School Of The Dead

16:05 Gönderen dexter_fernando

School of The Dead Trailer from Brooklynbound on Vimeo.

J'attendrai le Suivant

13:00 Gönderen dexter_fernando


J'attendrai Le Suivant... - Funny blooper videos are here

Nükleer Santrale Sinemasal Sorgulamalar

21:41 Gönderen dexter_fernando

Mersin Sinema Derneği Akkuyu'da yapımı planlanan nükleer santrali sinema diliyle sorguluyor. Akkuyu nükleer santralini sinema diliyle sorgulamak amacıyla 'Kod: 16' adıyla 90 dakikalık bir sinema filminin çalışmalarına başlandı.

Filmin yönetmenliğini daha önce bir çok kısa film ve 'Sokak' adlı uzun metraj bir filme imza atan Yasin Korkmaz üstlendi.

Nükleer santral konusunun 40 yıldır tartışıldığını söyleyen yönetmen Yasin Korkmaz "Bu konu ne getirip ne götürecek hala aydınlığa çıkmış değil. Zaman zaman da taraftar olanlar ve karşı olanların taraf değiştirdiğine şahit oluyoruz. Anlaşılıyor ki bu alanda da ulusal bir tavır ve çıkar hesabı yapılmamış. Her şeyimizde olduğu gibi nükleer santral konusu da yabancı çıkar çevrelerinin ilgisi yönünde gelişme gösteriyor. Aslında artık enerji kaynağı olarak nükleer sistem ve teknolojisi de eskimiş durumda. Dünya enerji devleri daha temiz enerji kaynaklarına yönelmişken neden nükleer enerjide diretiyoruz anlamak güç.Çevreye olan öldürücü etkisi artık herkes tarafından biliniyor. Biz filmimizde konunun bir tek çevre yönünü değil Dünya siyasetindeki yerini de sorguluyoruz. Filmimiz insanlara olayı daha iyi anlatmak için nükleer santral kurulduktan sonrasını anlatıyor."
Kod 16, ucuz ve yüksek enerji kaynağı olarak lanse edilen nükleer sistemin aslında enerjide en sakıncalı bir durum olan dışa bağımlılığı da beraberinde getireceğine de dikkat çekiyor. Filmde, bölge kültür değerleri ve doğal yapısı da unutulmadı. Projeyi ulusal bazda bir çok kişi ve kuruluşun görüşüne sunduklarını söyleyen yönetmen Korkmaz, bu konuda ilgilinin yüksek olmasının kendisini cesaretlendirdiğini ifade etti. Halen cast aşamasının ve storyboard çizimlerinin devam ettiği “Kod: 16” filmi için eylül başlarında motor denileceği belirtildi.
FİLMİN TEKNİK ÖZELLİKLERİ Mersin’in İlk Sinema Filmi “Kod: 16”
Mersin'in ilk sinema filmi olmaya aday Kod 16, günümüzde bir çok sinema filminin çekildiği 35 mm film kalitesinde kayıt yapan dijital kamera ile direk bilgisayar formatında kayıt edilecek. Kod: 16 filmi kurgu aşamasından sonra bir filmin sinema filmi olması için gerekli olan şartların temelini oluşturan 35 mm film formatına aktarılacak ve Mersin, Adana, Antalya, İstanbul, İzmir ve Ankara'da anlaşma yapılan sinema salonlarında özel gösterimlerde izleyici ile buluşacak.

Filmi taşıyacak bir kaç önemli karakterin dışında bütün karakter ve tiplemeleri bölge halkı canlandıracak. Projede rol alacak olan bölge halkından seçilecek oyuncular alanında uzman hocalar tarafından temel oyunculuk dersleri verilecek. Bunun dışında planlanan bir çok etkinlik ile bölge halkının projeye ilgisi çekilecek. Bir yandan da bölge halkının nükleer santral konusunda bilinçlenmesi sağlanacak.

Filmin İstanbul ve Ankara'da geçen sahnelerinin çekimleri o illerde kısa film çalışmaları yürüten ekiplerin desteği ile gerçekleşecek. Film müziği için ise Türkiye’nin çevre konusunda duyarlı önemli bir sanatçısı ile görüşmeler devam ediyor. Görüşmeler olumlu sonuçlanırsa izleyiciyi büyük bir sürpriz bekliyor. Özel efektler için profesyonel destek alınırken, teknik ekipmanlar İstanbul’da faaliyet yürüten profesyonel firmaların desteği ile giderilecek. Filmin 35mm’e aktarılması da yine bir firmanın desteği ile yapılacak. Akkuyu bölgesinde yapılacak olan çekimler 20 gün sürecek.

Film ile ilgili iletişim için mersinema@hotmail.com adresi kullanılabilirken 0534 738 49 07 nolu telefon üzerinde de iletişim sağlanabilir.

KOD: 16 FİLMİNİN SNOPSİSİ

Bölge halkının duyarsızlığı ve bölgede işsizlere iş kapısı olması umuduyla yetersiz kalan tepkiler ve Nükleer Santral lobisinin çabaları sonunda Akkuyu’da Nükleer santral kurulur. Ancak bölge halkının beklediği iş alanı bir türlü açılmaz. Santralin deneme çalışmaları sürerken çevrede bazı dikkatli gözlerin görebildiği olağan olmayan gelişmeler görülmeye başlar.

Kıyıya vuran ölü balıklar ve farklı deniz canlıları yanında bölgede yetiştirilen bazı ürünlerde de garip şekil bozuklukları görülür. Bölgede yaşayan çocuklar da alışıla gelmedik hastalıklar baş gösterir. Santralin kurulduğu kasabada oturan duyarlı bir genç olan Kadir ve çevreci bir profesör bu garip gelişmelerin peşine düşer. Ancak işler istedikleri gibi gitmez ve gizli bir yapının bu tür araştırmaları yapanlara karşı koyduklarını görürler ve santrale karşı araştırma yapanlar beklenmedik kazalara kurban gider.

Bölgede yaşayan ve nükleer santralde yapılmadan önce eğitim için yurt dışına giden Kadir’in abisi Birol bir grup arkadaşı ile tatil için köye gelir ve bir bilim adamı adayı olarak destekçisi olduğu nükleer enerjinin yaşadığı bölgeyi ne hale getirdiğini izlerken, kendisini olayların merkezinde bulur. Dünya enerji devlerinin kavgasının sonunda santralin güvenlikle ilgili şartlarına uyulmadığı anlaşılır. Nükleer Santral yapımını geçekleştiren lobinin TBMM'deki kolu işin açığa çıkmasıyla yön değiştirir. Gerçekleri kabul etmiş görünerek santral yapını üstlenen firmayı değiştirdiklerini, üretimin durduğunu ve bu konuda çok daha deneyim bir yeni firmanın tüm şartları yerine getireceğini resmi ağızdan ilan ederler.
Ancak firma resmen değişse de işleyiş değişmemiştir ve sağlıksız şartlarda santral çalışmaya devam eder. İlgili bakan TV'de açıklama yapar ve tüm söylentilerin yalan olduğunu, deneme üretiminin durduğunu söyler. Vatandaşlar bu açıklamayı dinlerken gök yüzünü bir kızıllık kaplar, kulakları sağır eden bir ses duyulur...

Haber: Serkan Murat KIRIKCI
Kaynak: http://sinemarket.blogspot.com

Kapan/ Fermat’s Room (2007): Bütün Matematikçiler Toplandı!

15:43 Gönderen dexter_fernando


"Küp" ("Cube", 1997) ve "Testere" ("Saw", 2004) gibi kapalı bir ortama tıkılıp hain bir oyunun parçası olan karakterlerin yaşadıkları gerilime odaklanan öykülerden hoşlanıyorsanız kapan sizi mutlu edecek filmlerden biri... İçinde birde matematik var daha ne istiyorsunuz? Benay gelsene hemen. "Kapan" ("Fermat's Room") her ne kadar bu filmler kadar vahşi anlara sahip olmasa da, içerdiği bulmaca ruhu ve tek mekanda gerçekleştirdiği dengeli tavrıyla gerilim seyircisi için yeni bir gönülçelen olabilir. "Kapan", kariyerleri açısından farklı seviyelerde bulunan dört matematikçinin rastlayabilecekleri en büyük bulmacayı çözme fırsatı vaat eden bir davetiyeye cevap vermeleriyle start alıyor. Kısa bir karakter analizi yaptığı için beni sıkmadığını belirmek isterim. İyi de yaptı çünkü matematik çoğu insan için uyku getiren ve sıkıcı bir konudur. Birde karakter analizine girilseydi film başarılı olmazdı. Kahramanlarımız karşılaştıkları –onlar için belki de o kadar zor olmayan– sorular üzerinde kafa yorarken, kendilerine verilen süreyi aştıkları anda küçülmeye başlayan bir odada bulunduklarını fark ediyorlar. Dolayısıyla öykü zaman içinde bilmece içinde bilmece sunmaya başlıyor. Aynı zamanda gizemli gçmişlerinide sorgulamaya başlıyorlar...Tüm bu karmaşaya rağmen "Kapan" aslen meselesini doğrudan anlatmayı ve konuya basit bir açıdan yaklaşmayı tercih ediyor. Bu sayede de kendini fazla büyük görme gibi bir kompleksle karşılaşmıyoruz. Bu şüphesiz film için artı bir nokta, belki hiçbir zaman heyecanı en üst seviyeye tırmandırmıyor. Fakat daha zeki e hırçın olabilselerdi. Saw fenomenini taklit etmeye çalışan bir film olarak görülmezdi. Gerilimli sahneler bile gerçekçi değil yapmacık gibi duruyor. Yani ölüm korkusu karakterler pek yansıtamıyor. Yine de kısıtlı mekan kullanarak güzel bir film çıkarmak yönetmenler için zordur. Hatta kısıtlı mekan kullanan çoğu film kötü yorumlardan nasibini alır. Fakat yöneten kısıtlı mekanda zihin zorlayan orta sınıf bir gerilim filmi çıkarmayı başarmış. anat yönetmenliği, ses efektleri, kurgu ve görüntü yönetmenliğinde herhangi bir soruna rastlanmıyor. Senaryosunda mantık dışı hareketlere de yüz vermeyen film, aynı zamanda ana oyuncularının da performanslarından güç alıyor. Matematik bilimini, bir gerilim unsuru olarak kullanmak konusunda ise neredeyse hiçbir kusuru yok. Eğer gerçekten kanlı ve sert sahneler bekliyorsanız kapan filminde bunları bulamazsınız. Farklı bir film izlemek isteyenler, kurgu severler asla kaçırmamalı. Matematikçiler için eğlenceli olabilecek göndermeler olan film. Zaten en başında diyor "asal sayı nedir bilmiyorsan bundan sonrasını anlaman zor" gibi bir şeyler. Buradan Goldbach Hipotezi'ne geçiş yapıyor ve sonra hipotezi sağlayan 3-4 örnek bile veriyor. Fakat filmin ileriki anlarında koskoca matematikçilere sorulan soruları ele alırsak eğer; internette az buçuk takılan herkesin çözebileceği sorulardı. Yani öyle ahım şahım bir şeyler göremedik. Fakat filmin normal insanlara da hitap etmesi açısından teorik şeylerden kaçınarak daha çok zeka problemlerine ağırlık vermiş olabilirler. Yoksa orada üçüncü dereceden denklemler, katsayılar matrisi veya kutupsal koordinatlar görmek sıkıcı olabilirdi. Evet evet düşündüm de o kolay sorular daha eğlenceli olmuş.
Yazının gerisi spoiler içerir seyretmeyen ilk cümleyi bile okumasın. Olayı tezgahlayan adamın taa en başta bozuk araba numarası yaptığını çakmayan yoktur sanırım. Fakat buna rağmen film kendi halinde başka sürprizler de yaşatıyor. Buna rağmen bazı mantık hataları vardı ama. Mesela lambalı soru veya kum saati sorusu gibi uzun cevaplı soruların cevaplarını nasıl yazdılar merak ettim. Cevabını anlatırken bile 30-40 saniye süren hikayeyi 1 dk içinde nasıl okuyacak, nasıl çözecek ve nasıl yazacak? Okuma ve çözme kısmını atlasak bile yazması çok uzun be abicim kısa cevaplı sorular bulamadınız mı? Hadi tamam orasına da bir şey demiyorum da asıl mantıksız olan; -matematikçi ya da bilgisayar mantığını bilen insan gözüyle bakarsak- cevapların doğruluğunu kimin belirlediği. Bilgisayar değil mi bunları yapan? Çünkü karşıda birisi yok. Öyleyse o kadar uzun ve hikaye gibi cevapları olan cümlelerin doğru olup olmadığını nasıl biliyor? Bilgisayara bir veya yüz cevap yüklersin ama o en ufak bir virgülü bile göremezse yanlış der geçer. Neticede aptal makina. Yorum yapamaz. Sadece kelimelere göre bilse, 7 kelimelik bir cümlenin 5040 farklı yazılışı vardır. Böyle geniş olasılıkların cevaplar arasına yüklenmiş olabileceğini düşünsek bile binbir türlü farklı kelime ile de yazabilirsin cevabı. Eğer tüm cevapları yazan kişi, olayı tezgahlayan kişi olsaydı, bu açık kapanmış olurdu. Keşke öyle yapsalarmış be. İyi seyirler... İyi çalışmalar...

Sakallı Salma Hayek

15:39 Gönderen dexter_fernando

Vampirlerle ilgili filmlerin çok ilgi çektiği bu dönemde, 2010'un Mart'ında bir tanesi daha vizyona girecek.

(25 Ağustos 2009) Darren Shan’in Türkiye’de TUDEM Yayınları tarafından okurlara sunulan popüler roman serisini kaynak alan Ucubeler Sirki: Vampirin Çırağı’nda birbiriyle savaş halinde olan 2 vampir grubu arasındaki 200 yıllık ateşkesi farkında olmadan bozan bir gencin korkunç hikayesi anlatılıyor. Gecenin grotesk canlıları ve yanlış anlaşılan ucubelerin fantastik hayatı içine çekilen bir genç, sıkıcı bir hayatın güvenli ortamından uzaklaşacak ve kâbuslardan fırlamış gibi görünen bir yerde kaderini yaşayacak.

16 yaşındaki Darren (Chris Massoglia) banliyödeki mahallesindeki çoğu genç gibiydi. Yakın arkadaşıyla takılıyor, orta halli notlar alıyor ve genelde beladan uzak duruyordu. Ancak o ve arkadaşı gezgin bir ucubeler kumpanyasına denk geldiklerinde, Darren’ın içinde bir şeyler değişmeye başlıyor. İşte o anda Larten Crepsley adında bir vampir (John C. Reilly) onu kana susamış bir şeye dönüştürüyor.

Kısa bir süre önce yaşayan bir ölüye dönüşen Darren, yılan çocuk, kurt adam, sakallı kadın (Salma Hayek) ve devasa bir çığırtkan (Ken Watanabe) gibi canavarsı yaratıklarla dolu Ucubeler Sirki’ne katılıyor. Darren bu karanlık dünyada yeni güçlerini denemeye başladığı sırada, vampirler ve onların daha ölümcül rakipleri arasında değerli bir piyona dönüşüyor. Bir yandan hayatta kalmaya çalışan genç, yaklaşmakta olan savaşın içinde kalan son insanlık kırıntılarını yok etmesini önlemek için çabalıyor.

Türk Sineması'nda Rekor

15:38 Gönderen dexter_fernando


Bu yıl bol bol Türk filmi izleyeceğiz!

(25 Ağustos 2009) Bu yıl vizyona çok sayıda Türk filmi girecek. Hatta eylül ayından itibaren bir dahaki hazirana kadar 70 Türk filminin vizyona girmesi planlanarak, ülkemiz için rekor sayı elde edilmiş olacak.

NTV'den aldığımız habere göre Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürü Abdurrahman Çelik'in de sevindirici açıklamaları bulunuyor.

KDV'nin İndirilmesi Yabancıları Rahatlatacak
Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürü Abdurrahman Çelik de, yeni sinema sezonuna ilişkin değerlendirmede bulundu.

Yabancı film yapımcılarına teşvik niteliği taşıyan yasal düzenlemenin TBMM'de kabul edilmesinin ardından bu alanda önemli bir adım olduğunu belirten Çelik, ''KDV'nin indirilmesi, yabancıları biraz daha rahatlatacak. Ama bu, tek başına bir çare değil. Bunun yanında, en azından bir miktar da geriye dönük teşvik mekanizmasının oluşturulması gerekiyor. Bunun başarılması halinde yılda 4-5 film Türkiye'de çekilebilir'' dedi.

Türkiye'nin, böylelikle gelecek 4-5 yıl içerisinde Türkiye'nin bu alanda en önemli ülkeler arasına girebileceğini vurgulayan Çelik, şunları söyledi: ''Bu filmlerin Türkiye'de çekilmesi, uluslararası anlamda tanınmamızı ciddi şekilde artıracaktır. Bu da doğal bir kültür hazinesine sahip bulunan ülkemizi de daha ön plana çıkaracaktır. Ülkenin genel ekonomik durumu gibi konuları düşünürsek, teşvik de hemen çıkamıyor. Çünkü teşvik de bir istisnadır, belli kayıpları göz önüne almanız lazım. Tabii burada kayıptan çok kazanç elde edilecek. Biraz da öyle düşünmek lazım. Yani hem maddi kazanç, hem de manevi olarak ülkenin tanıtımı açısından kazanç elde edilecek.''

ABD'den ekim ayı içerisinde önemli yapımcıların geleceğini dile getiren Çelik, ''Bir aksilik olmazsa benim tahminim 2010 yılında iki büyük yabancı filmin Türkiye'de çekimi yüzde 70'ler civarında bulunuyor'' diye konuştu.

Gişe Açısından Kriz Önemli
Küresel krizin etkilerinin tüm dünyada halen yaşandığını dile getiren Çelik, ''Geçen yıl krizin başlangıcıydı. Bu yıl şu andan itibaren krizin tam göbeğindeyiz, önümüzdeki yıl da muhtemelen bu his devam edecek. Bu da 2009-2010 sinema sezonu için gişe açısından önem taşıyor'' dedi.

Geçen sinema sezonunda gişe hasılatları açısından ilk 10'un Türk filmlerinden oluştuğunu ifade eden Çelik, ''Bu, gişe başarısı olarak inanılmaz, hiç görülmemiş bir şeydir ve çok sevindiricidir'' değerlendirmesinde bulundu. Bu sezon da gösterime girecek film sayısı açısından yeni bir rekora imza atılacağını aktaran Çelik, ''Eylül ayından itibaren gelecek yıl hazirana kadar yaklaşık olarak 70 film vizyona girecek. Bu da film sayısı itibariyle Türkiye'nin rekoru olacak. Gişe başarılarını da hep beraber göreceğiz. Muhtemelen gişede de iyi sonuçlar alacağız diye ümit ediyorum'' diye konuştu.

Let the Right One In

18:42 Gönderen dexter_fernando


Let the Right One In'in bildiğimiz bütün vampir öykülerini altüst edip,türün Bu zamana kadar çekilmiş bütün filmlerinden kendini ayrı bir köşeye koyan, özgün hikayesi ile türe yepyeni bir halka ekleyen çok iyi bir filmSon yıllarda Lukas Moodysson gibi ülke gençliğinin problermlerine fena halde takmış bir yönetmenden sonra bu zamana kadar ismini pek duymadığımız Tomas Alfredson imzalı Let the Right One In İsveç'in bembeyaz örtüyle kaplanmış küçük bir kasabasında ortaya çıkan 12 yaşındaki vampir ile yaşıtı bir çocuğun arasında geçen oldukça sıradışı bir öykünün üzerine kurulu...Genelde uzakdoğu sinemasından aşina olduğumuz küçük çocuk ile korkutma formatını Alfredson ters çevirip olaya tamamen duygusal açıda yaklaşımış. Çocukuluğun verdiği masumiyet,gittikçe yakınlaşan bu ikilin minik kalplerinde başlayan aşkı filmi özgün yapan en büyük unsurlardan biri. Korku ile duygusallığı aynı çerçevede ve oldukça gerçekçi yansıtmayı başaran yönetmen,filmi tek bir saniye aksatmadan,akıcı bir şekilde sürdürmeyide oldukca iyi beceriyor.Birde filmdeki atmosferi oldukça iyi yansıtan müzikleride atlamak olmaz. Let the Right One In gerek özgün senaryosu,gerek anlatımındaki akıcılık,sadelik ve gerçeklikle son yıllarda öne çıkan en iyi yapımlardan.Filmde akıllarda kalacak,izleyenin asla unutamaycak gerilim dozajı oldukça yüksek sahneler var. Özellikle kedi saldırısı ve yüzme havzundaki katliam asla unutulmayacaktır. Film, ilkokul sıralarına kadar sıçrayan şiddeti anlatırken isveç'teki eğitim sisteminede hayran bırakıyor. Okulu sadece okul olarak değil günün her saati,her türlü spor faaliyetlerine açık şekilde kullanılması görmek oldukça imrendirici bir durum.Sanırım bizim eğitim alanında daha çok yol katetmemiz gerekiyor.Bu filmi görene dek bittiğinde moralimi bozan bir vampir filmi izlememiştim...Fantastik bir karakter olduğunu düşündüğümüz(zira gerçekten varolduklarını düşünmekten çok hoşlanırım)vampirlerin yaşamına son derece gerçekçi bir bakış atmış... Yavaş işleyişli filmler izlemekten hoşlanmayanlara sıkıcı olabileceğini söyleyebilirim... Japon filmlerinin yavaşlığınla aynı derecede. 2008'in en iyi filmleri arasında kabul edilen Let the Right One In, korkunç vampir filmleri ile sanat sinemasının çarpıcı bir karışımı. Görüntüleri, atmosferi ve bıçak sırtı romantik hikayesiyle unutulmaz bir çalışma olduğunu düşünüyorum.Birde unutmadan filmin adınla ilgili açıklama yapmak isterim. Bu adın vampir efsaneleriyle doğrudan ilgisi var. Efsanelere göre vampir kurbanının penceresine gelir. İçeri girmek için izin ister. Kurban içeri gelmesine sözle izin verirse vampir içeri gelir ve kurbanın kanını emer. Kurban bir şekilde vampirin kandırıcı sesine karşı koyabilirse hiç değilse o gecelik kurtulur. Öyleyse filmin adını "Doğru Kişinin İçeri Girmesine İzin Ver" ve ya "Doğru Kişiyi İçeri Al" olarak çevirebiliriz.Twilight'tan onlarca gere daha iyi bir film ile karşı karşıyayız. Ayrıca içine girilen yer, özellikle bu film için, sadece bir oda anlamını değil kişinin kalbi anlamını da taşımaktadır. Bu durumda daha edebi çeviriyle isim "Doğru Kişiye Kalbinin Kapısını Aç" olur. Uzun zamandır aşkı bu kadar güzel ve saf anlatan bir film izlememiştim.(Filmin adını anlatan şu kısa bölümü İrfan Taşcının araştırmasından alıntıdır)
Film vampir filmleri içerisinde en değişik tarz olarak yer alıyor...Alışagelmiş hırçın vahşi vampirler yok bu kez ama yine kan var..Oskarın hikayesi çok etkileyici belki ama Eli daha bir bambaşka mutlaka izlenmeli bence -Elinin "Kendinini benim yerime koy" demesi 12 yaşında bir çocuğun başına böyle birşey gelmesi gerçekten tüyler ürpertici..ve şu sözü çok haklı galiba -Eli "Ya gidip yaşamalı, ya kalıp ölmeliyim"... Hele o kapıdan içeri giriş sahnesi... Hiçbir hollydood efekti çocuğun o anki sarılışının yerini tutamaz fikrimce... Mutlaka izleyin. İzlerken ayrıntıları gözden kaçırmayın daha da dikkat edin. Eminim ki filmden aldığınız keyif katlanarak artacak. Umarız bu ilginç arkadaşlık, yalnızlık ve cesaret öyküsü ülkemiz sinema salonlarında da kendine en kısa zamanda yer bulur. Korkudan çok küçük bir vampir ile küçük bir insanın dram yoğunluklu aşk hikayesi. İyi seyirler...