En vahşi Filmler

19:40 Gönderen dexter_fernando


www.filmschoolrejects.com sitesinde yayınlanan listeye göre sinema tarihinin en vahşi 10 filmi şöyle sıralandı:

“The Texas Chain Saw Massacre-Teksas Katliamı/1974¨ (Tobe Hooper),
“Hostel-Otel/2006¨ (Eli Roth),
“Haute Tension-Yüksek Tansiyon/2003¨ (Alexandre Aja),
“The Last House on the Left-Soldaki Ev/1972¨ (Wes Craven),
“I Spit on Your Grave-Mezarına Tüküreceğim/1978¨ (Meir Zarchi),
“A Clockwork Orange-Otomatik Portakal/1971¨ (Stanley Kubrick),
“Saw-Testere/2004¨ (James Wan),
“Cannibal Holocaust-Yamyamlar Cehennemi/1980¨ (Ruggero Deodato),
“Two Thousand Maniacs-İki Bin Manyak/1964¨ (Herschell Gordon Lewis) ve
“The Hills Have Eyes-Tepenin Gözleri/2006¨ (Alexandre Aja).

Yönetmen Tobe Hooper’ın ikinci filmi olan 1974 yapımı “Teksas Katliamı”, görsel anlamda vahşi şiddet yüklü bir film. Filmde, beş kurban yamyam bir ailenin eline düşer. Bu film zamanında yasaklanmıştı. Elinde elektrikli testereyle sürekli birilerini kovalayan aile testereyle insanları biçiyor. Eli Roth’un yönettiği yeni tarihli “Hostel-Otel” filminde vahşi işkence sahneleri vardı. Film, Slovakya’da geçiyor. Listede genç Fransız yönetmen iki filmiyle yer alıyor. İlki 2003 yapımı “Yüksek Tansiyon” filmi. Bu film yasaklanmıştı. Dean R. Koontz’un “Intensty” adlı romanından uyarlanan filmin şiddet düzeyi çok sarsıcı.

Aja’nın listedeki diğer filmi “Tepenin Gözleri” filmi. Bu filmde şiddet öyle sert ki, yer yer bu şiddetten dolayı insan perdeye bakmakta zorlanıyor. New Mexico çöllerinde geçen hikayede kanlar neredeyse kameraya yapışıyor Aja’nın filminde. Çağdaş korku sinemasının önemli adlarından Wes Craven’ın ilk filmi olan 1972 yapımı “Soldaki Ev”de, bir grup katil kızları kesip biçiyor filmde. İşkence, tecavüz ve şiddetin her türlüsü bir gece boyunca sürüyor.

Meir Zarchi’nin 1978 yapımı “Mezarına Tüküreceğim” için şiddet sinemasının “kült” filmlerinden deniliyor. Dört adam tarafından alıkonulup tecavüze uğrayan bir kadının, olaydan sonra kaçmayıp tek tek bu adamları öldürmesi üzerine kurulu. Beyazperdede görülebilecek en şiddet yüklü sahneleri içeriyor film. Kadın, bu adamları silahla tek vuruşta öldürmüyor. Çünkü bunu hak etmiyorlar ve intikam soğuk yenen bir yemek. Elbette seyircinin midesi kaldıramıyor filmdeki birçok sahneyi.

Stanley Kubrick’in 1971'de Anthony Burgess’ın romanından uyarladığı “Otomatik Portakal”, şiddeti iki taraflı gösteriyor. Önce birey, sonra devletin şiddeti yansıyor perdeye. Her ikisi de vahşice. Alex, Beethoven’ın “9. Senfonisi”ni dinleyerek şiddet saçıyordu “Otomatik Portakal”da. James Wan’ın yönettiği “Testere”de birbirini tanımayan iki adam, pis bir banyoda zincirlenmiş olarak uyanırlar. Manyak bir adamın kurbanı olduklarını hemen anlarlar çok geçmeden. Ardından şiddet uç noktalara ulaşıyor filmde. “Testere”yle ilk yönetmenlik deneyimini gerçekleştiren Wan, bu filminin sinema tarihinin en iyi korku filmi olduğunu söylüyor.

İtalyan Ruggero Deodato’nun “Yamyamlar Cehennemi” filminde hayvanlar diri diri kesiliyorlar. Bu yüzden film yasaklanmış. Kaplumbağalar canlıyken kabuğu çıkartılıyor ve içi deşiliyor. Tecavüzler, kazığa oturtmalar, insan deşme görüntüleri, çürümüş ölü insan bedenleri vs. Herschell Gordon Lewis’in 1964 yapımı “İki Bin Manyak” da döneminin korkutucu filmlerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Günümüzün Korku Sineması(Muhteşem Geri Dönüş)

21:10 Gönderen dexter_fernando

Günümüze gelmeden önce korku sineması şöyle baştan sona bir incelemek lazım diye düşünüyorum. Büyük ihtimal korku sineması deyince aklınıza eskiden izleyip beyinlerinizin bir yerlerinde yer edinen filmler, hikayeler ve yönetmenler geliyor. Korku filmlerini neden izleriz? Neden korku edebiyatının her örneğine kütüphanemizde bir yer ayrırırız? Bunu çok azınız düşünmüştür eminim… Sanırım insanlar, konformizmin ve güven ortamının onlara hiçbir zaman vaat edemeyeceği ayrıksı yaşamları (serüvenleri), aynı ortam içerisinde solumak istiyorlar. Ne dersiniz?
Hoş! Kapitalizm ve enstrümanlarının geldiği şu noktada, perdedeki eli bıçaklı ve maskeli birkaç cani o denli masum duruyor ki! Fakat eminim ki gerçekten sizinden ilginizi çeken hesas korku sineması dönemi video kaset furyasıydı. Çoğu korku kültü örneklerine tanışmamıza vesile olan şeyden bahsediyorum. Unutmayın yaratılışımızdan öncede korku vardır. Korku en eski duygulardan biriydi. Aşktan önce de korku vardı. Şimdi dünden bugüne korku sinemasında yer edinen filmleri ve çığır açan alt türler arasında bir gezintiye çıkalım ne dersiniz?

‘Sleepaway Camp’ (1983) / Robert Hiltzik
13.Cuma’dan daha başarılı olmasına rağmen reklamı iyi yapılamadı. Sleepaway Camp teen Slasher(gençlerin doğrandıkları filmler)’ın başarılı örneklerinden biri kesinlikle çöp bir film d unla başlamamın sebebi büyük ihtimal 13.Cuma filmini pek sevmemem olabilir. Fakat bu filmden son derece beğenerek izlediğim yapımlardan biriydi. Bazılarına göre tamamen 13.Cuma kopyasıydı. Kimine göre 13.Cuma’nın yaratıcısıydı. Kimine göre eğil eğer türün meraklılarınsansanız. Yeni bozulmuş remakelerden daha başarılı bir yapım.

‘Scream’ {Çığlık} / Wes Craven, 1996 Teen Slasher’dan konuya girince doğrudan bu filmin Teen Slasher için önemini anlatmam gerektiğini düşündüm. Scream kesinlikle başarılı bir film. Ne kadar kendi türünle dalga geçmeye çalışsada unutulan Teen Slasher türünü 90’larda bizi hatırlatan bir yapım. Hele başarısız ve bir o kadar sakar ghostface’i kim unutabilir. Kesinlikle ilk bölümü büyük bir keyifle tekrar ve tekrar izlenebilir.

The Texas Chainsaw Massacre “74″
O ne kadar Teen Slasher’ların atası olarak kabul edilsede ben onu katkısız bir korku filmi olarak kabul ediyorum. Yine İzlenmesi gereken Teen Slasher filmlerinden biri. Ed Gein’den esinlenerek yaratılan Deriyüz’ü ve onun bir o kadar manyak yamyam ailesini unutacak kaç kişi var ki bu filmi izledikten sonra… Testereleri ve matkapları korku filmlerinin favori silahları haline getiren harika bir yapım daha…

Kuzuların Sessizliği
Ve unutulmaz seri katil filmlerinden biri daha Hopkins’in mutheşem performansı ile göz doldurduğu son derece zeki bir gerilim filmi başarısız polisiye gerilimlerinden çok daha farklı bir film. Hannıbal karakterini sinemanın psikopatları arasında unutulmaz yerlere kadar getirmiştir.

‘Elm Sokağı’nda Kabus’
We Cravenden unutulmayacak bir teen Slasher örneği kesinlikle türünün en iyilerinden biri. Freddy karakterini ölümsüzleştiren bu da yetmiyormuş gibi çok sayıda devam filmi çekilmesine rağmen eski tadını kaçırmadı. Komik korku furyasını başlatan başlıca filmlerdende biri diyebiliriz.Aslına bakılırsa Teen Slasher’ların doğuşu 1960-70’lerdeysi. Ondan önce yapılan bir çok vampir filmi başarılı olmamıştı. Fakat Soldaki Son ev ve Şeytan son derece başarılı olmuştu. Ve sonunda 1970’lerin sonunda Teksas Katliamı kadar gaddar ve acımasız bir film olan Halloween orataya çıktı. Ve baya da güzel bir hasılat elde etti. Çoğu kesimden dinci tepkileri alsa da devam filmlerinlede para kazandıran bir Slasher kültü olacağının sinyallerini verdi. Son zamanlarda Rob Zombie’ninde başarılı bir katil yaratmasıyla Remakeside fena değildi. Tam da İstismar sinemasının sonlarında slasher akımları başladı. 13.Cuma bunların en başındaydı. Ve son derece Halloween esinlenmesi olarak görülsede sonradan devam eden serisiyle fanlarını artırarak kendini Halloween gibi kült sınıfına çıkardı. Teen Slasherlar durmadılar 13.Cuma gibi kampta geçen çöp filmler yapıldı. Bunların arasında çok düşük bütçeyle yapılan The Burning vardı. Ne kadar ucuz makyaj ve efektler kullanılsa da çok başarılı yapımlardan biriydi. Ondan sonra bir süre kurt adam filmleri çekilmeye başladı. Özellikle kült olan Howling ve Kurt Adam filmleri kült sınıfları içine girdi. Tam o sırada Halloween 2 gelerek yine Slasher filmlerini gündeme getirmeye başladı.

Ve işte yavaş, yavaş modern korku sineması başlamıştı. Slasher’larda bunların öncülerinden biriydi. Pirana 2 ve Cinnet filmlerinin gelmesiyle çöp filmlerinin ve modern korku sinemasının asla sonu ermeyeceğini anladık. Fakat 13.Cuma bölüm 2’de Halloween filmine misilleme yaparak onunla bir yarış içine girene denk, sonrası bu fikrim yıkıldı. Ve Slasherların mücadelesi başladı olarak düşündüm. Artık o hayalini kurduğum modern korku sineması yerine ticari amaçlı filmlerin geleceğini düşünüyordum. “The Evil Dead” yine bu yıl vizyona konuldu. “Night of the Living Dead” ve “The Exorcist”ten esinlenen bu filmde, bir grup genç eski bir kitabı okuduktan sonra ormanlık alanda bir kabine saklanmış ve şeytani ruhları ve zombileri çağırmışlardı. Son derece düşük bir bütçeyle yapılan bu film tüm zamanların en başarılı korku filmlerinden biri olmayı başarıp çok ciddi bir hasılat yapmıştı. 1983’te bir çok devam nitelikli korku filmi yapıldı ve başı sonu 5 dakika süren aldatıcı üç boyutlu (3D) modası ile hasılat toplamaya başlandı. Bu filmler arasında “Ammytiville 3D”, “Jaws 3D” ve Friday the 13th Part 3D” bulunuyordu. Bunların tümü hemen hemen anlamsız kurgulara sahipti ve yalnızca üç boyutlu film isteyen seyircilerin açlığını bastırmak için fabrikasyon tarzında üretiliyorlardı. İçlerinde Eli yüzü düzgün tek 13. Cuma bölüm 3 vardı. Ne kadar üç boyuta kaçmaya çalışsada efsaneyi bozmadan devam ettirmeye çalıştılar. “Psycho 2” de bu yıl vizyona girdi. Başrolünde yine Anthony Perkins vardı. Orijinal filminin kurgusunu devam ettiriyordu. 22 yıl kadar sonra, Norman Bates akıl hastanesinden çıkıyor ve kendi eski motelini yeniden açıyordu. Ayrıca, John Carpenter üçüncü bir Halloween filmi çekti. Bu filmin adı ise “Halloween 3: Season of the Witch” idi. Fakat nedense 13.Cuma ile yarışmaktan korkmuş olacaklar ki Slasher’dan uzaklaşarak serinin en anlamsız devam filmiydi. Michael’i bu filmde kullanmadılar bile. Fakat hasılat beklentilerin çok altındaydı. Ve bende hiç beğenmemiştim.
1983, aynı zamanda tüm dünya’da ahlaki bir paniğin yaşandığı yıl oldu. Aniden, filmlerin video kasetlere çekilmesinin tabi olduğu herhangi bir yasa olmadığı keşfedildi. Bu nedenle, küçük dağıtımcı şirketler raflarını her türlü küçük bütçeli korku filmleriyle doldurmaya başladılar. Bu filmlerin çoğu daha önce sinemada yasaklanan filmlerdi. Buna tepki olarak, hükümetler yasaklamayı istediği filmlerin listelerini çıkardı. Daha sonra, 1984’de, onaylanmamış kasetlerin ticaretini yasakladı ve ev videoları için sert sansür yasaları getirdi. Ki ben bunun son derece yanlış olduğunu düşünmekteyim. Sonrası 13.Cuma 4. Bölümüyle devam etmeye devam etti. Anladım ki daha yapımcılar altın getirecek bu kazları yolmaya devam edeceklerdi. Korku komedilerinde başarılı yapımları ortaya çıkıyordu. Hayalet Avcıları filmi gibi… Zombilerin ortadan kaybolduklarını düşündüğümüz bir anda en sevdiğim yönetmenlerden biri olan George A. Romeo’un Ölülerin Günü patlak verdi. Çok, çok başarılıydı. Slasherların yükselişine bir son verilmeliydi. Fakat o zamanlarda yapılan korkunç komiklerden biri olan Return of the Living Dead/Yaşayan Ölülerin Dönüşü sert bir yumruk çaktı. George babalarımızın zombilerine… Ve 13.Cuma şımarık gençleri ve ona ahlak dersi veren hokey maskeli katili devam filmlerine devam etmeye başladı. Elm Sokağıda bir devam filmi çekerek bu savaşa kendininde katıldığını açıkladı. Bilimkurgu/ Korku filmlerinin geri dönüşü başlamasa bile bir hareketlenme yaratan Sineği ve onun devamınıda gördük. Son derece harika filmlerden biriydi. Devam niteliğinde birkaç film daha yapıldı. Bunlardan biri, yine Anthony Perkins’in başrolünü oynadığı “Psycho 3” oldu. Bunu “Phantasm 2” izledi. Bu film 9 yıl kadar sonra çekilmekle birlikte ilk filmin hemen ardından vizyona konuldu. Ayrıca, hayal kırıklığı yaratan “Poltergeist 2” bu yıl gösterime girdi. O da yetmedi. Başarısız devam filmlerinden biri olan Howling 2’yi gördük. Fakat Slasher savaşının devam ettiği unutmaya çalışırken 13.Cuma 6.bölümüyle bize yuh artık çektirmeye yetti. Seri halen kendini izletebiliyordu. İşte bu şaşırtıcı gerçeklerden biriydi. Ve savaşa sert bir rakip daha katıldı. Teksas Katliamı 2 geldi. Koşarak aldığımı hatırlıyorum. Son derece sertti. Belki de günümüzün sert gore filmlerini gören bir yapımdı. Bilimkurgu filmlerin tek tuk gelirken Yaratıklar yaratık serisinin ikinci filmide geldi. O kadar çok devam filmi gelirken bunun gelmemesi beklenemezdi. Sam Raimi, aynı yıl içinde “Evil Dead 2”yi piyasaya sürdü. Kısmen devam, kısmen yeni yapım olan bu film, orijinal “Evil Dead” filmini takip ediyordu. Gore sinemasıda yavaş, yavaş inşa ediniyordu. Elm Sokağı 3. Bölümüyle devamını sürdürdü. Son derece iyiken bir o kadar gereksiz Jaws 4 çıktı birde ortaya… Ve eş cinsel dini yazar Clive Baker’in Hellraiser’i ortalığı karıştı. Fantastik bir korku hikayesinden çıkan bir Slasher özentisine döndü. Ve zaten güçlü örneği olan Slasherlar savaşına katıldı. 1988’de, Jason, Freddy, Pinhead, Michael Myers ve bir çok diğer karakter devam nitelikli yeni filmlerle yeniden beyaz perdede görüldü. Ve durmak bilemeyen 13.Cuma devam etmeye devam ediyordu. Artık 7. Bölümde gelmişti aralarına…

Elm Sokağıda durmadan 4.bölümünü çekti. Hellraiser devam filmini çekerek savaşta geri kalmamaya çalıştı. Sonra Halloween tam unutuldu derken yanlıştan dönerek Halloween 4.bölümüyle Michael’i geri döndürdü. Ve bir Slasher’ın doğuşuna artık az kalmıştı. Katil Bebek Chuck aramıza katıldı. Son derece keskin bir mizaha sahip Çocuk Oyunu savaşa bomba gibi düştü. Savaş artık iyice kızışmıştı. Ve bundan sonra sırasıyla Elm Sokağı 5. Bölümlerini, Halloween 5. Bölümlerini, 13.Cuma 8. Bölümlerini, Amityville 4. Bölümlerini yarattı. Ve böylece 80’ler devri kapandı. Ve yep yeni 90’larda savaşın dineyeceğini düşünmeye başlayan çok sayıda insan oldu. Fakat 90’ların başında çıkan Örümcek korkusundan sonra Slasher savaşının bitmesinden yararlanırcasına ikinci bir savaş çıkarmak isteyen iki film ortaya çıktı. Teksas Katliamı 3 ve Çocuk oyunu 2 gibi. Bu arada başarısız Sapık 4’te para kazanmak istiyordu. Ve modern korku sineması atağa geçti. Kuzuların Sessizliği ve Korku Burnu hızla korku sinemasına gerçek yüzünü göstermeye çalıştılar. Fakat Elm Sokağı bir bölüm daha çıkartmadan duramadılar. Bunun altında kalmak istemeyen Chucky Çocuk Oyunu 3 ile savaştan geri çekilmeyeceğini ilan etti. Ve Dracula geldi karşımıza başarılı filmlerden biriydi. Çok beğenmiştim. Nerden bilecektim vampirlerin günümüzde rezil edileceğini… Sonra Yaratık 3’devam etti. Bilim kurdu/Korku türüne ait olsa da kendini Slasherlarla savaşırken bozdu. Şeker Adam ortaya çıkınca Clive Baker’ın hikayelerinden daha bir çok Slasher savaşına gireceğini anlamıştık. Bir diğer geri dönüş ise Pinhead’in “Hellraiser 3 : Hell on Earth” ile dönüşü oldu. Yönetmen Wes Craven, en yeni filmi “The People Under the Stairs” adlı son filmini yine bu dönemde vizyona soktu. Bu film yönetmenin “Nightmare on Elm Street“den sonraki en başarılı korku filmi oldu. Sam Raimi, “Evil Dead” serisinin üçüncüsünü “Army of Darkness : The Medievil Dead” adlı filmle piyasaya geri döndü. Jason ise, “Jason goes to Hell : The Final Friday” adlı filmde kendini çok güzel rezil etmeyi bildi. Sonra Amityvile devamını sürdürürken bir devam edecek karga serisi ortaya çıktı. Tam bu sırada Wes Craven Freddy öldürmek için geri getirdi. Ve Teksas Katliamı 4. bir bölüm daha çekerek kendini rezil etti. Tam bu sırada Phantasm 3, şeker adam 2 kendilerini rezil ederken… Çığlık bir bomba gibi patladı. Slasher filmlerine akıllanın dercesine ne kadar saçmaladıklarını anlatmak için slasher türünle bir güzel dalga geçti. Fakat buna rağmen kendine bir hayran kitlesi kazandırdı. Ve o da aynı hataya düşerek devam filmlerini çekti. Halloween ders almadı ve 6.bölümünü bile çıkardı. Hellraiser 4.bölümünle daha daha rezil etti kendini ve benim kalbimi kırdılar.Son derece başarılı, fakat aynı zamanda tuhaf “From Dusk Till Dawn” adlı filmde ise George Clooney ve Quentin Tarantino vampirlerle savaşıyordu. Ayrıca, bir diğer Steven King romanı da, başrolünde Robert Burke’nin oynadığı “Thinner” adlı filmle uyarlanarak beyaz perdeye geliyordu. Slasherlar belki bu kadar saçmalamaya devam etselerdi. Asla izlemeyecektim. “I know what you did Last Summer/Geçen Yaz ne yaptığını biliyorum” filmi, çığlık ilhamlı peş peşe filmlerden yalnızca biriydi. Filmin yazarı bile Çığlık ile aynı, yani Kevin Williamson idi. Bir diğer benzer türde dolaylı korku filmi olan “Wishmaster” da, şeytani mitsel bir karakter olan Djinn (cin) üzerinde odaklanmıştı. Bu sırada bashetmek istemediğim bir çok kötü film çıkmıştı. Ve günümüz sinemasının ne şekil alacağını bile artık tahmin edemiyordum. Phantasm ve halloween devamlarını sürdürdüler. Chucky’i de suskunluğunu bozduk. Geçen yaz ne yaptığını biliyorumda devamını getirmeyi bildi. Fakat sadece el kamerasıyla çekilerek yaş sınırı almamasına rağmen bedavaya gelen Blair Cadısı filmi insanları korkttu. Çünkü herkes tarafından gerçek bir olay olduğundan bahsediliyordu. Devamı başarısız olsa bile hasılat rekoru kırdı. Bunun dışında değinmediğim bir çok başarılı film var. Özellikle toplum açısından deney veya tez olarak kabul edilecek filmler çok sayıda yine de günümüz sineması çok değişik bir hal aldığından bahsetmek istiyorum. Yine de merak ediyorsanı şöyle diyeyim günümüz sinemasında yine çok sayıda slasher var fakat bunların çoğu remake(Yeniden Çevrim) ve çoğuda başarısız. Çok sevilen filmlerin çoğunundan görüntü kalitesi ile ilgisi yok sen zaten hakkınla bir film çekersen o başarılı olacaktır. Fakat günümüzün korku sinemasında 70’lerin İstismar Sinemasına yakınlaşma var. Gore adını verdiğimiz tür şuan yükselişte(kanın oluk, oluk aktığı filmler) Son zamanlarda Fransız dehşet sinemasında bunu görüyoruz. Özellikle başarılı örnekleri Sınırda, İçerde, Yüksek Tansiyon ve Her Gün Başka Bela… Eskiye bakarsak Mezarına Tüküreceğim, Soldaki Son Ev, Tepenin Gözleri, İki Bin Manyak… Fransızlar ışında dehşet sineması adına Otel ve Testere Serisini ekleyebiliriz. Testere ne kadar 2,3 ve 4. Filmleri anlamsız gelsede 5. Filmi izledikten sonra bunların çekilmesinin gerekli olduğunu anlayacaksınız. Birde bunların dışında el kamerasıyla çekilen ve gerçek bir snuff’a benzeyen snuff similasyonları var(snuff gerçek insanların öldüğü filmlerden kanıtlanmamıştır. Bir şehir efsanesidir) Fakat Sinemada korku filmi olarak adlandırılan bir Alacakaranlık serisi var. Vampir ve kurt adam mitlerinin içine sıçan filmler bunlar biz bu filmi sevmeyenler nedenlerimizi uzun, uzun anlatırken bu seven çoğunlukla kızlar türkçeyi katleden mesajlar veriyorlar.Reklam olmasın diye bir arkadaşımın sitesinde yazdığı ironik yorumunu eklemek istiyorum. “yiaaaa effeet şok güsel bi filimmmm.. Bende hayranıyim bu filmin.. hayatımta islediğim en mükemmel aşk hikayesi. yaağni ben böle güzel aşk hikayesi islemedim duymadım pilmiorum yanee. Edward varya sarsın beni sarmalasın alsın kaçırsın beni hani hoplatsın istetiğini yapabilirrrrrr… ay ben vampirlerede inanıyorum bisim okulda bi çocuk varrrr adı berkecan kesin vampir yaane, çok karismatik aynı edwarda bensiyo. hayır yaane ben hayatımda hiç film islemediğimden bu film bence mükemmel bir film bana göre. ben hiç aşk filmide islemedim yane bundan başka. ayrıca benim beynim yok ve ben türk okullarında okumama raaamen türkçe pilmiyorum. hem banane türkçe bilmesem nolcak edward sanki türkmü? hıh! hem olsun beyine ihtiyacım yok annemin babamın çook parası var beni en güsel okullara yasdırırlar her saman. yasıklar olsunki bana ATATÜRK!!!!!ün türk gençlerine emanet ettiği bu ülke bizlere kalacak yarın öbürgün. Yaane edward gelse değil kendimi ben bu ülkeyi satarım yaneee!”

Yorumunu yapan arkadaşım Murat Özkan’ı Tebrik ediyorum.

Ve bu herşeyi açıklayan yorumuna sonuna kadar katılıyorum. Nerden 80’lerin Lost Boys ruhu değil mi? “Öncelikle bir sinema filmi değil sanki tv’de dizi izlemiş gibi hissettim kendimi. Ve şimdi daha iyi anlıyorum gençlerin bu filme neden bu kadar hayranlık duyduğunu. Aslında filme değil, filmdeki vampirlerin bu kadar ilgi çekici ele alınmış olmasına ilgi duymuşlar kesinlikle. Yani zaten filmin senaryosu o kadar zayıf ve boşluklarla dolu ki, ilgi çeken sadece yakışıklı Edward’ımız ve onun mükemmel ailesi, yaşantısı. Yani depresif, gotik, emo yada gayet normal genç bir kız nasıl istemezki böyle bir vampirle yaşamayı. (mükemmel bir aile, ev, araba, karizma) Resmen yapımcılar, senarist, yazar artık her neyse, ilgi çekici bir vampir karakteri yaratmaya çalışmışlar, gençler üzerinde etki bırakmak için ve bunu mükemmelde başarmışlar. Vampirlerin bütünnn olumsuz çirkin yönlerini çıkarıp atmışlar, yerine sanki cennetten gönderilmiş melek koymuşlar anasını satiyim. Böyle vampirmi olur çıldırtmayın beni. Vampir dediğin güneşe çıktığında disco ball gibi parlamaz, yanar, çürür, parçalanır. Yaratmış oldukları vampir karakteri o kadar vampir doğasına ters ve aykırı ki, ben açıkçası vampir sınıfına bile koymam bunları. Vampirimsi demek daha doğru olur heralde. Lütfen gençler elinizi vicdanınıza koyun böyle vampirmi olur allah aşkına. Yani bunlara vampir diyorsanız eğer siz hiç vampir filmi seyretmemişsiniz demektir. Ama doğru sizin suçunuz değil ki kayıp bir jenerasyonun çocukları olmanız. Ah keşke herşey 80′lerde ki gibi kalsaydı. Nerde o “The Lost Boys” ruhu nerdeeeee… Filmdeki efektlere hiç birşey demiyorum. En ucuz tv dizilerinde bile çok daha iyi efektler kullanılıyor artık. Film boyunca aklıma takılan bir sürü soru vardı, senaryodaki boşluklardan doğan. Spoiler için bu mantık hatalarını söylemiyim yoksa bütün filmi anlatmak zorunda kalırım. İkinci devam filmi ise finaldeki KABAK gibi apaçık gönderme ile belli olmuş oldu. (kızılderili çocuğumuz ile edward’ın karşılaştığı sahneden, ben ikinci filmin bütün senaryosunu çözdüm şimdiden) Yani kısacası Twilight bir sinema filmi değil, Dawson’s Creek ayarında bir tv dizisidir bana göre. Bu kadar büyütülmesinde ki tek ama tek neden filmin kendisi değil, filmdeki vampirlerin nasıl ele alındığıdır. Böyle janjanlı vampir olmaz olsun. Gençlerin beyinlerini yıkıyorlar, kandırıyorlar sosyete vampir imajı ile. Zombileri bu yüzden seviyorum işte. Neyse o! Yalan dolan yok! Öyle güneşe çıktıklarında da parlamıyorlar ayrıca. Tek dertleri et ve beyin. Hadi iyi geceler…” Murat Özkan’ının bu açıklamalarındanda anlaşılacağı üzerine Alacakaranlık seven bu kızlara bu ülkeyi asla teslim etmem… Siyasette çektim. Ama türk kızları bu kadar salak olamazlar. Beni böyle konuşturdular ya, bravo. Ama bu durumdan çok rahatsızım. Alacakaranlık kızların gözlerini boyamaya çalışan berbat ötesi bir gençlik filmi… Tabii şimdi benim adım çok bilmişe çıkacak.

EN İYİ SAVAŞ FİLMLERİ YARIŞTI

17:47 Gönderen dexter_fernando

EN İYİ SAVAŞ FİLMLERİ YARIŞTI   Tüm zamanların 'en iyi savaş filmleri' listesi sıralandı. 3 bin kişinin katıldığı ankette Steven Spielberg'in 'Saving Private Ryan' (Er Ryan'ı Kurtarmak) filmi birinciliğini ilan etti.

Sinema sitesi Lovefilm, Quentin Tarantino'nun henüz vizyona giren filmi (Bu cuma Türkiye'de de giriyor.) 'Inglourious Bastards' (Soysuzlar Çetesi) filminden yola çıkarak tüm zamanların en iyi savaş filmlerini belirlemek için bir anket düzenledi.

3 bin kişinin katıldığı ankette Steven Spielberg'in yönetmen koltuğunda olduğu, Tom Hanks ve Matt Damon'ın başrollerde yer aldığı 1998 yapımı 'Saving Private Ryan' (Er Ryan'ı Kurtarmak) %21 oyla birinci oldu.

Listede ikinci sırada Steve McQueen'in oynadığı 'The Great Escape' (Büyük Kaçış) filmi göze çarpıyor. Üçüncü sırada yine sinemanın dahi çocuğu Spielberg'in bir başka savaş filmi var: 'Schindler's List' (Schindler'in Listesi)

Francis Ford Coppola'nın başyapıtlarından 'Apocalypse Now' bir Vietnam filmi. Conrad'ın 'Heart of Darkness' romanından sinemaya uyarlanan film, dördüncü sıraya oturuyor.

Vietnam Savaşı'nda ilham alan bir başka film de beşinci sırada, Stanley Kubrick'e ait: 'Full Metal Jacket'.

TÜM ZAMANLARIN EN İYİ SAVAŞ FİLMLERİ TOP 10:

Filmin Adı: Filmin Yapım Yılı: OY ORANI:

1. Saving Private Ryan (1998) 21%

2. The Great Escape (1963) 11%

3. Schindler's List (1993) 10%

4. Apocalypse Now (1979) 9%

5. Full Metal Jacket (1987) 7%

6. Platoon (1986) 6%

7. Braveheart (1995) 5%

8. Black Hawk Down (2001) 4%

9. Das Boot (2006) 2%

10. The Deer Hunter (2008) 1%

En iyi Zombi Filmleri

17:44 Gönderen dexter_fernando

İŞTE EN İYİ ZOMBİ FİLMLERİ   Bu hafta zombilere adeta gün doğdu! Bilim adamları yaptıkları araştırmalarda "Eğer zombiler yaşasaydı, ne olurdu?" sorusuna yanıt ararken, zombilere de el atan sinema perdelerini araladı.

Özellikle edebiyat ve sinemada kendine geniş yer bulan 'zombi cumhuriyeti', bilimsel araştırmaların da konusu olarak gecemize gündüzümüze girmeyi iyiden iyiye başardı. Kanadalı araştırmacılar, ‘zombiler gerçekten yaşasaydı, ne olurdu? sorusundan başladı, 'zombilerle insanlar arasında bir savaş patlak verseydi kim kazandırdı?' yla devam etti.

Küçücük bir ısırıkla bile insanı zombiye dönüştüren bu pek çirkin görünümlü yaratıkların hakimiyetine giren bilgisayar oyunları, edebiyat ve sinema, kendisine zengin bir malzeme bulmanın haklı gururunu yaşarken, Ottawa Üniversitesi'ndeki bilim insanları da medeniyetin zombilerle birlikte paramparça olacağına karar verdi.

İŞTE EN İYİ ZOMBİ FİLMLERİ
JACKSON'IN ZOMBİLERİ DANS EDERDİ
Her ne kadar zombinin sözlük anlamı 'öldükten sonra da yürüyebilen insan' olarak geçse de, Michael Jackson'ın Thriller klibinde mezarlarından dışarı fırlayıp yürümek ne kelime, tıpkı Jackson gibi ustalıkla dans eden, adeta pistin tozunu dumana katan zombiler olduğunu da gördük. Zombi tarihinin sinema da dahil en başarılı işlerinden birine imza atan Jackson, 14 dakikalık kısa film tadındaki görsel şovuyla, bugün bile hâlâ zevkle ve bir hayli nostaljiyle izlenebilecek bir zombi klibinin öncüsüdür.

SİNEMA ZOMBİLERİ SEVDİ
Ağızlarından kan damlayan, patlak gözleriyle ödümüzü patlatıp kabusa dönüşen bu yaratıklar, özellikle Hollywood'un yetenekli makyözleri sayesinde, okurken hayal ettiklerimizin bir adım önüne geçerek gerilim dozunu arttırdılar. Özellikle George A. Romero ve Victor Halperin, zombi sinemasınnı babalarından kabul edilir. Yönetmenlerin özel ilgi alanlarına giren bu yaratıklar, ısırıklarıyla perdeyi yırtar.

En Türk'ünden zombiler geliyor, hazırlanın!

Türk sinemasının bile artık bir zombi filminin olacağını öğrenince, Türklerin arasına dalmayı başaran zombileri kutlamamak elde değil!

Sinema yazarları Murat Emir Eren ile Talip Ertürk'ün Aralık ayında vizyona girmesi muhtemel görünen filmi Ada, 24 Ağustos'ta çekimlerini 'zombi'lemeye başlıyor. Hatta ve hatta bu amaçla film ekibi, facebook üzerinde zombi figürasyonuna katılacak gönüllü ekip arkadaşları bile aramaya başlamış, buradan duyurulur!

Yok ben almayayım diyorsanız ama yine de zombi sinemasından ayrılamıyorsanız, Hollywood'un anlı şanlı ve pek kanlı ölmüş dirilmiş yaratıklarının hangi filmler üzerinde gezindiğine bir bakalım ve evet, arkamıza bakmadan kaçalım!

İşte size en harbi zombi filmleri:

Night of the Living Dead (1968)

Dellamorte Dellamore (1994)

Dawn of the Dead (1978)

Army of Darkness (1992)

28 Days Later (2002)

Shaun of the Dead (2004)

Braindead (1992)

Bio Zombie (1998)

Evil Dead II (1987)

White Zombie (1932)

Aaa ödül aldım...

17:48 Gönderen dexter_fernando


Bugün bigee tarafından ödüllendirildim. Kendisine teşekkür ederim. Ha unutmadan beni seçmeye devam edin...
Bu da benimle ilgili 7 ilginç şey...
1-Evimde türlü boyutlarda bir satır koleksiyonum var.
2-Her gün en az bir film izlemeden güne başlamam.
3-Köpeklerin kokusu öksürtüyor.
4-Küçükken korku filmleri yüzünden psikoloji çocuk diye adlandırıldım.
5-Satın su asla içmem.
6-Kitap okumadan uyuyamam.
7-Damarıma basanı acımam vururum.
Şimdi sıra geldi ben ödülleri dağıtacağım...
1- Aytaç'ın Mutfağı
2- Kadınlar Yazıyor
3- Ortaparmak
4- Korku Sitesi
5- Vladimir'in Derdi
6- Sinemahşer
7- Desem ki

Hepiniz kaliteli bloglarsınız. İşşallah daha bir çok ödüle layık olursunuz.

1.Altın Zombi Eli Ödülleri

17:14 Gönderen dexter_fernando


Sevgili zombilerim oskar törenlerini birde biz dağıtalım dedik. İyi mi ettik? Orası size kalmış. Altın zombi eli ödül törenine hoş geldiniz. Bu yılın kazananları;

En iyi Film: Milyoner
En iyi Erkek Oyuncu: Süt/ Sean Penn
En iyi Kadın Oyuncu: Okuyucu/Kate Winslet
En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Kara Şövalye/Heath Ledger
En iyi Yardımcı kadın oyunu:Doubt /Amy Adams
En iyi Yönetmen: Milyoner/Okuyucu
En iyi uyarlama senaryo:Okuyucu/David Hare
En iyi sinematografi: Benjamin Button'un Tuhaf Hikayesi/Claudio Milanda
En iyi Kurgu:Milyoner
En iyi sanat yönetmeni: Milyoner
En iyi Kostüm: Düşeş
En iyi Makyaj: Benjamin Button'un tuhaf hikayesi
En iyi orjinal film müziği:Milyoner
En iyi orjinal film şarkısı: Milyoner
En iyi ses miksajı:Milyoner
En iyi ses montajı: Kara Şövalye
En iyi görsel efekt: Kara Şövalye
En iyi Animasyon: Wall-E
En iyi yabancı Dilde Film:3 Maymum
En iyi belgesel:The Garden
En iyi kısa Belgesel: Smile Pinki
En iyi kısa film(Animasyon)Presto