinamik, etkileyici ve heyecan verici bir film..
Film konusu:Okuldan arkadaş olan Alex ve Marie sınavlarına rahat bir yerde çalışabilmek dinlenmek için Marie’nin ıssız bir yerde olan evine giderler. Gece geç saat varır varmaz yatarlar. Kısa bir süre sonra kapı çalınır ve psikopat bir seri katil içeri dalıp evdekileri öldürmeye başlar. Marie bütün bu olanlara şahit olur ve katil onun odasına bakacağı sırada saklanır. Fakat katil Alex’i bulur ve onu kelepçeler.Marie, Alex’e yardım edeceğine söz verir ve katilden saklanarak hayatlarını kurtarmaya çalışır. Acaba Marie bu zorlu mücadeleden arkadaşıyla sağ kurtulabilecek midir? Acaba her şey göründüğü gibi midir?
3 Sene İçinde Fransızlar Kendi Adlarını Taşıyan Bir Korku Alt Türü Yarattılar. Bunun adına da biz “Yeni Fransız Dehşet Sineması” dedik. Bir kaç pisikolojik gerilim filminden sonra(Kutsal Bakire) sinema filmleri değişmeye başladı. 2006 yılında Sheitan ve Onlar,2007 yılında ise İçerde ve Sınırda bu geleneği sürdürmeye devam etti. Yine de çoğu yüksek tansiyon'un arkasından yürümeye devam ettiler. Lezbiyenlik ve kırsal kesimdeki şiddette kavramlarını incelediler. Bu yüzden hiçbiri yenilikçi olamadılar. Fakat insanların özledikleri istismar sinemasının kan revan günlerini burnumuza sürdüler. Çoğu makasdan geçti. Bu evrede en yenilikçi olanı ise İşkence Odasıydı. 70 lerde gördüğümüz cesur korku sinemacıları şu an 2000 lerin Fransız yönetmenlerinde görüyoruz. Fransız sineması kadınları şiddette kullanan,alt türlerde gezinirken bize değişik duygular yaşatan lezbiyenlik ve pisikolojik temalarını kullanan yeni bir cesur sinemacılık dalgası. Şaşırtmacalı, yüksek gerilimi ve “yüksek tansiyon”uyla, festivaller tarafından ilgi gören bu yapım, gerilimcilerin de yüksek beğenisini topladı.
Gotik bir Kırmızı Başlıklı Kız Filmi
(21 Ağustos 2009) Evdeki Düşman'ın (Orphan) yazarı David Johnson, Leonardo DiCaprio'nun Appian Way prodüksiyon şirketi için Red Riding Hood'u (Kırmızı Başlıklı Kız) gotik tarzla yeniden yazdı. Bu proje için yönetmen arayışında bulunan şirket yönetmen koltuğu için de Alacakaranlık'ın yönetmeni Catherine Hardwicke ile anlaştı.
Variety'nin ''Gençlerin yaşadığı bir aşk üçgeni ile birlikte bir kurt adam filmi.'' olarak tanımladığı filmin ismi The Girl in the Red Riding Hood olacak. Thirteen, Lords of Dogtown, Alacakaranlık gibi filmlerin yönetmenliğini yapan Hardwicke için gençlik draması çekmek zor olmasa gerek. Yönetmen aynı zamanda Hamlet'in doğaüstü açıyla modern versiyonu için de hazırlık içinde olduğunu belirtelim.
The Amityville Horror (1979)

70'li yıllarda bir salgın gibi yayılmaya baslayan gerilim/ korku filmlerinin arasında şansını deneyen, gercek bir olaya sırtını dayayan son derece vurucu ve etkiliyeci bir film. Çıldırış adlı çok satan kitaptan uyarlanan film ne kadar kitap kadar etkileyici olmasa da ondan sonra yapılan çoğu lanetli ev filmine ilham kaynağı olmuştur. Hatta bana göre en iyi lanetli ev filmlerinden birisidir. George ve Kathy Lutz, 3 çocuklarıyla birlikte Long Island'daki müstakil bir eve taşınırlar. Bir kaç sene önce korkunç cinayetlerin yaşanmış olduğu eve yeni sahiplerinin gelişiyle birlikte doğaüstü ve korkutucu şeyler olmaya başlar. Lutzlar dostları olan Peder Delaney'in yardımını isterler. Ama Delaney'in evde bulunduğuna inandığı kötü ruha karşı düzenlediği şeytan çıkarma ayini sonucu olaylar iyice kontrolden çıkar. Evdeki dehşeyi bitirmenin tek yolu geçmişte yaşanan olaylarla yüzleşmektir sanki...Jay Anson'ın The Amityville Horror isimli kitabı gerçekten yaşandığı iddiasını taşıyan ve medyada da geniş yer bulmuş bir olaya dayanmaktaydı. Kitaptan uyarlanan film ise eleştirmenlerce beğenilmese de gişede çok iyi iş yaptı ve kısa sürede çok geniş bir fan kitlesine sahip olmayı bildi. 2005 yapımı bir tekrar çekime de vesile oldu. Fakat tekrar çevrimi olan dehşet sokağının bunun yanında bile geçemediğini düşünüyorum. Kuşku oyunculuklarıyla göz dolduruyor. Performansları filmi daha rahatsız edici kılıyor. Ve mekana değinmek istiyorum. Mekan son derece sinir bozucu bir evde geçiyor. Dışardan canavar gibi görünen eve eşek bağlasan durmaz. Fakat olayı yaşayan aile yaşama çabasına girerken evdeki önce yaşayanların ölümlerinden habersiz olayların gelişmesini beklerler. Film son derece yavaş başlamasına rağmen film her bölümünde korku ve gerilim öğelerinin hepsini kullanıyor.
Hatta film sonunda kan görmek isteyen izleyicilere istediklerini veriyor. bkz: Duvardan ve merdivenlerden akan kanlar... Evin adamı ele geçirmeye çalışması ve görüntü kalitesi sizi 60 ve 70'lere götürüyor. İstismar sineması örneği olmasa da ne varsa eskilerden var hesabı eli yüzü düzgün korkunç bir gerilim filmi örneği. Eğer bu duvarlar konuşabilseydi... Çığlıkları ölüleri diriltirdi. Çok satan romandan uyarlanan bu psikolojik gerilim, en derin ve karanlık korkularımızın kapısı açmayı başarıyor. Bu filmdede klişeler yine çok yoğun kullanılmış. Gece sahneleri çok yoğun. Yağmur, gök gürültüsü, sessizliğin ardından gelen ani ses efektleri, ruhlar, hayaletler, ölümler, kan v.s… fakat olayın mistik havası sizi içine ister istemez çekiyor.Ben kendi adıma başarılı ve izlenir buldum. Türün meraklılarına şiddetle tavsiye edebilirim. Zamanın çok kazandırmış filmini merak edenlerin kesinlikle izlemesi lazım. Biz okült tarzı filmlerden hoşlanmayız diyenlere tavsiye etmiyorum. İyi seyirler...
Aaa ödül aldım...
Bugün bigee tarafından ödüllendirildim. Kendisine teşekkür ederim. Ha unutmadan beni seçmeye devam edin...
Bu da benimle ilgili 7 ilginç şey...
2-Her gün en az bir film izlemeden güne başlamam.
3-Köpeklerin kokusu öksürtüyor.
4-Küçükken korku filmleri yüzünden psikoloji çocuk diye adlandırıldım.
5-Satın su asla içmem.
6-Kitap okumadan uyuyamam.
7-Damarıma basanı acımam vururum.
Şimdi sıra geldi ben ödülleri dağıtacağım...
1- Aytaç'ın Mutfağı
2- Kadınlar Yazıyor
3- Ortaparmak
4- Korku Sitesi
5- Vladimir'in Derdi
6- Sinemahşer
7- Desem ki
Hepiniz kaliteli bloglarsınız. İşşallah daha bir çok ödüle layık olursunuz.
Ziyaretçiler

Liv Tyler, Scott Speedman, Alex Fisher gibi zengin kadrosuyla dikkatleri üzerine çeken "Ziyaretçiler" uzun süredir karmaşık karakterler ve onların hikayeleri üzerinde çalışan Bryan Bertino'nun ilk yönetmenlik ve senaryo yazarlığı deneyimi. Bazı kişiler oyuncuları için filmi izleyip beğenmediklerini söylüyorlar. İlk önce hiçbir filmi oyuncusu ile izlemeyi öğrenmeliyiz. Çünkü aynı futbolcu gibi oyuncularında kötü ve iyi performansları olabilir. Ve yönetmen ve senaristin başarısızlığı iyi oyunculuk kurtaramayabilir. En iyisi oyuncu ayırmadan bir filmi izleyelim. Ziyaretçiler oyuncu kadrosuyla dikkat çeken bir yapım olduğundan izleyici çekmeyi başardı. Sinemada izlediğim zaman filmi aslında evde izlenecek filmlerden olduğunu söyledim. Çünkü sinemada zevki çıkacak filmlerden değil 2.sınıf bir gerilim filmi olarak görmek en doğrusu olacak. Çünkü özellikle insanlara mesaj verme çabasında olduğunu düşüneceğimiz bir senaryoya sahip nedensiz şiddettin kötülüğünden bahsederken sokaklarda eve dönemeyen her çeşit insanın olduğu bir dünya yaratıyor. Fakat yönetmenin ilk deneyimi olduğundan malesef amatörlüğü filme çok yansıyor. Haneke tarzını kullanmak isterken egolarına tutsak oluyor. Ve film ticari amaçlı bir filme dönüşüyor. Fakat Haneke'nin hiç bir filminde bunu göremezsiniz. Bakınız Funny Games (1997)
Filmin başlangıcı romantik başlayan yavaş ve durgun sonraları olay örgüsü hızlanıyor. Fakat çiftin hikayesine pek değinilmiyor sadece küs olduklarını görüyoruz. Sonra onlara pek değinmiyor, gereksiz karakter analizi yapmaması iyi oluyor. Doğruca felaketleri önümüze seriyor. Çifti tehdit eden karakterlerin amaçlarını belirtmeyerek nedensiz şiddeti gözler önüne seriyor. Fakat sürekli kaybolup, istediği yerden çıktıklarını anlıyoruz. Demek ki canlı kanlı değiller, fakat filmin sonunda "Siz evdeydiniz" kelimesinden anlayabileceğiniz üzere siz evinizdesiniz biz ise eve dönemeyen kızgın çocuklarız mesajını yolluyor. Birde evde olduklarını yani evde olmasanız ölmeyeceksiniz bunlar kaderin cilvesi diyor. Fakat oyuncuların performansı ve liv'in bebek yüzlü masum ve dehşete düşmüş halini görmek bizi gerçekten korkutuyor. Diken üstünde tutan bir gerilim fakat ölümcül oyunlar gibi toplumsal mesajlar göndererek sinirimizi bozmaktan çok bizi korkutmak istiyor. Müzik kullanımı başarılı ve yerinde örneğin plakın takılı kalması ve sinirimizi bozması gerçekten iyi düşünülmüş, klişeler yumağına dolanmış bir gerilim filmi. Gerçek bir hikayenin arkasına saklanan devamını gelecek bir 2.sınıf gerilim filmi düzeyinde sizi diken üstünde tutucak bir film.
Anlatmeak istediğini anlatamayan eksik bir film olduğunu düşünüyorum açıkçası. Eğer derdiniz sebepsiz şiddet üzerine bir film izlemekse daha iyileri mevcut. Ve hatta tam da ziyaretçiler'le ilişkilendirilen "Funny Games" varken vakit kaybetmenize gerek. İzledikten sonra barda ve Ölümcül oyunları izleyin üstüne birde Benny'nin Videosu koyun. İyi seyirler...
American Psycho

Bret Easton Ellis romanında uyarlanan bir film, sizce başarısız olabilir mi? Olabilir. Kitabı filmden ayrı bir yerde tutmak lazım. Hayatımda en çok beğendiğim 50 roman arasında yer alan bir kitaptır. Keşke filmide öyle olabilseydi. Christian Bale'nin oynadığı rol son derece zor bir roldü. Ve Christian Bale tahmin ettiğim gibide bunun altından kalkamadı. Gerçekten profesyonel oyuncuların oynaması gereken zorlayıcı bir rolü Christian Bale'ye emanet etmek kesinlikle yönetmenin düştüğü en büyük hata. Eser Wall Street’te yaşayan kendi bedenini sevmeyen, güzel paralar kazanan, kişisel sorunlar yaşayan, güvensiz, Patrick Bateman adlı karakter üzerinde toplumu ve insanları eleştiriyordu. Fakat yazar kitabı son derece sert bir üslup kullanarak yazmıştı. Öyle ki o kadar eleştiri alacak pornoya yakın öğeler var ki filmininde böyle olacağını düşünmüştüm. Ama malesef kadın yönetmen Sodom'un 120 gününü çeken Pasolini gibi cesur olmamıştır ki bir arkadaşımın dediği gibi adamın bir sahnesinde çırılçıplak elinde elektrikli testere ile kadın kurbanı koştururken penisi kapatmak böyle sansürler uygulanacağına keşke hiç çekilmeseydi. Belki sonraları daha iyi bir film gelirdi.
Birde bahsetmek istemediğim bir devam filmi var. Hatırladığım kadarıyla orada kadın katildi. O daha başarısızdı. Yani diyeceğim o ki bunu izleyeceğinize kapı komuşusu ve Sodom'un 120 günü filmlerini izleyebilirsiniz. Ayrıca Ellis’in kitaplarını yazarken yapmaktan hoşlandığı bir şey var, müzik olayını sokmayı iyi beceriyor satırları arasına, bu ya karakterlerin girdiği mekanda çalan bir şarkının adını vermek oluyor ya da sevdiği sanatçılar hakkında bilgiler sunuyor kısa kısa. Filmde maalesef bunu da görmüş değilim. Toplumsal göndermelerin eklenmediği, eklenenlerinde 2.sınıfta bırakıldı. Sırf vahşet gösterisi olarak senaryolaştırılmış filmin keşke senaryosunu daha uzman ellere bırakılsa ve müzik kullanımı daha iyi yapılsaydı. Notum bundan daha iyi olurdu. Sırf bir katilin yaşam hikayesini anlatan yapım olarak adlandırılmış, seyirciye gerilim bile yaşatamayan bomboş vahşet anlamında doyurucu, normal bir gerilim filmi, yapımcılar lütfen bu filmi tekrar çevirin ama güzel ve başarılı bir şekilde. Yoksa sinema dünyasında işlenecek başarılı bir konu göz göre, göre çöpe atılıcak. Amerikan sapığı sadece bir film, hiç artısı yok. Christian Bale hayranlarının seveceği bir film zaten Christian Bale bu filmle tanınmıştır.
Ama asıl soru bu kötü oyunculuk ile nasıl böyle başarılı bir yere gelmiştir. Vahşet izlemek isteyen sinema severler film alıp izleyebilirler. Bunun dışında dört dörtlük bir yapım beklemesinler bu filmin her yanı eksik.
Choke/Tıkanma

Chuck Palahniuk'un aynı adlı romanından perdeye aktarılan bir film Choke. Kitap ülkemizde yasaklı kitaplar arasındaydı fakat daha sonra sınırlı sayıda da olsa basıldı. Palahniuk'un tarzını bilip sevenler için oldukça tatmin edici bir film fakat Palahniuk okumayıp bu filmi izlerseniz rahatsız olacaksanız! Tıkanma son zamanlarda sinemada izleyeceğiniz en keyifli ve eğlenceli filmlerden biri, oyunculukları, senaryosu ve altına çizmek istedikleri gerçekten üstünde çalışılmış bir yapım olduğu anlaşılıyor. Dövüş kulübünün yazarından bir başka başyapıt ( konu olarak ) daha. Keşke bu filmi fincher veya aronofsky çekseymiş diyorum kendi kendime. Aslına bakılırsa komedinin, dramın ve psikolojinin iç içe geçtiği bir film. Konusundan bahsetmem gerekirse
Modern aileyi ve bencil toplum düzenini yerden yere vuran filmin anti-kahramanı Victor, bir seks bağımlısı. Üstüne üstlük, annesi Ida, Alzheimer hastası. Victor, annesinin hastane masraflarını karşılamak için pahalı lokantalara gidip sonradan para sızdırmak için boğazına yemek kaçmış numarası yapıyor. Victor’un hayatı, annesi için yeni bir tedavi yöntemi öneren doktor Paige’la tanıştığında değişiyor.
Filmin çizdiği çok keskin bir çizgi olmamakla birlikte gidişat ,plot bir kitap kurgusu olduğu düşünülürse oldukça iyi kurulmuş. Seks bağımlılığı, yoğunluğu kavratacak kadar verilmiş fakat irrite edecek sınır aşılmamış.Aktör iyi bir oyun çıkarmış. Belki de söylemi çok olağan dışı verilmiş bir senaryo ama anlatılmak istenen anlatılıp iç sesi duyarak seyiri noktalıyorsunuz. Kapanış şarkısının anlamına dikkat... Anlamını ben söylemeyim. O zaman izlemenin bir anlamı kalmaya bilir. Ama dipnot olarak belirtmek isterim, kitabını okumuş biri olarak puanım 9 ama siz okumadıysanız 1 puan düşürün. Bunun dışında kitabının her sayfası "vay be" dedirten cinstendi. Hatta bazı bölümleri mide bulandırıcı olarak adlandırılabilir. Film kitap kadar sert değil fakat o da kitap kadar iyi. Clup Your Hands Say Yeah grubunun Satan Said Dance şarkısının olması da ayrı bir artı puan benim için.
Sıra dışı bir film olan filmin kitabı tam olarak beyazperdeye aktarılmamış, aktarılsaydı ne kadar çok tartılışacağını düşünemiyorum. Herhalde yaş sınırlaması ve yasaklamaları olabilirdi. Imbd puanı 7.2 olan film(Puanı fena değil) anlatmak biraz zor gidip izlemeniz lazım. Toplumdaki aile yapısı, ahlaki bozulmalar ve bencilik kavramları arasında vurucu bir geziye çıkacağınız film sadece İstanbul'da gösterime girdi. Kontes gibi haksızlığa uğrayan yapımlardan biri. Zor bir film. Anlatılmak istenen bencil toplum düzeni mesajını direk elinize vermiyor. Adeta karanlıkta göz kırpıyor. Anlatım tarzı oldukça marjinal. Bu açıdan birçok kişinin beğenmemesi gayet normal. Bu yüzden de tavsiye edemiyorum:) Özellikle seks bağımlısı birinin yaşantısını görmek istemiyorsanız. Çünkü ağırlıklı olarak göreceğiniz sahneler bu yönde. Diğer taraftan dram varmış ağlatır izleyelim derseniz oda değil. Ortasında birşey. Ne gülebiliyorsunuz ne de ağlayabiliyorsunuz. Düşünüyorsunuz. Filmi izlerken zamanım genelde karakter sorgulamalarıyla geçti. Genel olrak bakıldığında izlenmesi gereken filmlerden biri dövüş kulübü kadar başarılı tabii filmin anlaşılması kolay olmadığında insanların yorumları olumsuz yönde... İyi seyirler...


















