<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813</id><updated>2011-07-08T13:12:07.609+03:00</updated><category term='Yakın Plan'/><category term='Multimedya'/><category term='Dosya Konusu'/><category term='Haberler'/><category term='Anlam Arayışları'/><category term='İnceleme'/><category term='Zombi Genel'/><category term='Kavram-Kuram'/><title type='text'>BeneaththeGround</title><subtitle type='html'>Zombi severler sinema,kültür sanat ve edebiyat hakkında yazıyor...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>161</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-8349856568509969739</id><published>2010-06-25T14:35:00.001+03:00</published><updated>2010-06-25T14:36:38.303+03:00</updated><title type='text'>Yine Taşındık!!</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;&lt;a href="http://mustafaturkan.com"&gt;http://mustafaturkan.com&lt;/a&gt; artık bizi buradan takip edebilirsiniz. Yakın takipçimiz olursanız seviniriz. &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-8349856568509969739?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/8349856568509969739/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2010/06/yine-tasndk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8349856568509969739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8349856568509969739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2010/06/yine-tasndk.html' title='Yine Taşındık!!'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-6294958298241487008</id><published>2009-10-31T12:43:00.001+02:00</published><updated>2009-10-31T12:46:09.352+02:00</updated><title type='text'>Yeni Sitemiz</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://kanverevan.com"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'trebuchet ms';"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#FF0000;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;HTTP://KANVEREVAN.COM&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-6294958298241487008?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/6294958298241487008/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/10/yeni-sitemiz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6294958298241487008'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6294958298241487008'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/10/yeni-sitemiz.html' title='Yeni Sitemiz'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-6829439575368054229</id><published>2009-10-05T16:19:00.005+03:00</published><updated>2009-10-05T16:57:41.725+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Karanlıktakiler</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;Çağan ırmak en sevdiğim yönetmenlerden biridir türkiye'de özellikle onunla ilk tanıştığım filmleri Mustafa Hakkında Herşey'de gerçekten yetenekli bir yönetmen olduğu gördüm basit bir yönetmen değildi. Türkiye'de sayısı azalan sanat filmi çekmeye cesaret edecek az yönetmenden biriydi ve bana kendini sevdirdi. Ondan sonra izlediğim Bana Şans Dile ile de sevgimden birşey kaybetmeyen Çağan Irmak ondan sonra çok yetenekli oyuncu kadrosu ile çektiği Babam ve oğlum onu çok sevdirdi. İnsanları hüzne, sevince boğdu mütevazi havası olan filmiyle beni kendine daha çok bağladı. Sonra eline bir o kadar sevdiğim Kabuslar Evi ile başarısız sayılacak bölümler yarattı. Daha sonraları kazandığı paralar ile artık sanat filmi çekecek kadar cesur olduğunu düşündü. Ve ulak ile şansını denedi bana göre faso çıktı. Son olarak bu sefer kaybettiği paraları başarılı sayılacak hüzünlü biten can acıtan bir aşk hikayesi olan Issız Adam ile tekrar kazandı. Ve şimdi de babam ve oğlum ile başladığı yolculuğu Annem ve Oğlum ile devam ettirecekti. Fakat adını karanlıktakiler olarak değiştirdi. Yeni izlediğim filmini merakla bekliyordum. Ve sevdim... Öncellikle hayatımda Türkiye tanıdığıme en iyi anlatım dili ve senaryo yaratımını Çağan Irmak'ta görmüştüm. Ha bu filmin senaryosu iyi mi daha tartışmak için erken sayılır. Öncellikle konusundan bahsedelim... Egemen (Erdem Akakçe) 30’lu yaşlarını aşmış, bir reklam ajansında ofis boy olarak çalışan ve ilerleyen yaşına rağmen annesi Gülseren (Meral Çetinkaya) ile aynı evde yaşamak zorunda olan genç bir adamdır. Annesinin zihinsel kararmalarıyla geçen bir hayat Egemen için, evlerinin içine gizlenmiş, belki de sadece onlar için hazırlanmış ufak bir cehennem gibidir.Gülseren içinse hayattaki tek varoluş nedenidir Egemen. Gerisi, kendisini hapsettiği evinde yaşadığı bitmeyen bir huzursuzluk ve tedirgin bir ruhtur. Yanında olmasını istediği tek kişi Egemen’dir. Oğlunun kendisinden ayrılmasına dair en ufak bir düşünce bile bir çılgınlık nöbetine girmesi için yeterlidir.Egemen’in tüm hayatını geçirdiği bu cehennemden uzaklaşarak, rahat nefes alabildiği, normal bir hayata yaklaştığı tek yerse çalıştığı reklam şirketidir. İşi sayesinde dış hayatla bir bağ kurmak az da olsa annesinin karanlık dünyasından uzaklaştırır Egemen’i. Öte yandan patronu Umay’a (Derya Alabora) duyduğu ilgi genç adam için büyük bir açmazdır. Annesinin varlığı bu ilgi önünde koca bir engeldir. Çaresizliği artan Egemen iki kadın arasında sıkışıp kalır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  line-height: 15px; font-family:'lucida sans unicode', helvetica, tahoma;font-size:11px;"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/Ssn7JjNg8MI/AAAAAAAAAKU/aH5oYS8dQ-M/s320/94036_700.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389114570614829250" /&gt;&lt;div style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-family: 'lucida sans unicode', helvetica, tahoma; "&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Çoğu kişi tarafından Çağan Irmağın en kötü filmi olarak adlandırılabilir fakat karanlıktakiler Çağan Irmağın sürekli gelişen yabancı yönetmenlerin seviyesine ulaştığını gösteriyor. Bizim ülkemizden bir Otomatik portokal, beyaz band ve ölümcül oyunlar çıkacak ve bunu başaracak tek yönetmende Çağan Irmak fakat bizim ülkemiz malesef daha din, din diye ölürse bu sanat filmlerini biraz zor göreceğiz. Çağan Irmağın karakter yaratımı ben Issız Adam'da basit bulmuştum. Fakat burada Egemen karakteri gerek oyuncu gerek o ete kemiğe bürütmüş gülseren kar&lt;span&gt;&lt;span&gt;akteride öyle tabii...Aktörün, canlandırdığı karakterin ‘sevgi/nefret’ ya da ‘dahil olma/olamama’ ikilemlerini derinden yaşayan ruh halini yansıtırken gösterdiği azim alkışlanacak cinsten. “Karanlıktakiler”, belki “Babam ve Oğlum” ile “Issız Adam”ın ulaştığı gişe başarılarına kadar gidemeyecek, ama toplumun marjinalleştirdiği karakterlerinin nefes alışlarıyla etkisini hissettirecek gibi görünüyor. Bu film gişe filmi kesinlikle değil 1 milyon izlensene bile ben yine gişe filmi olmadığını söyleyeceğim. Bu film para kazanma amacı yok. Karanlıktakiler aslında şehir hayatının pırıltılı ve heyecanlı olaylarını anlatmadığı başarılı herkesin kendi karanlığına girdiği bir senaryoya sahip yine diyorum bu filmin senaryosuda atmosferide başarılı tabii kitap okumayan Recep İvedik gibi gişe filmi sevenleri filmi anlayavileceklerini sanmıyorum. Yine diyorum kitap okuyan, yorumlayın :) Sağlıksız bir anne-oğul ilişkisinin, acının ve kendini unutmanın dokunaklı hikâyesini anlatmak zordur fakat o başarmıştır. Filmin senaryosunu İstanbul’daki komşularından esinlenerek yazdığını anlatan Çağan Irmak, filmi sayesinde modern bir Türkiye’nin, Akdeniz Türkiye’sinin portresini çiziyor. Ülkesinin büyük değişimler geçirdiğini anlatan yönetmen bu filmin de bu değişime ilişkin kimi öğeler taşıdığını aktarıyor. Kabuslar Evine yakın bir tarz kullanan film gerilim filmi olarak kabul edilebilir. Fakat bir korku filmi değil kesinlikle yanlış anlaşılmamalı bu konu hakkında daha satırlarca konuşabilirim. Film adıda çoğu ülkede değişik Karanlıktakiler, annem ve oğlum, annem deli, ana-oğul... Peki soracaksınız sıkılmadan mı izledin? Hiç sıkılmadan izledim eminim sizde izleyeceksiniz. Fakat bir ıssız adam aramayın sığ denizlerde yüzmeyen fersahlarca yer altında sinir bozucu atmosferiyle size başka şeyler yaşatacak filmlerden biri...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;Yönetmen Irmak, başka yönetmenlerin başaracağından pek de emin olmadığım bir derinlik katmış filme. Film, onun yönetmenlik ve yazarlıktaki (filmin senaryosu da ona ait) becerisi sayesinde komedi ya da karikatür gibi olmamış. Uzun sessizliklerle, bastırılmış duygular ve anne-oğul arasındaki ihtilafla filme gerilim katmış. Ama bir şekilde de, alışılmadık espri anlayışıyla filmi aydınlatmayı başarabilmiş. Film bittikten sonra ne kadar garip duygular içinde kalacak olsanız bile belki de her gün o karanlıkta yaşayanlardan biri de sizsiniz? Siz karanlıktakiler olabilirsiniz... Çağan Irmağın en iyi ilmi olduğunu bağırarak söylüyorum çağan ırmak "kendinle dalga geçen" zeki insanlardan biridir... Çağan ırmağın en iyi ve en gelişmiş filmini görmek daha doğrusu sanat filmi izlemek isteyenlerin beğeneceği cinsten bir film. Fakat Issız adam olmayacak karşınızda beklentilerinizi yüksek tutun karşılayacak...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  color: rgb(222, 226, 227); line-height: 15px; font-family:Tahoma, Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;font-size:11px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  color: rgb(222, 226, 227); line-height: 15px; -webkit-border-horizontal-spacing: 10px; -webkit-border-vertical-spacing: 10px; font-family:Tahoma, Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;font-size:11px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-6829439575368054229?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/6829439575368054229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/10/karanlktakiler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6829439575368054229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6829439575368054229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/10/karanlktakiler.html' title='Karanlıktakiler'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/Ssn7JjNg8MI/AAAAAAAAAKU/aH5oYS8dQ-M/s72-c/94036_700.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-6782298247722406934</id><published>2009-10-01T20:39:00.002+03:00</published><updated>2009-10-01T20:42:00.035+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>Duyuru</title><content type='html'>Sayın pek değerli site takipçilerimiz yorumlarınıza adınızıda yazarsanız mutlu oluruz. İsimsiz yorumları bundan sonra değerlendirmeyeceğim. Ayrıca sitemiz bundan böyle burada her türlü filmin incelendiğini söyleyenler oldu. Yeni host ve domaine geçeceğimiz. İçin yeni adresimizde sadece korku ve onun alt türleri ile ilgi yazılar vb. şeyler olacaktır. Şimdilik hepinize iyi günler. Yazar kadrosunda yer almak isterseniz bize dexter_fernando@windowslive.com adresinden ulaşabilirsiniz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-6782298247722406934?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/6782298247722406934/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/10/duyuru.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6782298247722406934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6782298247722406934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/10/duyuru.html' title='Duyuru'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-1140331074137769504</id><published>2009-09-30T19:52:00.004+03:00</published><updated>2009-10-01T20:39:09.515+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Güneşi Gördüm miyop olmuş...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_m9MlOxUtcgo/SfHA-GI-yNI/AAAAAAAAAdk/_xcly-1LTQk/s400/gunesi_gordum5bu.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 198px; height: 183px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_m9MlOxUtcgo/SfHA-GI-yNI/AAAAAAAAAdk/_xcly-1LTQk/s400/gunesi_gordum5bu.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;Mahsun Kırmızıgül'ün gerek müziksel altyapısı, gerekse dünya gerçeklerine duyarlılığıyla, alanındaki çoğu isimden ayrı bir yerde durduğu aşikâr. Müzik hayatında dert edindiği konular, şarkı sözlerinin toplumla kurduğu bağlar gibi kilit noktaları sinemasının da yapıtaşları haline getirmeye çalışıyor. Yarattığı her karakteri kartonluktan veya işlevsizlikten kurtarıp, altı doldurulmuş ve toplum hayatının içinden karakterler olarak çizmeye çalıştığını görüyoruz. Kendi topraklarımızdaki hikayeleri sunarak duygularımızı sömürmek konusunda da üstüne fakat bu sefer gerçekten çuvalladı. Yönetmen olunmaz yönetmen doğulur desem ne olacak... Oskarda yarışmaya yollanacak, fakat basit bir dili ve başarısız bir sinema filmi kokusu burnunu deliyor insanın. Fragmanda insanları değişik bir havaya sokan sonra boş çıkan filmleri çeken yönetmenlerden nefret ederim. Mahsun bu yönetmenler arasına kendini sokan birisidir. Konu ve film olarak Beyaz Melek filminin çok gerisinde, her şeyden önce konu tek taraflı, klasik bir kürt bakış açısı, adamlar her evde 6 şar çocuk doguruyorlar, ondan sonra gelsin yaşam mücadelesi, bu 6 çocu köyde olsa pislik içinde büyütülüyor, şehirde olsa birbirini öldürür hale geliyor, yani Mahsun denilen arkadaş konuyu irdelerken Kürt halkının neden hep geri kalmış bir toplum oldugunu irdelerse daha iyi olur. Orhan Pamuk gibi türkiye'yi kötüleyerek ödül alacağına güvenmiş olmalılar jüriler. Ya da sinemadan anlamayan insanlar demek doğru olacak...Mahsun Kırmızıgül'e birisinin gerçeği söylemesi gerekiyor. Beyaz Melek'la New York'ta ödül alması da gerçeği değiştirmiyor: filmi beraber çektiği insanlar istediği kadar kendisi için çok güzel öykü anlatıyor desin, bu iddia bu film söz konusu olduğu sürece asla gerçek değil. Beni en çok düşündüren şeylerden birisi Mahsun Kırmızıgül'ün aslında hala arabesk bir yapısının olduğunu görmek oldu. Şık ve güzel görüntülü filmlerle anlatılan öyküler arabesk öykülerin bir kaç kat iyisi olarak görünüyor. Basında medyada haftalarca göklere çıkartıldı kırmızıgül. Maden böyle politik bir film sokmak istiyorsunuz. Mommo var hemde bağımsız 0 bütçe ile çekilmiş bir film güneşi gördüm'ün seçilmesi bağımsız yapımları yapacak yönetmenlerin gözünü korkutmaktan başka birşey değil hani...Bir gişe filminin oraya gitmesini asla kabul etmem.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_71xYv0rkT18/SU-g683aAbI/AAAAAAAAA5s/QRV1VquwO7U/s320/g%C3%BCne%C5%9Fi+g%C3%B6rd%C3%BCm.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_71xYv0rkT18/SU-g683aAbI/AAAAAAAAA5s/QRV1VquwO7U/s320/g%C3%BCne%C5%9Fi+g%C3%B6rd%C3%BCm.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Durmadan mesaj kaygısına giren filmlerden biri tamam mesaj verebilirsin. Ama bunu insanın gözüne sokarak vermenin anlamı nedir anladım. Bence şarkıcılığa devam et müziklerini dinleyelim fakat filmini asla izlemeyelim. Evet mahsun sana gıcıklığımdan bu yorumu yapıyorum.&lt;br /&gt;Film kalitesi olarak değerlendirmeye almaya dahi gerek olunmayacak bir film. Filmde öyle sahneler varki gidip kendinize kahve alıp gelseniz hiçbir şey kaçırmayacağınız kadar sıkıcı. Dizi filmler kalitesinde tartışacak olsak çoğu dizi film daha başarılı.. Senaryo olarak değerlendirmeye alacak olsak bu konu Türkiye'de işlenmeyi bekleyen en hazır hammadde. Peki Mahsun K. bu hammaddeyi nasıl işlemiş diye bakarsak; eline yüzüne bulaştırmış demeyi isterdim ama maalesef Mahsun K. tam anlamıyla pragmatik bir açıyla konuyu ele alıp tam bir ortayolcu mantığıyla filmi bitirmiş. Ha daha iyi olabilir miydi? Olabilirdi, mahsun çok güzelde başarmamış bu işi. Tamam yani bu filmi izleyen vahil bir "hadi ülkemizde iş yok. Norveçli olalım" mesajını alabilir. Böyle bir riske girmeye gerek yok.İzlediğime izleyeceğime bin pişman oldum desem yalan olmaz. Yani insanların gözünü harika boğuyor bir teröriste şehit demesini anlamayan bir halkımızın olması ne güzel bir durum değil mi? Töbee, töbee... Bu filmlerle sinemamız bir arpa boyu yol alamaz. Suya sabuna dokunmadan terörü destekleyip, sonrada insan hakları savunuculuğuna soyunan avrupa ülkelerini cennetmiş gibi gösterip yerlere göklere sığdıramaması mı, yoksa sehitlerimizle teroristleri aynı kefeye koyması mı , hangisi d&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.meleklermekani.com/imagehosting/gunesi-gordum-5696.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 190px; height: 273px;" src="http://www.meleklermekani.com/imagehosting/gunesi-gordum-5696.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;aha rahatsız edici. Bunları tek farkeden ben değilimdir umarım.  Film hem estetik hem de dramaturji açısından tam anlamı ile çok zayıf. Neresinden tutup neresinden düzeltsek diye kalakalıyorsunuz. Burada baştan başa bölge sorunlarını yazmak istemiyorum ama bölge sahnelerinin özellikle asker-halk ilişkisinin bu kadar sevecen olamayacağı her halde çok aşikârdır. Bunun gibi birçok tema aslında olduğundan çok daha "mahsun" ve masum gösterilmiş. Mahsun Kırmızıgül'ün tavrı yaşananları yalın bir gerçeklikle anlatmaktan çok öte, aslında tam bir işgüzarlık. Filmde ne şiş yansın ne kebap anlayışı ile işin içinden çıkılmaya çalışılmış. Taraflara çok dokunmadan ve çözüme dair en ufak bir şey önerme cesareti göstermeden bol acılı, bol ajitasyonlu, bol mesaj kaygılı, üstüne üstülük bir anda bir çok konuyu işlemeye çalışıp ama hiç bir yere varamayan bir film yapılmış.&lt;br /&gt;Doğu'da yaşayan eşcinsel insanların yaşamları büyük kentlerde yaşayanlarınkinden daha acılı ve daha trajik. Bunu anlattığı için ödül alacağına inanan bir jüri olsa gerek yani sanki sadece içinde eş cinsel temalı filmler ödülleri topluyorlar. Halen buna inanıyorsak daha çok medeniyet lazım bize... Güneşi gördüm anlaşılan güneşi tam göremeyen bir film olmuş. &lt;strong&gt;"Güneşi Gördüm&lt;/strong&gt; köyde başlayan, İstanbul ve Norveç'te devam eden hikayesinde köy hayatını ele alırken herhangi bir TV dizisinde rastlayabileceğimiz bir anlatım tarzı ve içeriği tutturuyor. Kadın-erkek-çocuk ayrımı, terör sorunu gibi konularda kanıksanmış görüşleri tekrarlıyor. Eğer benim gibi mahsun kırmızı gülsü yönetmenleri içinize sindiremiyorsanız. Ve karamsarlıklarla dolu taraflı politik filmlerden haz almıyorsanız kesinlikle tavsiye etmiyorum. Kimse izlemesin, hatta bu filmi yok edin. Güneşi gördüm lütfen güneşi gör miyop... Müzikleri dışında boş bir film vakit kaybı izlemeyin olmaz olsun böyle film.  3 maymun yarışmalı oskarda... Güneşi görsen bile oskarı göremezsin...&lt;br /&gt;&lt;span style="display: block;" id="spoiler_comment_109386"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="display: block;" id="spoiler_comment_109617"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="display: block;" id="spoiler_comment_110742"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="display: block;" id="spoiler_comment_111787"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-1140331074137769504?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/1140331074137769504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/gunesi-gordum-miyop-olmus.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1140331074137769504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1140331074137769504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/gunesi-gordum-miyop-olmus.html' title='Güneşi Gördüm miyop olmuş...'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_m9MlOxUtcgo/SfHA-GI-yNI/AAAAAAAAAdk/_xcly-1LTQk/s72-c/gunesi_gordum5bu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-6344513889630397455</id><published>2009-09-30T19:18:00.000+03:00</published><updated>2009-09-30T19:19:13.829+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>Son Veda</title><content type='html'>&lt;span id="contextual"&gt;&lt;div style="padding: 0pt 5px 0px 0pt; float: left;"&gt;&lt;div&gt;&lt;img alt="" id="imgHaber" src="http://beyazperde.mynet.com/images/haber/14469-sonv200.jpg" /&gt; &lt;/div&gt;         &lt;/div&gt;               &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 0, 0);" &gt;2009 Yabancı Dil En İyi Oscar Ödülü'nü kazanan Son Veda, 2 Ekim'de vizyona giriyor!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(30 Eylül 2009)                  Filmin Akademi Ödülleri'ndeki başarısı yanısıra daha birçok festivalden de ödülleri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Filmin bugüne kadar aldığı ödüllerin listesi:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Akademi Ödülü ® Sahibi&lt;/b&gt; – En İyi Yabancı Film&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;32. Japonya Akademisi ödüllerinde 10 dalda ödül sahibi&lt;/b&gt;- En iyi Film, Yönetmen, Erkek Oyuncu, Yardımcı Erkek Oyuncu, Yardımcı Kadın Oyuncu, Senaryo, Görüntü Yönetmenliği, Işıklandırma, Sanat Yönetimi, Ses, Kurgu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;32. Montreal World Film Festival&lt;/b&gt;- Grand Prix des Amerique Galibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Altın Horoz Ödülü Sahibi&lt;/b&gt; – En İyi Film, Yönetmen, Erkek Oyuncu (Çin Akademi Ödülleri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;28. Hawaii Film Festivali Galibi&lt;/b&gt; – İzleyici Ödülü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Melbourne ve Sydney Japon Filmleri Festivali&lt;/b&gt; – Kapanış Filmi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;20. Geleneksel Palm Springs Uluslararası Film Festivali’nde İzleyici Ödülü sahibi&lt;/b&gt; – En İyi Kurgusal Film&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Nikkan Sports Film Ödülü Sahibi&lt;/b&gt; – En İyi Yönetmen, En İyi Film&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hochi Film Ödülü Sahibi&lt;/b&gt; – En İyi Film&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kinema Jumpo Galibi&lt;/b&gt; – Yılın 1 numaralı filmi, En İyi Yönetmen, Senaryo, Erkek Oyuncu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;51. Mavi Kurdele Ödülleri&lt;/b&gt; – En İyi Erkek Oyuncu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Elan d'or Ödülü Sahibi&lt;/b&gt; – En İyi Film, En İyi Yapımcı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mainichi Film Ödülleri&lt;/b&gt; – En İyi Japon Filmi, En İyi Ses Kurgusu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Film Japonya ve Denizaşırı ülkelerdeki eleştirmenlerden de olumlu yorumlar aldı!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- “Film alışılmamış ve eşsiz bir konuyu alıyor ancak zarafet ve mizahla işliyor. Muhteşem bir sanat eseri; bu filmi çektiği için Yojiro Takita’ya büyük hayranlık duyuyorum.”&lt;br /&gt;Mark Rydell ( Juri Başkanı / Montreal Dünya Film Festivali)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- "Japon kültürünün bu ayrıntılı ayini içerdiğini keşfetmek beni çok şaşırttı…Bu ayin dinin ve sonunda kültürün ötesine geçiyor. Ölümlülüğümüzün ve insan ilişkilerinin kısalığının farkında olan sosyal varlıklar olan bizlerin en temel, evrensel sorunlarına temas ediyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--"’Okuribito (Son Veda)’ izlediğim filmler içinde en iyilerinden biri. Filmlerin en iyi yaptığı şeyi yaparak belli bir insan deneyiminin ve karakterlerle izleyici arasında akan duyguların dünyasına kapı açıyor ve hayatı daha da görkemli kılıyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- "Bu dünyada yaşayan herkesin böyle bir filmi izlemesi gerek. Sonunda, herkes ölür… ama umarız gönderilişimiz böyle olur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-- "Merhaba – Ne zamandır görüşmüyoruz – Hoşça kal – Görüşürüz --- bu film bize günlük yaşamımızdaki bu sözlerin önemini hatırlatıyor… Böyle bir filmi keşfettiğim için çok mutluyum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabuta koymadan önce ölü bedenlerin törensel hazırlıkları üzerinde çalışan kişinin hikayesinin anlatıldığı filmin başrol oyuncusu Masahiro Motoki ile film üzerine yapılan söyleşi Beyazperde'de!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-6344513889630397455?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/6344513889630397455/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/son-veda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6344513889630397455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6344513889630397455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/son-veda.html' title='Son Veda'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-3978913150451391249</id><published>2009-09-25T19:40:00.001+03:00</published><updated>2009-09-25T19:54:06.866+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dosya Konusu'/><title type='text'>En vahşi Filmler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/Srz1nFENAtI/AAAAAAAAAJ8/19VkmSQej7s/s1600-h/alinterieurag2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 223px; height: 143px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/Srz1nFENAtI/AAAAAAAAAJ8/19VkmSQej7s/s320/alinterieurag2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5385449306151781074" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;www.filmschoolrejects.com sitesinde yayınlanan listeye göre sinema tarihinin en vahşi 10 filmi şöyle sıralandı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“The Texas Chain Saw Massacre-Teksas Katliamı/1974¨ (Tobe Hooper),&lt;br /&gt;“Hostel-Otel/2006¨ (Eli Roth),&lt;br /&gt;“Haute Tension-Yüksek Tansiyon/2003¨ (Alexandre Aja),&lt;br /&gt;“The Last House on the Left-Soldaki Ev/1972¨ (Wes Craven),&lt;br /&gt;“I Spit on Your Grave-Mezarına Tüküreceğim/1978¨ (Meir Zarchi),&lt;br /&gt;“A Clockwork Orange-Otomatik Portakal/1971¨ (Stanley Kubrick),&lt;br /&gt;“Saw-Testere/2004¨ (James Wan),&lt;br /&gt;“Cannibal Holocaust-Yamyamlar Cehennemi/1980¨ (Ruggero Deodato),&lt;br /&gt;“Two Thousand Maniacs-İki Bin Manyak/1964¨ (Herschell Gordon Lewis) ve&lt;br /&gt;“The Hills Have Eyes-Tepenin Gözleri/2006¨ (Alexandre Aja).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen Tobe Hooper’ın ikinci filmi olan 1974 yapımı “Teksas Katliamı”, görsel anlamda vahşi şiddet yüklü bir film. Filmde, beş kurban yamyam bir ailenin eline düşer. Bu film zamanında yasaklanmıştı. Elinde elektrikli testereyle sürekli birilerini kovalayan aile testereyle insanları biçiyor. Eli Roth’un yönettiği yeni tarihli “Hostel-Otel” filminde vahşi işkence sahneleri vardı. Film, Slovakya’da geçiyor. Listede genç Fransız yönetmen iki filmiyle yer alıyor. İlki 2003 yapımı “Yüksek Tansiyon” filmi. Bu film yasaklanmıştı. Dean R. Koontz’un “Intensty” adlı romanından uyarlanan filmin şiddet düzeyi çok sarsıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aja’nın listedeki diğer filmi “Tepenin Gözleri” filmi. Bu filmde şiddet öyle sert ki, yer yer bu şiddetten dolayı insan perdeye bakmakta zorlanıyor. New Mexico çöllerinde geçen hikayede kanlar neredeyse kameraya yapışıyor Aja’nın filminde. Çağdaş korku sinemasının önemli adlarından Wes Craven’ın ilk filmi olan 1972 yapımı “Soldaki Ev”de, bir grup katil kızları kesip biçiyor filmde. İşkence, tecavüz ve şiddetin her türlüsü bir gece boyunca sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meir Zarchi’nin 1978 yapımı “Mezarına Tüküreceğim” için şiddet sinemasının “kült” filmlerinden deniliyor. Dört adam tarafından alıkonulup tecavüze uğrayan bir kadının, olaydan sonra kaçmayıp tek tek bu adamları öldürmesi üzerine kurulu. Beyazperdede görülebilecek en şiddet yüklü sahneleri içeriyor film. Kadın, bu adamları silahla tek vuruşta öldürmüyor. Çünkü bunu hak etmiyorlar ve intikam soğuk yenen bir yemek. Elbette seyircinin midesi kaldıramıyor filmdeki birçok sahneyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stanley Kubrick’in 1971'de Anthony Burgess’ın romanından uyarladığı “Otomatik Portakal”, şiddeti iki taraflı gösteriyor. Önce birey, sonra devletin şiddeti yansıyor perdeye. Her ikisi de vahşice. Alex, Beethoven’ın “9. Senfonisi”ni dinleyerek şiddet saçıyordu “Otomatik Portakal”da. James Wan’ın yönettiği “Testere”de birbirini tanımayan iki adam, pis bir banyoda zincirlenmiş olarak uyanırlar. Manyak bir adamın kurbanı olduklarını hemen anlarlar çok geçmeden. Ardından şiddet uç noktalara ulaşıyor filmde. “Testere”yle ilk yönetmenlik deneyimini gerçekleştiren Wan, bu filminin sinema tarihinin en iyi korku filmi olduğunu söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalyan Ruggero Deodato’nun “Yamyamlar Cehennemi” filminde hayvanlar diri diri kesiliyorlar. Bu yüzden film yasaklanmış. Kaplumbağalar canlıyken kabuğu çıkartılıyor ve içi deşiliyor. Tecavüzler, kazığa oturtmalar, insan deşme görüntüleri, çürümüş ölü insan bedenleri vs. Herschell Gordon Lewis’in 1964 yapımı “İki Bin Manyak” da döneminin korkutucu filmlerinden biri olarak değerlendiriliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-3978913150451391249?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/3978913150451391249/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/en-vahsi-filmler.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3978913150451391249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3978913150451391249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/en-vahsi-filmler.html' title='En vahşi Filmler'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/Srz1nFENAtI/AAAAAAAAAJ8/19VkmSQej7s/s72-c/alinterieurag2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-8755362910926742578</id><published>2009-09-24T20:26:00.000+03:00</published><updated>2009-09-24T20:27:38.171+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>Coco Chanel</title><content type='html'>&lt;span id="contextual"&gt;&lt;div style="padding: 0pt 5px 0px 0pt; float: left;"&gt;&lt;div&gt;&lt;img alt="" id="imgHaber" src="http://beyazperde.mynet.com/images/haber/coco5200.jpg" /&gt; &lt;/div&gt;         &lt;/div&gt;               &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" &gt;Cannes Film Festivali'nin kapanış filmi vizyona giriyor!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(24 Eylül 2009)                  Moda duayeni Coco Chanel'in tanınmadan önceki &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR9998R('click', 'hayatını', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR9998R('over', 'hayatını', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR9998R('out', 'hayatını', event, this);return true;" class="adsmartlinkR9998R"&gt;hayatını&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; anlatan film &lt;b&gt;Coco Before Chanel&lt;/b&gt; 6 Kasım'da vizyona girecek. Ama onun öncesinde 16 Ekim'de, &lt;b&gt;Coco Chanel &amp;amp; Igor Stravinsky: Büyük Aşk&lt;/b&gt; ismiyle Chanel'in üne kavuştuktan sonra ünlü kompozitör Igor Stravinsky ile yaşadığı aşkı anlatan film vizyona girecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jan Kaunen’in yönettiği, Chris Greenhalgh’ın 2002 yılında yazdığı Coco &amp;amp; Igor adlı romanından senaryolaştırılan Coco Chanel &amp;amp; Igor Stravinsky: Büyük Aşk, &lt;b&gt;&lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR9998R('click', '2009', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR9998R('over', '2009', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR9998R('out', '2009', event, this);return true;" class="adsmartlinkR9998R"&gt;2009&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; Cannes Film Festivali&lt;/b&gt;'nin kapanış filmi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Filmin Konusu: &lt;/b&gt;Paris, 1913. Coco Chanel &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR9998R('click', 'zengin', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR9998R('over', 'zengin', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR9998R('out', 'zengin', event, this);return true;" class="adsmartlinkR9998R"&gt;zengin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; ve yakışıklı Boy Capel'a aşıktır. Rus kompozitör Igor Stravinsky'ın The Rite of Spring'i (bale) sahnelenmek üzeredir. Igor'un ses uyumsuzluğundaki devrimci &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR9998R('click', 'hareketi', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR9998R('over', 'hareketi', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR9998R('out', 'hareketi', event, this);return true;" class="adsmartlinkR9998R"&gt;hareketi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; Coco'nun radikal fikirleriyle uyum içindedir. Coco kadının &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR9998R('click', 'modasını', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR9998R('over', 'modasını', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR9998R('out', 'modasını', event, this);return true;" class="adsmartlinkR9998R"&gt;modasını&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; demokratikleştirmek istiyordur, Igor'sa müziğin anlamını yeniden tanımlamak istiyordur. The Rite of Sipring'in ilk performansında Coco'nun şık beyaz elbisesi dedikodularla birlikte dikkatleri çekmiştir. Gösteri de müzik ve bale çok modern, çok yabancı olduğu gerekçesiyle eleştirilmiş ve gösteri esnasında tartışmalar yaşanmıştır. Coco bu gösteriden oldukça etkilenmişse de Igor bu eleştirilerin kötü etkisini bir türlü üzerinden atamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1920 yılına gelindiğinde, Coco oldukça başarı kazanmıştır; fakat Boy'un araba kazasında ölmesinden sonra aşk acısı çekiyordur. Igor, Rus İhtilali'nden sonra, Paris'te beş kuruşsuz sürgün hayatı sürüyordur. Coco, Igor'ra Ballet Russes'un (modern bale topluluğu) kurucusu olan Sergey Diaghilev tarafından tanıştırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coco Igor'u tüberküloz hastası karısı ve dört çocuğuyla evinde kalmaları için davet eder. Bu esnada Coco ve Igor'un gizli ilişkisi başlar. Aralarındaki yakınlık yaptıkları iş üzerinde de etkili oluyordur. Igor yeni ve daha liberal müziği üzerine çalışırken, Coco parfümcüsü Ernest Beaux ile ünlü parfüm Chanel No.5 üzerine çalışıyordur...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-8755362910926742578?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/8755362910926742578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/coco-chanel.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8755362910926742578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8755362910926742578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/coco-chanel.html' title='Coco Chanel'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-67593674551853506</id><published>2009-09-24T20:20:00.000+03:00</published><updated>2009-09-24T20:26:14.780+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>Oscar kazanırsa siteyi kapatırım</title><content type='html'>&lt;span id="contextual"&gt;&lt;div style="padding: 0pt 5px 0px 0pt; float: left;"&gt;&lt;div&gt;&lt;img alt="" id="imgHaber" src="http://beyazperde.mynet.com/images/haber/gunesg200.jpg" /&gt; &lt;/div&gt;         &lt;/div&gt;               &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 0, 0);" &gt;Mahsun Kırmızıgül'ün filmi Güneşi Gördüm Oscar Aday Adayı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(24 Eylül 2009)                  2010 yılı için The Academy of Motion Picture Arts and Sciences'ın 96 ülkeden Oscar &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR3248R('click', 'Ödülleri', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR3248R('over', 'Ödülleri', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR3248R('out', 'Ödülleri', event, this);return true;" class="adsmartlinkR3248R"&gt;Ödülleri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;'nde En İyi Yabancı Film seçilebilecek filmlerinin listesi için davette bulunduğunda &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR3248R('click', 'ülkemizden', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR3248R('over', 'ülkemizden', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR3248R('out', 'ülkemizden', event, this);return true;" class="adsmartlinkR3248R"&gt;ülkemizden&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; 13 film belirlenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR3248R('click', 'liste', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR3248R('over', 'liste', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR3248R('out', 'liste', event, this);return true;" class="adsmartlinkR3248R"&gt;liste&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;; Gökten Üç Elma Düştü (Raşit Çelikezer), Güneşi Gördüm (Mahsun Kırmızıgül), Güz Sancısı (Tomris Giritlioğlu), Hadigari Cumhur (Harun Özakıncı), Issız Adam (Çağan Irmak), Karanlıktakiler (Çağan Irmak), Kıskanmak (Zeki Demirkubuz), Mommo &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR3248R('click', 'Kız', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR3248R('over', 'Kız', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR3248R('out', 'Kız', event, this);return true;" class="adsmartlinkR3248R"&gt;Kız&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; Kardeşim (Atalay Taşdiken), Nokta (Derviş Zaim), Pandora’nın Kutusu (Yeşim Ustaoğlu), Sonbahar (Özcan Alper), Usta (Bahadır Karataş) ve 11’e 10 Kala (Pelin Esmer) filmlerinden oluştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu filmler arasından Oscar aday adaylığına, Mahsun Kırmızıgül'ün &lt;b&gt;Güneşi Gördüm&lt;/b&gt; filmi seçildi! İlk filmi &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR3248R('click', 'Beyaz', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR3248R('over', 'Beyaz', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR3248R('out', 'Beyaz', event, this);return true;" class="adsmartlinkR3248R"&gt;Beyaz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; Melek ile gişe rekorları kıran Kırmızıgül'ün ikinci filmi Güneşi Gördüm, ülkemizde tartışmalara sebep olurken filmin Oscar Ödülleri'nde hangi aşamaya kadar yarışacağı merak konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Güneşi Gördüm'ün Konusu:&lt;/b&gt; Mahsun Kırmızıgül’ün ikinci yönetmenlik denemesi Güneşi Gördüm, kalabalık bir ailenin filmi. Askerin emriyle köylerini boşaltan ve bir kısmı İstanbul’da şansını denerken diğerleri de umudu Norveç’e kaçmakta arayan bir aile bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beş kız çocuğun ardından istediği oğla sahip olan Ramo, bir oğlu askere giderken diğeri dağa çıkmış Davut, sert mizaçlı Mamo ve onun kendini hep kız gibi hissetmiş erkek kardeşi Kadri filmin merkezinde yer alıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine çok fazla öykü anlatıyor Kırmızıgül bize. Ama bu kez eklektik durmuyor öyküleri; hepsi bir çatı altında, aynı tema etrafında toplanıyor.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-67593674551853506?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/67593674551853506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/oscar-kazanrsa-siteyi-kapatrm.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/67593674551853506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/67593674551853506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/oscar-kazanrsa-siteyi-kapatrm.html' title='Oscar kazanırsa siteyi kapatırım'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-7684286989041599161</id><published>2009-09-21T17:31:00.005+03:00</published><updated>2009-09-21T17:38:22.666+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Şerefsiz Piçler ya da en iyisi sen bana Soysuzlar Çetesi de...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrePEuiyD3I/AAAAAAAAAJM/7zIj6X3teFM/s1600-h/inglorious-basterds.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 153px; height: 225px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrePEuiyD3I/AAAAAAAAAJM/7zIj6X3teFM/s320/inglorious-basterds.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383929190920884082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tarantino sinemanın dahi ve hastalıklı yönetmenlerinde fakat hasta olsa bile kesinlikle tedavi edilmemeli. Bütün filmlerini ayrı bir keyifle izlemişimdir. Fakat en çok sevdiklerim ilk göz bebeği rezervatuar köpekleri ile ucuz romandır. Fakat ben soysuzlar çetesin'de ayrı bir tad buldum. Bunun en büyük iki nedeni Tarantino'nun sıkıcı bir 2.dünya savaşı değilde eğlenceli bir 2.dünya savaşı filmi yapmasıydı. Diğer nedenim ise christoph waltz'ın müthiş oyunculuk performansıydı. Sinir edici fakat başarılı diyaloglar tarantino'nun aksiyon ve kan dozunu dengelediği tipik olayların hepsi bu filmde son derece ustacaydı. Sahneler ve müzikler tek kelime süper. Evet çoğu dediği kişilerin dediği gibi diyaloglar daha kısa tutulabilirmiş fakat sıkmadığı için bir sorun teşkil etmemekte...Bir Tarantino filmini izlediğinizin tamamen bilincinde oluyorsunuz film boyunca.Diyaloglar,çekimler hepsi buna işaret ediyor ve tabiki müziklerde öyle... Her filminde olduğu gibi müzik seçimleri harika. Şiddeti yine büyüklerin bu seferde savaşta eğlenmek için kullandığı bir öğe olarak yediriyor filme.Bolca kanlı sahneye rağmen rahatsız edici bir durum olarak göze çarpmıyor. Film kendine has Tarantino mizahınıda içinde barındıyor yine ve dalmadık su bırakmıyor.Göndermelerden birçok şey nasibini alıyor. Tarantino çok çabalayarak sinemada kendi dilini oluşturan sınırlı yönetmenlerden biri ve bu yönünü seviyorum. Bu film bir tarantino sanatı.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrePK34rkVI/AAAAAAAAAJU/J4JjukKkstk/s1600-h/inglourious_basterds08.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrePK34rkVI/AAAAAAAAAJU/J4JjukKkstk/s320/inglourious_basterds08.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383929296507867474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başta filmin ismini olmasını planladığı "Bir zamanlar nazi işgalindeki Fransa'da"YI 1. bölümün ismi yaparak ve gerek müzikleriyle westernlere gönderme yapıyor. Filmdeki mizahta çok iyiydi. Filmin bildiğimiz nazi katliamı filmleriyle alakası yok ama, bu filmlerdeki "ha şimdi anladı, aman anlıyor mu, bu sefer anladı" duygusunu çok iyi geliştirmiş Tarantino. Takashi Miike gibi şiddetti insanın gözüne sokmaya çalışan bir yönetmen olarak algılanıyor. Ama tarantino yaptığı bu işi seviyor. Çoğu sahnedende anladığınız üzere eğlenerek çekiyor yapımlarının her birini. Tarihi bir konuda müzikleri kullanarak şiddet kullanımında elini ayarına dikkat ederek ve kendine has mizahınıda bu işe bulaştıran bir dahi. Derinlemesine oluşturulmuş karakterlerin uzun uzadıya analizlerinin yapılmasına olanak veren bir senaryo sonucunda onları en iyi yansıtacak aktörleri ve aktristleri de başarıyla seçmiş. Şöyle birşey düşünün mizah kullanımında o kadar zekiki bir çocuğun kafasını parçalatma sahnesinde bile sizi güldürüyor gibi. Ayrıca Eli Roth gibi kendi ellerinde yetişen yönetmenler ve usta yönetmenlerin de oyuncu olarak destekleri filmin çıtasının bir hayli yükselmesini sağlamış. Zaten belli ki tarantino bu konuda baya çalışmış emek vermiş. İkinci sınıf westernlerden kolaj olan bu yeni filmin çekim aşamasındayken kullanılan adı “Bastardi Senza Gloria”. “Inglorious Bastards” da bu ismin İngilizce'si oluyor. Türkçe’si de “Şerefsiz Piçler” gibi bir şey çıkıyor ki bu tam Tarantinoluk bir isim. Tabi biz “Soysuzlar Çetesi” demeye devam edelim. Fakat şerefsiz piçler adını ben daha çok sevdim. Amerika’nın Fransa köyünde! süper bir western havasında başlıyor film. İçiçe iki hikaye var. Biri Albay Hans Landa (muhteşem oyunculuğuya Christoph Waltz) önderiliğinde ailesi katledilen Shoshanna Drefyus adındaki yahudi kızın intikam hikayesi.. Diğeri ise boğazında yara izi olan (linç edilmekten kurtulmuş) Amerikalı teğmen Aldo Raine’nin(Brad Pitt) liderliğinde Nazi avlamaya gelmiş yahudilerden oluşan bir tim.Tarantino’nun rottentomatoes.com’a verdiği röportajında dediği gibi. “Daha çok ‘Ucuz Roman’a benzer bir tarzı var. Farklı hikayeleri olan karakterlerin yolları kesişiyor ve bir yöne doğru gidiyor. Hikayeler daha çeşitli fakat hepsi aslında tek bir hikayeyi anlatıyor., çünkü filme sürekli yeni karakterler dahil oluyor ve devam ediyor.” Film hiçbir yerde akışını bozmuyor sıkıyor. Ya da izleyeni kendinden kopartmıyor.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrePRFrlTDI/AAAAAAAAAJc/Q24Zm3Sy5R8/s1600-h/inglourious_basterds16.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 136px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrePRFrlTDI/AAAAAAAAAJc/Q24Zm3Sy5R8/s320/inglourious_basterds16.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383929403290242098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tam Tarantinoluk diyelim, hayranları anlayacaktır. Suikast yapacakları gala gecesini planlayan Alman aktrist’in bodrum katındaki bir barda buluşmaları, daha sonra tamamen bara takılan Alman aslerleri ile ilgili bir yöne gidiyor.. (Rezervuar Köpekleri’ne benzetilen sahne) Anlayacağınız üzere Tarantinı bütün filmlerindeki deneyimleri bu filme katarak birşeyler yapmaya çalışmış bu yönünde bu filmi tarantino'nun değişik filmlerinden hangisi severseniz sevin bunu da seveceksiniz. Tarantinosever olarak biraz torpilli bir puan verdiğimi de söylemeliyim.Belki Tarantino'nun en yavaş filmlerinden filmi fakat en iyi 3.filmi olduğunu size söylemem gerek. İstediğin kadar beklentilerinizi yüksek tutun yılın en iyi filmi olmasa bile yılın en çok eğlendiren filmi olabilir. Zincirleme hızlı tempolu bir Quentin Tarantino filmi gibidir. Konusu 2. Dünya Savaşında geçer ama 2. Dünya Savaşı filmi değildir. Bir Tarantino filminden bekleyebileceğiniz hız, heyecan, gerilim ve şiddet unsurlarının hepsini içerir. Ancak bunların yanısıra daha önce hiç görmediğimiz bir ana teması vardır. Son zamanların en iyi filmlerinden biri. İyi seyirler...&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrePvCh8JjI/AAAAAAAAAJ0/OD7_AxZVO3I/s1600-h/inglourious_basterds32.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrePvCh8JjI/AAAAAAAAAJ0/OD7_AxZVO3I/s320/inglourious_basterds32.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383929917840565810" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-7684286989041599161?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/7684286989041599161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/serefsiz-picler-ya-da-en-iyisi-sen-bana.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7684286989041599161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7684286989041599161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/serefsiz-picler-ya-da-en-iyisi-sen-bana.html' title='Şerefsiz Piçler ya da en iyisi sen bana Soysuzlar Çetesi de...'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrePEuiyD3I/AAAAAAAAAJM/7zIj6X3teFM/s72-c/inglorious-basterds.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-3370982291700220259</id><published>2009-09-21T10:47:00.004+03:00</published><updated>2009-09-21T11:16:52.034+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Öldüren Kelimeler</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/Src2Pkm3hJI/AAAAAAAAAI8/-sZ-K8j9lrM/s1600-h/4555-poo.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/Src2Pkm3hJI/AAAAAAAAAI8/-sZ-K8j9lrM/s320/4555-poo.gif" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383831520697353362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;Şimdi zombi filmi az incelediğimi fark ettim. Bu yüzden yeni vizyona giren İstanbul film festivalinde Gece yarısı çılgınlığında izlediğim Öldüren Kelimeler filmini incelemek istedim. Son derece başarılı bir film ile karşı karşıyayız. Konusu itibarıyla The Signal (Tv yayınından yayılan sinyalle insanların şiddet dürtüsünün tavan yapması ve milletin birbirini öldürmeye başlaması gibi konuya sahip düşük bütçeli bir yapımdı) ve aslen Stephen King'in The Cell (Eli Roth tarafından sinemaya uyarlanacağı rivayeti mevcut) romanını (konu kısaca telefondan yayılan bir virüs'ün insanların zihnini etkileyerek saldırgan, temel dürtüleri ile hareket eden ve düşünceden yoksun zombiler haline getirmesi) çağrıştırıyor. Pontypool orjinal adındaki filmden aslında pek birşey beklemiyordum. Zaten festival filmi olduğu çin çoğu kişinin beğenmeyerek yaklaştığını biliyoruz. Fakat Kanlı Kontes gibi sevdiğim festival filmlerinden biri oldu. Belki hakkı olan gişe başarısını göremeyeceğiz. Konusu birr kaç filmde değinilmiş fakat adı ve konusu ilginç olduğu için gidip izlemenin gerektiğini düşündüm iyiki de böyle düşünmüşüm. Konusuna değinilmek gerekirse;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt; Radyocu Grant Mazy, bir kez daha büyük şehir radyolarından kovulmuş ve Pontypool kasabasının tek kilisesinin bodrumundan yayın yapan CLSY Radyo’da sabah programı yapmaya başlamıştır. Yoğun kar fırtınası sebebiyle okul otobüsünün iptal edilmesiyle başlayan her zamanki sıkıcı Pontypool günlerinden biri, birdenbire kâbusa dönüşüverir. İnsanların acayip cümleler kurarak korkunç şiddet olaylarına giriştiği yönünde bir yığın tuhaf söylenti yayılmaya başlamıştır. Ancak olan bitenle ilgili hiçbir resmi haber yoktur. Acaba bütün bunlar gerçek midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok geçmeden kendilerini radyo istasyonunda bir tür tuzağın içinde bulan Grant ve küçük CLSY ekibi, kasabayı hükmü altına alan bu cinnetin İngilizceye yayılmış bir virüsten kaynaklandığını kavrarlar.Kurtarılma ümidiyle yayını sürdürürken aslında acaba radyo dalgalarıyla virüsün bütün dünyayı ele geçirmesine yardım mı etmektedirler?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  line-height: 18px; font-family:'lucida sans unicode', helvetica, tahoma;font-size:12px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="line-height: normal;  font-weight: bold; font-size:18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#000000;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style=" font-weight: normal;  color: rgb(222, 226, 227); line-height: 15px; -webkit-border-horizontal-spacing: 10px; -webkit-border-vertical-spacing: 10px; font-family:Tahoma, Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;font-size:11px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/Src2VTjw4AI/AAAAAAAAAJE/KsuBt4VOEK8/s320/resim13830.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 160px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383831619200147458" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Değişik bir zombi filmi fakat zombi filmi olarak adlandırılsada tam bir zombi filmi değil, 28 gün sonra gibi... Çoğunlukla bizim vatandaşlarımızdan olumsuz yorumlar almış. Düşük bir bütçe ile az kişiyle çekildiğinden bahsetmiş, unutulmamalı ki bir film yüksek bütçe veya çok oyuncu ile güzel çekilmez. Siz Mumya 3 gibi yüksek bir film çekersiniz fakat başarısız olur. Bir filmin bütçesinin azlığı ve oyuncunun kadrosunun sayısı ile eleştirmek doğru değildir. Diğer kötü eleştiriler ise filmden pek birşey anlamadıkları konusunda, peki neden anlamıyoruz? Sen hayatında ne kadar kitap okudun ilk önce böyle yorum yapan bir kişiye bu cevabı vermek gerek diye düşünüyorum. Bunun dışında filmin bir devamının geleceği de kesin... Sanatsal bir eleştiri. Çoğu zombi filmlerinde olmayan birşey... diğer bir yorum ki bu zombili ve kanlı filmleri görmek istemiyorum daha mantıklı korku filmi arıyorum. Allah aşkına korku filminde mantık aranır mı? Nasıl bir toplum olmaya gidiyoruz anlamıyorum ki. Korku filmi denilen şeylerde mantık aramayacaksın. mantıklı film arıyorsan dram veya romantik türlerinde film yap. O kadar saçma yorumlar yapıyorlar ve sanki korkunun alt türlerine hakim gibi duruş sergiliyorlar. Burdan onlara gelsinler msnede birlikte tartışalım. Hoydi Meydan...&lt;span&gt;&lt;span&gt; Yani Imbd 7.0 alan bir film türk sinema sitelerinde 3.0 lara düşmesini anlamıyorum. Türk toplumu olarak kültür açısında diğer dünya ülkelerini yakalamak için daha çok uğraşmamız lazım. Mantık arayacakları son filmlerden olmalı zombi filmleri.Bu tip film ler bitsinmi istiyorsun kendi hayatında bitirip izlemeyebilirsin.Film güzel olur yada olmaz o ayrı konuda eleştirmeyi bilmemek bambaşka bi konu.Zaten sevmiceniz filmleri izleyip niye sevebilecek insanları yanlış yönlendiriyosunuz bari susunda herkez ön yargısız izleyebilsin...Bu gibi yorumları seviyorum ama... Tavsiyem bol, bol kitap oku ey türk halkı...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-3370982291700220259?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/3370982291700220259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/olduren-kelimeler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3370982291700220259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3370982291700220259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/olduren-kelimeler.html' title='Öldüren Kelimeler'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/Src2Pkm3hJI/AAAAAAAAAI8/-sZ-K8j9lrM/s72-c/4555-poo.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-1672091854246843821</id><published>2009-09-18T18:16:00.001+03:00</published><updated>2009-09-18T18:16:43.023+03:00</updated><title type='text'>Gerektiği Gibi</title><content type='html'>Sayın pek değerli takipçilerimiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorsunuz ki sitemiz çok dikkatli ve son derece düzgün bir blog olmaya çalışıyor. Son yazımızdaki Murat Özkan'ın ironik yorumunu eklemem ve ona katılmam yüzünden tepkiler alındı. Bu yüzden sorumlu yayıncılık ilkesine uyarak özür dilediğimizi bildirmek istedim. Gerçekten bir açıklamaya gerek olmayan bir konudur. Twilight daha öncede neden sevmediğimizi düzgün bir dille açıkladık. Tabii Twilight hayranı kızların yazdıkları çoğu türkçeyi katleden ve küfürlü yorumları yüzünden bloglarımız sıkıntı çekiyor. Yorumlarını silmekten benim gibi korku blogları yapan arkadaşlarımda şikayetçi, beni anladığınızı umuyorum. Fakat Murat Özkan'a katılma sebebimi de yazıyorum. Böyle ne dediği anlaşılmadan yazılan bir dille ve küfürlerle türkçeyi satan ki ben bu satma olarak adlandırıyorum. Yarın bu ülkeyi satabilir. Tabii bunun üstünde pek durmak doğru değil burası bir siyaset blogudur. Bettra gibi düzgün bir türkçe ve küfür etmeden yorumuma katılmayanlar olursa yorum yapsınlar saygı duyarım. Fakat türkçeyi o kadar çok katledilecekler ve küfür edeceklerse bunun yeri burası değil. Tabii onlara kızamıyorum. Hayran kitlesi küçük olunca bunlarıda yaşıyoruz. Bu açıklamadan sonra hepinizin bizi anlayacağını umuyorum. Saygılarımızla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beneaththeground Ekibi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-1672091854246843821?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/1672091854246843821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/gerektigi-gibi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1672091854246843821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1672091854246843821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/gerektigi-gibi.html' title='Gerektiği Gibi'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-4903669202427153100</id><published>2009-09-17T21:10:00.007+03:00</published><updated>2009-09-17T21:19:45.002+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dosya Konusu'/><title type='text'>Günümüzün Korku Sineması(Muhteşem Geri Dönüş)</title><content type='html'>Günümüze gelmeden önce korku sineması şöyle baştan sona bir incelemek lazım diye düşünüyorum. Büyük ihtimal korku sineması deyince aklınıza eskiden izleyip beyinlerinizin bir yerlerinde yer edinen filmler, hikayeler ve yönetmenler geliyor. Korku filmlerini neden izleriz? Neden korku edebiyatının her örneğine kütüphanemizde bir yer ayrırırız? Bunu çok azınız düşünmüştür eminim… Sanırım insanlar, konformizmin ve güven ortamının onlara hiçbir zaman vaat edemeyeceği ayrıksı yaşamları (serüvenleri), aynı ortam içerisinde solumak istiyorlar. Ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrJ8jpoXXyI/AAAAAAAAAIU/CzrROJLKaZw/s1600-h/1%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrJ8jpoXXyI/AAAAAAAAAIU/CzrROJLKaZw/s320/1%5B1%5D.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382501456573587234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hoş! Kapitalizm ve enstrümanlarının geldiği şu noktada, perdedeki eli bıçaklı ve maskeli birkaç cani o denli masum duruyor ki! Fakat eminim ki gerçekten sizinden ilginizi çeken hesas korku sineması dönemi video kaset furyasıydı. Çoğu korku kültü örneklerine tanışmamıza vesile olan şeyden bahsediyorum. Unutmayın yaratılışımızdan öncede korku vardır. Korku en eski duygulardan biriydi. Aşktan önce de korku vardı. Şimdi dünden bugüne korku sinemasında yer edinen filmleri ve çığır açan alt türler arasında bir gezintiye çıkalım ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Sleepaway Camp’ (1983) / Robert Hiltzik&lt;br /&gt;13.Cuma’dan daha başarılı olmasına rağmen reklamı iyi yapılamadı. Sleepaway Camp teen Slasher(gençlerin doğrandıkları filmler)’ın başarılı örneklerinden biri kesinlikle çöp bir film d unla başlamamın sebebi büyük ihtimal 13.Cuma filmini pek sevmemem olabilir. Fakat bu filmden son derece beğenerek izlediğim yapımlardan biriydi. Bazılarına göre tamamen 13.Cuma kopyasıydı. Kimine göre 13.Cuma’nın yaratıcısıydı. Kimine göre eğil eğer türün meraklılarınsansanız. Yeni bozulmuş remakelerden daha başarılı bir yapım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Scream’ {Çığlık} / Wes Craven, 1996  Teen Slasher’dan konuya girince doğrudan bu filmin Teen Slasher için önemini anlatmam gerektiğini düşündüm. Scream kesinlikle başarılı bir film. Ne kadar kendi türünle dalga geçmeye çalışsada unutulan Teen Slasher türünü 90’larda bizi hatırlatan bir yapım. Hele başarısız ve bir o kadar sakar ghostface’i kim unutabilir.  Kesinlikle ilk bölümü büyük bir keyifle tekrar ve tekrar izlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Texas Chainsaw Massacre “74″&lt;br /&gt;O ne kadar Teen Slasher’ların atası olarak kabul edilsede ben onu katkısız bir korku filmi olarak kabul ediyorum. Yine İzlenmesi gereken Teen Slasher filmlerinden biri. Ed Gein’den esinlenerek yaratılan Deriyüz’ü ve onun bir o kadar manyak yamyam ailesini unutacak kaç kişi var ki bu filmi izledikten sonra… Testereleri ve matkapları korku filmlerinin favori silahları haline getiren harika bir yapım daha…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzuların Sessizliği&lt;br /&gt;Ve unutulmaz seri katil filmlerinden biri daha Hopkins’in mutheşem performansı ile göz doldurduğu son derece zeki bir gerilim filmi başarısız polisiye gerilimlerinden çok daha farklı bir film. Hannıbal karakterini sinemanın psikopatları arasında unutulmaz yerlere kadar getirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Elm Sokağı’nda Kabus’&lt;br /&gt;We Cravenden unutulmayacak bir teen Slasher örneği kesinlikle türünün en iyilerinden biri. Freddy karakterini ölümsüzleştiren bu da yetmiyormuş gibi çok sayıda devam filmi çekilmesine rağmen eski tadını kaçırmadı. Komik korku furyasını başlatan başlıca filmlerdende biri diyebiliriz.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrJ8s11YB5I/AAAAAAAAAIc/1-3Pn3RJ_Ks/s1600-h/470_198693.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 232px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrJ8s11YB5I/AAAAAAAAAIc/1-3Pn3RJ_Ks/s320/470_198693.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382501614468204434" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aslına bakılırsa Teen Slasher’ların doğuşu 1960-70’lerdeysi. Ondan önce yapılan bir çok vampir filmi başarılı olmamıştı. Fakat Soldaki Son ev ve Şeytan son derece başarılı olmuştu.     Ve sonunda 1970’lerin sonunda Teksas Katliamı kadar gaddar ve acımasız bir film olan Halloween orataya çıktı. Ve baya da güzel bir hasılat elde etti. Çoğu kesimden dinci tepkileri alsa da devam filmlerinlede para kazandıran bir Slasher kültü olacağının sinyallerini verdi. Son zamanlarda Rob Zombie’ninde başarılı bir katil yaratmasıyla Remakeside fena değildi. Tam da İstismar sinemasının sonlarında slasher akımları başladı. 13.Cuma bunların en başındaydı. Ve son derece Halloween esinlenmesi olarak görülsede sonradan devam eden serisiyle fanlarını artırarak kendini Halloween gibi kült sınıfına çıkardı. Teen Slasherlar durmadılar 13.Cuma gibi kampta geçen çöp filmler yapıldı. Bunların arasında çok düşük bütçeyle yapılan The Burning vardı. Ne kadar ucuz makyaj ve efektler kullanılsa da çok başarılı yapımlardan biriydi. Ondan sonra bir süre kurt adam filmleri çekilmeye başladı. Özellikle kült olan Howling ve Kurt Adam filmleri kült sınıfları içine girdi. Tam o sırada Halloween 2 gelerek yine Slasher filmlerini gündeme getirmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve işte yavaş, yavaş modern korku sineması başlamıştı. Slasher’larda bunların öncülerinden biriydi. Pirana 2 ve Cinnet filmlerinin gelmesiyle çöp filmlerinin ve modern korku sinemasının asla sonu ermeyeceğini anladık. Fakat 13.Cuma bölüm 2’de Halloween filmine misilleme yaparak onunla bir yarış içine girene denk, sonrası bu fikrim yıkıldı. Ve Slasherların mücadelesi başladı olarak düşündüm. Artık o hayalini kurduğum modern korku sineması yerine ticari amaçlı filmlerin geleceğini düşünüyordum. “The Evil Dead” yine bu yıl vizyona konuldu. “Night of the Living Dead” ve “The Exorcist”ten esinlenen bu filmde, bir grup genç eski bir kitabı okuduktan sonra ormanlık alanda bir kabine saklanmış ve şeytani ruhları ve zombileri çağırmışlardı. Son derece düşük bir bütçeyle yapılan bu film tüm zamanların en başarılı korku filmlerinden biri olmayı başarıp çok ciddi bir hasılat yapmıştı. 1983’te bir çok devam nitelikli korku filmi yapıldı ve başı sonu 5 dakika süren aldatıcı üç boyutlu (3D) modası ile hasılat toplamaya başlandı. Bu filmler arasında “Ammytiville 3D”, “Jaws 3D” ve Friday the 13th Part 3D” bulunuyordu. Bunların tümü hemen hemen anlamsız kurgulara sahipti ve yalnızca üç boyutlu film isteyen seyircilerin açlığını bastırmak için fabrikasyon tarzında üretiliyorlardı. İçlerinde Eli yüzü düzgün tek 13. Cuma bölüm 3 vardı. Ne kadar üç boyuta kaçmaya çalışsada efsaneyi bozmadan devam ettirmeye çalıştılar. “Psycho 2” de bu yıl vizyona girdi. Başrolünde yine Anthony Perkins vardı. Orijinal filminin kurgusunu devam ettiriyordu. 22 yıl kadar sonra, Norman Bates akıl hastanesinden çıkıyor ve kendi eski motelini yeniden açıyordu. Ayrıca, John Carpenter üçüncü bir Halloween filmi çekti. Bu filmin adı ise “Halloween 3: Season of the Witch” idi. Fakat nedense 13.Cuma ile yarışmaktan korkmuş olacaklar ki Slasher’dan uzaklaşarak serinin en anlamsız devam filmiydi. Michael’i bu filmde kullanmadılar bile. Fakat hasılat beklentilerin çok altındaydı. Ve bende hiç beğenmemiştim.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrJ8-gA1UKI/AAAAAAAAAIk/n9DYtWtMjG0/s1600-h/beyazkaranlikruh.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 228px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrJ8-gA1UKI/AAAAAAAAAIk/n9DYtWtMjG0/s320/beyazkaranlikruh.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382501917848326306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1983, aynı zamanda tüm dünya’da ahlaki bir paniğin yaşandığı yıl oldu. Aniden, filmlerin video kasetlere çekilmesinin tabi olduğu herhangi bir yasa olmadığı keşfedildi. Bu nedenle, küçük dağıtımcı şirketler raflarını her türlü küçük bütçeli korku filmleriyle doldurmaya başladılar. Bu filmlerin çoğu daha önce sinemada yasaklanan filmlerdi. Buna tepki olarak, hükümetler yasaklamayı istediği filmlerin listelerini çıkardı. Daha sonra, 1984’de, onaylanmamış kasetlerin ticaretini yasakladı ve ev videoları için sert sansür yasaları getirdi. Ki ben bunun son derece yanlış olduğunu düşünmekteyim. Sonrası 13.Cuma 4. Bölümüyle devam etmeye devam etti. Anladım ki daha yapımcılar altın getirecek bu kazları yolmaya devam edeceklerdi.  Korku komedilerinde başarılı yapımları ortaya çıkıyordu. Hayalet Avcıları filmi gibi… Zombilerin ortadan kaybolduklarını düşündüğümüz bir anda en sevdiğim yönetmenlerden biri olan George A. Romeo’un Ölülerin Günü patlak verdi. Çok, çok başarılıydı. Slasherların yükselişine bir son verilmeliydi.  Fakat o zamanlarda yapılan korkunç komiklerden biri olan Return of the Living Dead/Yaşayan Ölülerin Dönüşü sert bir yumruk çaktı. George babalarımızın zombilerine… Ve 13.Cuma şımarık gençleri ve ona ahlak dersi veren hokey maskeli katili devam filmlerine devam etmeye başladı. Elm Sokağıda bir devam filmi çekerek bu savaşa kendininde katıldığını açıkladı. Bilimkurgu/ Korku filmlerinin geri dönüşü başlamasa bile bir hareketlenme yaratan Sineği ve onun devamınıda gördük. Son derece harika filmlerden biriydi. Devam niteliğinde birkaç film daha yapıldı. Bunlardan biri, yine Anthony Perkins’in başrolünü oynadığı “Psycho 3” oldu. Bunu “Phantasm 2” izledi. Bu film 9 yıl kadar sonra çekilmekle birlikte ilk filmin hemen ardından vizyona konuldu. Ayrıca, hayal kırıklığı yaratan “Poltergeist 2” bu yıl gösterime girdi. O da yetmedi. Başarısız devam filmlerinden biri olan Howling 2’yi gördük.      Fakat Slasher savaşının devam ettiği unutmaya çalışırken 13.Cuma 6.bölümüyle bize yuh artık çektirmeye yetti. Seri halen kendini izletebiliyordu. İşte bu şaşırtıcı gerçeklerden biriydi.  Ve savaşa sert bir  rakip daha katıldı. Teksas Katliamı 2 geldi. Koşarak aldığımı hatırlıyorum.  Son derece sertti.  Belki de günümüzün sert gore filmlerini gören bir yapımdı. Bilimkurgu filmlerin tek tuk gelirken Yaratıklar yaratık serisinin ikinci filmide geldi. O kadar çok devam filmi gelirken bunun gelmemesi beklenemezdi. Sam Raimi, aynı yıl içinde “Evil Dead 2”yi piyasaya sürdü. Kısmen devam, kısmen yeni yapım olan bu film, orijinal “Evil Dead” filmini takip ediyordu. Gore sinemasıda yavaş, yavaş inşa ediniyordu. Elm Sokağı 3. Bölümüyle devamını sürdürdü. Son derece iyiken bir o kadar gereksiz Jaws 4 çıktı birde ortaya… Ve eş cinsel dini yazar Clive Baker’in Hellraiser’i ortalığı karıştı. Fantastik bir korku hikayesinden çıkan bir Slasher özentisine döndü. Ve zaten güçlü örneği olan Slasherlar savaşına katıldı. 1988’de, Jason, Freddy, Pinhead, Michael Myers ve bir çok diğer karakter devam nitelikli yeni filmlerle yeniden beyaz perdede görüldü.  Ve durmak bilemeyen 13.Cuma devam etmeye devam ediyordu. Artık 7. Bölümde gelmişti aralarına…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elm Sokağıda durmadan 4.bölümünü çekti. Hellraiser devam filmini çekerek savaşta geri kalmamaya çalıştı. Sonra Halloween tam unutuldu derken yanlıştan dönerek Halloween 4.bölümüyle Michael’i geri döndürdü. Ve bir Slasher’ın doğuşuna artık az kalmıştı. Katil Bebek Chuck aramıza katıldı. Son derece keskin bir mizaha sahip Çocuk Oyunu savaşa bomba gibi düştü. Savaş artık iyice kızışmıştı.  Ve  bundan sonra sırasıyla Elm Sokağı 5. Bölümlerini, Halloween 5. Bölümlerini, 13.Cuma 8. Bölümlerini, Amityville 4. Bölümlerini yarattı. Ve böylece 80’ler devri kapandı. Ve yep yeni 90’larda savaşın dineyeceğini düşünmeye başlayan çok sayıda insan oldu. Fakat 90’ların başında çıkan Örümcek korkusundan sonra Slasher savaşının bitmesinden yararlanırcasına ikinci bir savaş çıkarmak isteyen iki film ortaya çıktı. Teksas Katliamı 3 ve Çocuk oyunu 2 gibi. Bu arada başarısız Sapık 4’te para kazanmak istiyordu. Ve modern korku sineması atağa geçti. Kuzuların Sessizliği ve Korku Burnu hızla korku sinemasına gerçek yüzünü göstermeye çalıştılar. Fakat Elm Sokağı bir bölüm daha çıkartmadan duramadılar. Bunun altında kalmak istemeyen Chucky Çocuk Oyunu 3 ile savaştan geri çekilmeyeceğini ilan etti. Ve Dracula geldi karşımıza başarılı filmlerden biriydi. Çok beğenmiştim. Nerden bilecektim vampirlerin günümüzde rezil edileceğini… Sonra Yaratık 3’devam etti. Bilim kurdu/Korku türüne ait olsa da kendini Slasherlarla savaşırken bozdu. Şeker Adam ortaya çıkınca Clive Baker’ın hikayelerinden daha bir çok Slasher savaşına gireceğini anlamıştık. Bir diğer geri dönüş ise Pinhead’in “Hellraiser 3 : Hell on Earth” ile dönüşü oldu. Yönetmen Wes Craven, en yeni filmi “The People Under the Stairs” adlı son filmini yine bu dönemde vizyona soktu. Bu film yönetmenin “Nightmare on Elm Street“den sonraki en başarılı korku filmi oldu. Sam Raimi, “Evil Dead” serisinin üçüncüsünü “Army of Darkness : The Medievil Dead” adlı filmle piyasaya geri döndü. Jason ise, “Jason goes to Hell : The Final Friday” adlı filmde kendini çok güzel rezil etmeyi bildi.      Sonra Amityvile devamını sürdürürken bir devam edecek karga serisi ortaya çıktı. Tam bu sırada Wes Craven Freddy öldürmek için geri getirdi. Ve Teksas Katliamı 4. bir bölüm daha çekerek kendini rezil etti. Tam bu sırada Phantasm 3, şeker adam 2 kendilerini rezil ederken… Çığlık bir bomba gibi patladı. Slasher filmlerine akıllanın dercesine ne kadar saçmaladıklarını anlatmak için slasher türünle bir güzel dalga geçti. Fakat buna rağmen kendine bir hayran kitlesi kazandırdı. Ve o da aynı hataya düşerek devam filmlerini çekti. Halloween ders almadı ve 6.bölümünü bile çıkardı. Hellraiser 4.bölümünle daha daha rezil etti kendini ve benim kalbimi kırdılar.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrJ9MxHl4pI/AAAAAAAAAIs/uErULTDtVIg/s1600-h/tcmleatherface.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 180px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrJ9MxHl4pI/AAAAAAAAAIs/uErULTDtVIg/s320/tcmleatherface.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382502162958246546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Son derece başarılı, fakat aynı zamanda tuhaf “From Dusk Till Dawn” adlı filmde ise George Clooney ve Quentin Tarantino vampirlerle savaşıyordu. Ayrıca, bir diğer Steven King romanı da, başrolünde Robert Burke’nin oynadığı “Thinner” adlı filmle uyarlanarak beyaz perdeye geliyordu. Slasherlar belki bu kadar saçmalamaya devam etselerdi. Asla izlemeyecektim. “I know what you did Last Summer/Geçen Yaz ne yaptığını biliyorum” filmi, çığlık ilhamlı peş peşe filmlerden yalnızca biriydi. Filmin yazarı bile Çığlık ile aynı, yani Kevin Williamson idi. Bir diğer benzer türde dolaylı korku filmi olan “Wishmaster” da, şeytani mitsel bir karakter olan Djinn (cin) üzerinde odaklanmıştı. Bu sırada bashetmek istemediğim bir çok kötü film çıkmıştı.  Ve günümüz sinemasının ne şekil alacağını bile artık tahmin edemiyordum.         Phantasm ve halloween devamlarını sürdürdüler. Chucky’i de suskunluğunu bozduk. Geçen yaz ne yaptığını biliyorumda devamını getirmeyi bildi. Fakat sadece el kamerasıyla çekilerek yaş sınırı almamasına rağmen bedavaya gelen Blair Cadısı filmi insanları korkttu. Çünkü herkes tarafından gerçek bir olay olduğundan bahsediliyordu. Devamı başarısız olsa bile hasılat rekoru kırdı. Bunun dışında değinmediğim bir çok başarılı film var. Özellikle toplum açısından deney veya tez olarak kabul edilecek filmler çok sayıda yine de günümüz sineması çok değişik bir hal aldığından bahsetmek istiyorum. Yine de merak ediyorsanı şöyle diyeyim günümüz sinemasında yine çok sayıda slasher var fakat bunların çoğu remake(Yeniden Çevrim) ve çoğuda başarısız. Çok sevilen filmlerin çoğunundan görüntü kalitesi ile ilgisi yok sen zaten hakkınla bir film çekersen o başarılı olacaktır. Fakat günümüzün korku sinemasında 70’lerin İstismar Sinemasına yakınlaşma var. Gore adını verdiğimiz tür şuan yükselişte(kanın oluk, oluk aktığı filmler) Son zamanlarda Fransız dehşet sinemasında bunu görüyoruz. Özellikle başarılı örnekleri Sınırda, İçerde, Yüksek Tansiyon ve Her Gün Başka Bela… Eskiye bakarsak Mezarına Tüküreceğim, Soldaki Son Ev, Tepenin Gözleri, İki Bin Manyak… Fransızlar ışında dehşet sineması adına Otel ve Testere Serisini ekleyebiliriz. Testere ne kadar 2,3 ve 4. Filmleri anlamsız gelsede 5. Filmi izledikten sonra bunların çekilmesinin gerekli olduğunu anlayacaksınız. Birde bunların dışında el kamerasıyla çekilen ve gerçek bir snuff’a benzeyen snuff similasyonları var(snuff gerçek insanların öldüğü filmlerden kanıtlanmamıştır. Bir şehir efsanesidir) Fakat Sinemada korku filmi olarak adlandırılan bir Alacakaranlık serisi var. Vampir ve kurt adam mitlerinin içine sıçan filmler bunlar biz bu filmi sevmeyenler nedenlerimizi uzun, uzun anlatırken bu seven çoğunlukla kızlar türkçeyi katleden mesajlar veriyorlar.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrJ9cv1HwpI/AAAAAAAAAI0/nCyQ2YXsFwI/s1600-h/imYX2hnj%2Bm0CRzhp2GuOcKYQ%3D%3D.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 145px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrJ9cv1HwpI/AAAAAAAAAI0/nCyQ2YXsFwI/s320/imYX2hnj%2Bm0CRzhp2GuOcKYQ%3D%3D.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382502437490246290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Reklam olmasın diye bir arkadaşımın sitesinde yazdığı ironik yorumunu eklemek istiyorum.      “yiaaaa effeet şok güsel bi filimmmm.. Bende hayranıyim bu filmin.. hayatımta islediğim en mükemmel aşk hikayesi. yaağni ben böle güzel aşk hikayesi islemedim duymadım pilmiorum yanee. Edward varya sarsın beni sarmalasın alsın kaçırsın beni hani hoplatsın istetiğini yapabilirrrrrr… ay ben vampirlerede inanıyorum bisim okulda bi çocuk varrrr adı berkecan kesin vampir yaane, çok karismatik aynı edwarda bensiyo.  hayır yaane ben hayatımda hiç film islemediğimden bu film bence mükemmel bir film bana göre. ben hiç aşk filmide islemedim yane bundan başka. ayrıca benim beynim yok ve ben türk okullarında okumama raaamen türkçe pilmiyorum. hem banane türkçe bilmesem nolcak edward sanki türkmü? hıh! hem olsun beyine ihtiyacım yok annemin babamın çook parası var beni en güsel okullara yasdırırlar her saman. yasıklar olsunki bana ATATÜRK!!!!!ün türk gençlerine emanet ettiği bu ülke bizlere kalacak yarın öbürgün. Yaane edward gelse değil kendimi ben bu ülkeyi satarım yaneee!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorumunu yapan arkadaşım Murat Özkan’ı Tebrik ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu herşeyi açıklayan yorumuna sonuna kadar katılıyorum. Nerden 80’lerin Lost Boys ruhu değil mi?   “Öncelikle bir sinema filmi değil sanki tv’de dizi izlemiş gibi hissettim kendimi. Ve şimdi daha iyi anlıyorum gençlerin bu filme neden bu kadar hayranlık duyduğunu. Aslında filme değil, filmdeki vampirlerin bu kadar ilgi çekici ele alınmış olmasına ilgi duymuşlar kesinlikle. Yani zaten filmin senaryosu o kadar zayıf ve boşluklarla dolu ki, ilgi çeken sadece yakışıklı Edward’ımız ve onun mükemmel ailesi, yaşantısı. Yani depresif, gotik, emo yada gayet normal genç bir kız nasıl istemezki böyle bir vampirle yaşamayı. (mükemmel bir aile, ev, araba, karizma) Resmen yapımcılar, senarist, yazar artık her neyse, ilgi çekici bir vampir karakteri yaratmaya çalışmışlar, gençler üzerinde etki bırakmak için ve bunu mükemmelde başarmışlar. Vampirlerin bütünnn olumsuz çirkin yönlerini çıkarıp atmışlar, yerine sanki cennetten gönderilmiş melek koymuşlar anasını satiyim. Böyle vampirmi olur çıldırtmayın beni. Vampir dediğin güneşe çıktığında disco ball gibi parlamaz, yanar, çürür, parçalanır. Yaratmış oldukları vampir karakteri o kadar vampir doğasına ters ve aykırı ki, ben açıkçası vampir sınıfına bile koymam bunları. Vampirimsi demek daha doğru olur heralde. Lütfen gençler elinizi vicdanınıza koyun böyle vampirmi olur allah aşkına. Yani bunlara vampir diyorsanız eğer siz hiç vampir filmi seyretmemişsiniz demektir. Ama doğru sizin suçunuz değil ki kayıp bir jenerasyonun çocukları olmanız. Ah keşke herşey 80′lerde ki gibi kalsaydı. Nerde o “The Lost Boys” ruhu nerdeeeee…  Filmdeki efektlere hiç birşey demiyorum. En ucuz tv dizilerinde bile çok daha iyi efektler kullanılıyor artık. Film boyunca aklıma takılan bir sürü soru vardı, senaryodaki boşluklardan doğan. Spoiler için bu mantık hatalarını söylemiyim yoksa bütün filmi anlatmak zorunda kalırım. İkinci devam filmi ise finaldeki KABAK gibi apaçık gönderme ile belli olmuş oldu. (kızılderili çocuğumuz ile edward’ın karşılaştığı sahneden, ben ikinci filmin bütün senaryosunu çözdüm şimdiden)  Yani kısacası Twilight bir sinema filmi değil, Dawson’s Creek ayarında bir tv dizisidir bana göre. Bu kadar büyütülmesinde ki tek ama tek neden filmin kendisi değil, filmdeki vampirlerin nasıl ele alındığıdır. Böyle janjanlı vampir olmaz olsun. Gençlerin beyinlerini yıkıyorlar, kandırıyorlar sosyete vampir imajı ile. Zombileri bu yüzden seviyorum işte. Neyse o! Yalan dolan yok! Öyle güneşe çıktıklarında da parlamıyorlar ayrıca. Tek dertleri et ve beyin. Hadi iyi geceler…”   Murat Özkan’ının bu açıklamalarındanda anlaşılacağı üzerine Alacakaranlık seven bu kızlara bu ülkeyi asla teslim etmem… Siyasette çektim. Ama türk kızları bu kadar salak olamazlar. Beni böyle konuşturdular ya, bravo. Ama bu durumdan çok rahatsızım. Alacakaranlık kızların gözlerini boyamaya çalışan berbat ötesi bir gençlik filmi… Tabii şimdi benim adım çok bilmişe çıkacak.    &lt;p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-4903669202427153100?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/4903669202427153100/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/gunumuzun-korku-sinemasmuhtesem-geri.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4903669202427153100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4903669202427153100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/gunumuzun-korku-sinemasmuhtesem-geri.html' title='Günümüzün Korku Sineması(Muhteşem Geri Dönüş)'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SrJ8jpoXXyI/AAAAAAAAAIU/CzrROJLKaZw/s72-c/1%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-5818895740597792607</id><published>2009-09-13T13:13:00.001+03:00</published><updated>2009-09-13T13:16:06.416+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Vierges et vampires (1971)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.wrongsideoftheart.com/wp-content/gallery/posters-r/requiem_for_vampire_poster_02.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 199px; height: 279px;" src="http://www.wrongsideoftheart.com/wp-content/gallery/posters-r/requiem_for_vampire_poster_02.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Vierges et Vampires ya da kulağa daha aşina gelen İngilizce ismi Requiem for a Vampire 1971 yapımı bir Fransız korku filmi. Filmin yönetmenliğini yapan Jean Rollin aynı zamanda filmin senaristi de. Jean Rollin yaptığı fantastik türde filmlerle tanınan bir yönetmen. Kendisi aynı zamanda oyuncu ve yazar. Belki de en önemli özelliklerinden birisi de ilk Fransız vampir filmine ( Le Viol du Vampire, 1968) ve ilk Fransız gore filmine (Les Raisins de la Mort, 1978) imza atmış olması. Ayrıca Rollin Fransız X-rated sinemanın da öncülerinden birisi. 1973 yılından 1980’e kadar softcore-komedilerden hardcore-pornografiye kadar sayısız filme imza atmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen geleneksel Fransız ve Alman ekspresyonist sinemadan, klasik Amerikan korku filmlerinden, mizah dergilerinden, fantastik edebiyattan ve sürreal sanattan oldukça fazla etkilenmiş, yaptığı çoğu filmde olduğu gibi Vierges et Vampires’de de bu etkileri görmek mümkün. Oldukça az diyaloglar, etkileyici fakat basit bir müzik ve şiirsel bir görsellik. Filmlerinin çoğunda düşük bir bütçeye sahipken, filmin geçtiği mekan ve atmosfer onun için hep son derece önemli. Şatolar, gotik bir havaya sahip mezarlıklar, ıssız sayfiye yerleri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki genç kız  Marie (Marie-Pierre Castel) ve Michelle (Mireille Dargent) çok iyi arkadaştır ve beraber okuldan kaçarlar. Fakat işler istedikleri gibi gitmez ve kendilerini vampirlerin ve zincire gerilmiş çıplak kadınların yaşadığı bir şatoda bulurlar. Kızlar kaçmaya çalışır; fakat vampirlerin başı kızları ısırır. Bu arada kızlar bakiredir ve aynı anda hem bakire hem de vampir olamazlar. Kızların görevi kurbanlarını ayartarak şatoya çekmektir.  Bu arada Master yaşayan son vampirdir ve vampir ırkı bitmek üzeredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="more-1627"&gt;&lt;/span&gt; &lt;p&gt;&lt;a href="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/requiem-for-a-vampire2.jpg"&gt;&lt;img class="aligncenter size-full wp-image-1630" title="requiem-for-a-vampire2" src="http://iyikotufilm.com/wp-content/uploads/2009/09/requiem-for-a-vampire2.jpg" alt="requiem-for-a-vampire2" width="660" height="666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;Film oldukça düşük bütçesine rağmen, hikâyeyle bütünleşen etkileyici bir atmosfer yaratmayı başarmış. Diğer çoğu Rollin filminde olduğu gibi diyaloglar yok denecek kadar az. Kızların isimlerini bile film boyunca yalnızca bir ya da iki kere duyabiliyoruz. Ayrıca Jean Rollin’in filmlerinde sıkça yer verdiği erotizm bu filmde de var, fakat film kesinlikle içinde vampirlerin olduğu bir seks filmi değil, seks sahnelerini barındıran bir vampir filmi. Filmin bir diğer özelliğide diğer Rollin filmlerindeki sessizlik yerine hemen her sahnede o sahneyle bütünleşen ve sahneyi destekleyen piyano ağırlıklı gotik bir müziğin olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin oyuncu kadrosuna baktığımızda filmde genç bakireleri oynayan Marie-Pierre Castel ve Mireille Dargent’i Jean Rollin’in birçok filminde boy göstermişlerdir. Exploitation severlerin kaçırmaması gereken bir film.&lt;br /&gt;Kaynak:&lt;a href="http://iyikotufilm.com/"&gt;İyi Kötü Film&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-5818895740597792607?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/5818895740597792607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/vierges-et-vampires-1971.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/5818895740597792607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/5818895740597792607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/vierges-et-vampires-1971.html' title='Vierges et vampires (1971)'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-6389799341111151366</id><published>2009-09-08T12:38:00.001+03:00</published><updated>2009-09-08T12:41:08.620+03:00</updated><title type='text'>Dabbe 2 ilk fragman</title><content type='html'>&lt;div style="background-color: rgb(9, 9, 9); width: 425px;"&gt;&lt;embed src="http://www.vidivodo.com/VideoPlayerShare.swf?u=BFZERVxDXBI=" type="application/x-shockwave-flash" wmode="window" bgcolor="#090909" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="343"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;div style="padding: 5px; background-color: rgb(9, 9, 9); color: rgb(204, 204, 204); font-family: Verdana; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 11px; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;Video: &lt;a href="http://www.vidivodo.com/307355/dabbe-2-fragman" style="color: rgb(255, 255, 255);" target="_blank" title=" Dabbe 2 Fragman"&gt; Dabbe 2 Fragman&lt;/a&gt;   Benzer: &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-etiketler/hasan" style="color: rgb(255, 255, 255);" target="_blank" title="hasan"&gt;hasan&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-etiketler/karacada%F0" style="color: rgb(255, 255, 255);" target="_blank" title="karacadağ"&gt;karacadağ&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-etiketler/dabbe" style="color: rgb(255, 255, 255);" target="_blank" title="dabbe"&gt;dabbe&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-etiketler/semum" style="color: rgb(255, 255, 255);" target="_blank" title="semum"&gt;semum&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.vidivodo.com/video-etiketler/film" style="color: rgb(255, 255, 255);" target="_blank" title="film"&gt;film&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-6389799341111151366?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/6389799341111151366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/dabbe-2-ilk-fragman.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6389799341111151366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6389799341111151366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/dabbe-2-ilk-fragman.html' title='Dabbe 2 ilk fragman'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-5084481892978985467</id><published>2009-09-03T20:54:00.003+03:00</published><updated>2009-09-03T20:56:42.320+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Drag Me To Hell (2009)</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;/h3&gt;  &lt;div class="post-body entry-content"&gt;&lt;br /&gt;Sam Raimi sülalece üç buçuk attırmıştı bize Evil Dead ile. İlk izlediğim zamanı hatırlıyorum da çok ciddi derecede etkilenmiştim. Derken seriye gelen devam filmleri ile kendi kendinin parodisini yapan çok ciddi bir yönetmen olduğunu anlamıştım. Bugünlerde ise kendisine olan hayranlığım Spiderman filmleri ile bir nebze sekteye uğrasa da, itibarını geri kazanacak kadar iyi bir işle, en iyi yaptığı tarza yöneldiğinden dolayı bir kere daha yükselişe geçti. Daha çekim aşamalarından beri merakla takipçisi olduğum filme ait ilk trailer’ı izlediğim zaman, doğru yolda olduğunu / olduğumu anlamıştım.  &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_60ts2MoZ7fU/Sp7wp8ocz1I/AAAAAAAAAFA/BozEtOgVc5E/s1600-h/dragmetohellx.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 270px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_60ts2MoZ7fU/Sp7wp8ocz1I/AAAAAAAAAFA/BozEtOgVc5E/s400/dragmetohellx.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376999608568041298" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Christine Brown isimli bir bankacı kızımızın bir çingeneye çatarak! lanetlenmesi üzerine olan film, konusu itibarı ile buram buram Stephen King hikayesi kokmakta. Aynı isimli yazarın “Falcı” isimli romanını okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaklardır. Fakat bu hikayede Sam Raimi hikayenin her yanını çekiştirip öyle güzel karikatürize etmiş ki, alacağınız keyifin haddi hesabı yok.&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_60ts2MoZ7fU/Sp7w5hLXWEI/AAAAAAAAAFI/TPX8R2o3SqU/s1600-h/Drag-Me-To-Hell-10-1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 225px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_60ts2MoZ7fU/Sp7w5hLXWEI/AAAAAAAAAFI/TPX8R2o3SqU/s400/Drag-Me-To-Hell-10-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376999876076197954" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;Harmanladığı korku ve komedi unsurlarını filmde bu derece dengeli kullanan yönetmen oldukça nadirken, işin ustası sayabileceğimiz Raimi bunu kendi matematiği içinde belli ki çok zorlanmadan halletmiş. Özellikle kendi filmlerinden alıntıladığı sahnelerde bariz bir ustalık gösterisi sunuyor. Özellikle kültleşmiş Evil Dead 2 fanatikleri bu sahneleri çok hızlı bir biçimde yakalayacak ve vayyy be yine yapmış yapacağını diyecekler. Eminim… Oldukça klişeleşmiş her sahneyi ters yüz edercesine bir sahnede kahkaha atabilecekken, ürpertici bir sahne geçişi ile kursağınıza kalabiliyor. Daha birçok sahneden çok daha ayrıntılı bahsetmek lazım aslında da, filmi henüz izlememiş kişilerden alacağım bedduadan çekinmiş olmalıyım ki elimi korkak alıştırdım.    Filmin sizi öyle güçlü noktalardan yakaladığı anlar var ki, bunlar alttan alttan iyi yedirilmiş filme. Terfi, sevgilinin ailesiyle tanışma gibi konu başlıkları filmin içerisinde tam da Raimi’nin ağız tadına yakışır şekilde işlenmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratılan bu abartılı işleniş film içerisinde hiç de ucuz durmuyor. Aksine filmin kendi bütünlüğü içinde olduğundan çok daha şık durmuş. Filmin çok sevdiğim finali ise tam da olması gerektiği gibi. Hikayenin gidişatına ufak bir şaplak atan final sahnesi size doğru filmi izlediğiniz hissini sonuna kadar veriyor. Finalde ayrıca çocukça bir hevesle minik bir sürpriz yapıp Bruce Campbell görünse diye iç geçirdim ama olmadı…&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_60ts2MoZ7fU/Sp7yGMtJdpI/AAAAAAAAAFQ/cPliP7TgjrM/s1600-h/Drag-Me-To-Hell-movie-11.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_60ts2MoZ7fU/Sp7yGMtJdpI/AAAAAAAAAFQ/cPliP7TgjrM/s400/Drag-Me-To-Hell-movie-11.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377001193430677138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sonuç itibarı ile uzun bir süredir merakla beklediğime değmiş bir film olarak kayda geçsin. Kültleşmiş Evil Dead serisine çıkarılan şapkaların yaşattığı tarifsiz heyecana ortak olmak ve tarzın gerçekten eli yüzü düzgün bir filmini izlemek size en fazla bir vizyon tarihi kadar yakın. Mutlaka görülmeli listenize kafadan eklenebilir. İyi seyirler…&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;http://duslervekabuslar.blogspot.com/&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-5084481892978985467?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/5084481892978985467/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/sam-raimi-sulalece-uc-bucuk-attrmst.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/5084481892978985467'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/5084481892978985467'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/sam-raimi-sulalece-uc-bucuk-attrmst.html' title='Drag Me To Hell (2009)'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_60ts2MoZ7fU/Sp7wp8ocz1I/AAAAAAAAAFA/BozEtOgVc5E/s72-c/dragmetohellx.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-5930958356552317416</id><published>2009-09-03T20:47:00.002+03:00</published><updated>2009-09-03T20:56:52.528+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>Testere 6'dan İlk fotoğraf</title><content type='html'>Saw 6/ Testere 6 filminde yayınlanan ilk kareden anladığım kadarıyla şiddet dozunu düşük tutmadan devam ettirecek gibi fakat hoffman biraz daha mı insancıl o geldi seri vahşiliğini kaybetmeye başladı. Neyse bu kareye bakarak yorum yapmak pek doğru değil. İzleyeceğiz...&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_e-F8stp24iY/Sp_ropkhTCI/AAAAAAAACdQ/setai-tRNaA/s1600-h/saw6photo.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_e-F8stp24iY/Sp_ropkhTCI/AAAAAAAACdQ/setai-tRNaA/s400/saw6photo.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377275563689987106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-5930958356552317416?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/5930958356552317416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/saw-6-testere-6-filminde-yaynlanan-ilk.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/5930958356552317416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/5930958356552317416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/saw-6-testere-6-filminde-yaynlanan-ilk.html' title='Testere 6&apos;dan İlk fotoğraf'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_e-F8stp24iY/Sp_ropkhTCI/AAAAAAAACdQ/setai-tRNaA/s72-c/saw6photo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-8219259382602131427</id><published>2009-09-03T20:46:00.002+03:00</published><updated>2009-09-03T20:57:02.010+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Can Evrenol ''Korku filmi festivallerinin Woodstock''unu anlatıyor!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SqABIb7JZgI/AAAAAAAAAGw/rEx7i98y4rI/s1600-h/k200.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 253px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SqABIb7JZgI/AAAAAAAAAGw/rEx7i98y4rI/s320/k200.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377299199526790658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(2 Eylül 2009)                  İngiltere'de yaşayan kısa filmci, sinema yazarı Can Evrenol, Londra'da düzenlenen &lt;b&gt;Film4 Frightfest&lt;/b&gt;'i Beyazperde için kaleme aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın dört bir yanından Londra'ya festival için gelen takipçilerin oluşturduğu sıcak ortamı da hissedebildiğimiz yazı, korku türü meraklıları için iyi bir film listesi oluşturacak nitelikte. Tabi bu filmlerin çoğunu kim bilir ne zaman vizyonda ya da DVD olarak izleyebileceğiz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a target="_blank" href="http://beyazperde.mynet.com/sinemasaldetay.asp?id=4313"&gt; CAN EVRENOL'UN YAZISI İÇİN TIKLAYIN!&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-8219259382602131427?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/8219259382602131427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/can-evrenol-korku-filmi-festivallerinin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8219259382602131427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8219259382602131427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/09/can-evrenol-korku-filmi-festivallerinin.html' title=''/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SqABIb7JZgI/AAAAAAAAAGw/rEx7i98y4rI/s72-c/k200.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-5946225310735575318</id><published>2009-08-31T17:06:00.002+03:00</published><updated>2009-08-31T17:15:02.718+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>7. Ödül</title><content type='html'>Demek ki çok yaratıcı bir blogum ödüller devam ediyor. Lütfen beni şımartmaya devam edin. &lt;a href="http://allak-bullak.com"&gt;Neska&lt;/a&gt; arkadaşıma ödülü için teşekkür ederim. Sonra yeni sitemi malesef adını gerilim hattı yapamayacağım kullanıyor. Bana yaratıcı isimler söyler misiniz? Yardımlarınız için şimdiden teşekkürler :)&lt;br /&gt;Ben bu mim'i bir kaç kişiye daha yollayacağım.&lt;br /&gt;1- &lt;a href="http://herbirseyy.blogspot.com"&gt;HErbirşey&lt;/a&gt;'e gidiyor ödül...&lt;br /&gt;2-&lt;a href="http://sigarayaniklari.blogspot.com/"&gt;Sigara'dan ağzı yananlar&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;3-&lt;a href="http://bettra.blogspot.com/"&gt;Bettra&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;4-&lt;a href="http://deuss-makina.blogspot.com"&gt;Deuss Ex Machina&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;5-&lt;a href="http://mehbup.blogspot.com/"&gt;Mehbup&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;6-&lt;a href="http://blogdergisi.com/"&gt;Blog Dergisi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;7- Neslihan'a yolluyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-5946225310735575318?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/5946225310735575318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/7-odul.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/5946225310735575318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/5946225310735575318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/7-odul.html' title='7. Ödül'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-8496042088908900286</id><published>2009-08-30T19:16:00.002+03:00</published><updated>2009-08-30T19:37:05.635+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>The Hitcher</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/4/4b/The_Hitcher_%282007%29_Poster.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 177px; height: 263px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/4/4b/The_Hitcher_%282007%29_Poster.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Üniversite öğrencisi iki sevgili, Grace Andrews (Sophia Bush) ve Jim Halsey (Zachary Knighton), sömestr tatilinde 1970 model Oldsmobile 442 ile heyecanlı bir seyahate çıkmaya karar verirler. Ancak bu eğlenceli ve heyecanlı seyahat, gizemli otostopçu John Ryder’ı (Sean Bean) arabalarına almalarıyla korkunç bir kabusa dönüşecektir. Grace ve Jim’i, Ryder ile ilk karşılaşmalarından itibaren giderek artan korku dolu anlar beklemektedir ve Ryder’ın kurduğu tuzaklara karşı cesurca savaşmak zorundadırlar. Ancak Ryder’ın iki sevgiliyi vahşice öldürmek için yaptığı planlar neredeyse sonuca ulaşmak üzeredir ve kana bulanan otoyolda sadece iki sevgili ve otostopçu arasında değil, New Mexico Bölge Polisi Esteridge’in (Neal McDonough) de dahil olduğu bir ölüm kalım savaşı başlar. Grace ve Jim korkularını bir tarafa bırakarak hayatları için savaşmak zorundadırlar. Konusu baştan yazdığım filmlere iyi yorumlar yaparım.  Ama bu filme ne kadar iyi yorum yapacağım ben bile emin değilim çünkü  ne kadar gerilimin hiç düşmediği bir filmde olsa ilki kadar kendini bize sevdirmeyecek bir remake olarak kalacak yine de ben korku filmi izlemeyi çok seviyorum diyorsanız sizi akşam evinizde mutlu edecek filmlerden biri otostopçu.Filmin her saniyesinde bir gerilim var,tamam bu yönden sizi etkisi altına alıyor... Fakat film öyle bir tempoda gidiyor ki,hep bir gizem varmış gibi,yani bekliyorsunuz sonunda hiç beklemediğiniz bir şey olacak falan ama hiçte öyle bitmeyip çok basit şekilde sonlanıyor. Yani en azından finali daha şaşırtıcı şekilde sonlanmalı idi,yoksa hep bildiğimiz gerilim türü şeyler... &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://media.monstersandcritics.com/articles/1298301/article_images/hitcher2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 488px; height: 172px;" src="http://media.monstersandcritics.com/articles/1298301/article_images/hitcher2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ne kadar ilk filmin hikayesini bilsem ve ilk filmi izleyip sevsemde keşke sonu daha değişik olsaydı diyorum. Bu yüzden bu filmi aldım. Belki ilk filmin eksikleri düzeltilir diye ama sadece vahşet gösterisini bir adım öne götürmeye çalışmışlar. Bunun dışında oyunculuklar çok güzel katil rolünü oynayan aktör bu rol için çalışmış. Hiç eksiği yok sonu daha güzel olsaydı. Bu oyunculuklarda boşa harcanmazdı. 1986 yılında yapılan"Otostopçu" filminin baş rolündeki kahraman 1 erkek'ti. *2007 yılında yapılan "Otostopçu" filminin baş rolündeki kahramanı ise 1 kız'dı. *1986 yılında yapılan "Otostopçu" filminde baş rol oyuncusu 1 cafede tanıştığı kız ile kaçan ve kovalananlardı. *2007 yılında yapılan "Otostopçu" filminde baş rol oyuncusu olan kızın sevgilisi olan erkekle film seyrini devam ettirdi. *1986 yılında yapılan "Otostopçu" filminde finalinde 2 tır arasında ellerinden ve ayak bileklerinden bağlanan kişi başrol oyuncusunun cafede tanıştığı kız arkadaşı idi. *2007 yılında yapılan "Otostopçu" filminin finalinde 2 tır arasında ellerinden ve ayak bileklerinden bağlanan kişi başrol oyuncusunun birlikte yola çıktığı erkek arkadaşı idi. *Ve son 1 dipnot her 2 film de her ne kadar oyuncular farklı olsa da filmin geçtiği bütün sahneler hep aynı bölge idi. Dipnotlarda belirtiğim gibi bu kızın kullanımı gayet  iyi çünkü gerilim artıracak bir değişim olmuş. Oraya bir erkek yerleştirilseydi. Daha güçlü bir karakter olurdu. Ama bu kadın karakter zayıf fakat azimli bir karakter onun başına gelecekleri daha çok merak ediyoruz. Sonuçta bir kadın olarak şiddette uğraması kötü bir durum olduğundan eminim ki katilin tarafını tutmuyorsunuz. Bu da filmdeki karakter ile kendinizi özdeşleşmenize yardımcı oluyor. Şüphesiz yol filmleri çekilmeye devam edecek ve şüphesiz biz onları yine izleyecek ve çoğunu da seveceğiz. Kim bilir, belki de ileride, bu filmlerin neden bizde ayrı bir yeri olduğunun sebebini buluruz… Otostopçu başarılı yol filmlerinden biri kesinlikle zaman kaybı değil fakat kesinlikle harika bir filmde değil.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.screencaps.org/Movie/TheHitcher/TheHitcher.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 535px; height: 140px;" src="http://www.screencaps.org/Movie/TheHitcher/TheHitcher.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;"Yolculuk sadece birinin hayatında bir metafordur ve birinin hayatı sadece bir yolculuktur. Yolculuk filmleri en eski hikaye formlarından biridir.Homer'in Odyssey yolculuğu gibi tıpkı."&lt;/em&gt; Diyor &lt;strong&gt;Jim Jarmusch&lt;/strong&gt;. Haklılığı su götürmez bir gerçek. Yol filmleri kesinlikle ilgi çekici filmler... Teksas Katliamı havası verecek mekanlar, sapık havası verecek bir katil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-8496042088908900286?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/8496042088908900286/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/hitcher.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8496042088908900286'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8496042088908900286'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/hitcher.html' title='The Hitcher'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-1769045684417671880</id><published>2009-08-30T13:05:00.001+03:00</published><updated>2009-08-30T13:05:25.877+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Multimedya'/><title type='text'>J.L. Godard'ın Son Filmi 'Socialisme'den Görüntüler</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="225"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=4645303&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=4645303&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="225"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/4645303"&gt;GODARD SOCIALISM&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/user1717653"&gt;fabrizio del dongo&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-1769045684417671880?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/1769045684417671880/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/jl-godardn-son-filmi-socialismeden.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1769045684417671880'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1769045684417671880'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/jl-godardn-son-filmi-socialismeden.html' title='J.L. Godard&apos;ın Son Filmi &apos;Socialisme&apos;den Görüntüler'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-872942066847282005</id><published>2009-08-30T12:59:00.000+03:00</published><updated>2009-08-30T13:01:53.924+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Multimedya'/><title type='text'>Leos Carax'ın Son Filmi 'Tokyo'nun Fragmanı</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="300"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=3084221&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=3084221&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/3084221"&gt;TOKYO! The Official Movie Trailer - Michel Gondry, Leos Carax and Bong Joon-ho&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/user948159"&gt;micfsk&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-872942066847282005?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/872942066847282005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/leos-caraxn-son-filmi-tokyonun-fragman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/872942066847282005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/872942066847282005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/leos-caraxn-son-filmi-tokyonun-fragman.html' title='Leos Carax&apos;ın Son Filmi &apos;Tokyo&apos;nun Fragmanı'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-8433780076826185476</id><published>2009-08-29T18:42:00.000+03:00</published><updated>2009-08-29T18:44:18.479+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Multimedya'/><title type='text'>Kunio Kato'nun 'The Diary of Tortov Roddle' İsimli Filmi</title><content type='html'>&lt;object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="437" height="370" id="viddler"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.viddler.com/player/ccaae6d0/" /&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always" /&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true" /&gt;&lt;embed src="http://www.viddler.com/player/ccaae6d0/" width="437" height="370" type="application/x-shockwave-flash" allowScriptAccess="always" allowFullScreen="true" name="viddler" &gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-8433780076826185476?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/8433780076826185476/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/kunio-katonun-diary-of-tortov-roddle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8433780076826185476'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8433780076826185476'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/kunio-katonun-diary-of-tortov-roddle.html' title='Kunio Kato&apos;nun &apos;The Diary of Tortov Roddle&apos; İsimli Filmi'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-100018893858011472</id><published>2009-08-29T18:41:00.001+03:00</published><updated>2009-08-29T18:41:48.720+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Multimedya'/><title type='text'>Kunio Kato'nun 'The Apple Incident' İsimli Filmi</title><content type='html'>&lt;object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" width="437" height="370" id="viddler"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.viddler.com/player/20105060/" /&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always" /&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true" /&gt;&lt;embed src="http://www.viddler.com/player/20105060/" width="437" height="370" type="application/x-shockwave-flash" allowScriptAccess="always" allowFullScreen="true" name="viddler" &gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-100018893858011472?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/100018893858011472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/kunio-katonun-apple-incident-isimli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/100018893858011472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/100018893858011472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/kunio-katonun-apple-incident-isimli.html' title='Kunio Kato&apos;nun &apos;The Apple Incident&apos; İsimli Filmi'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-637759665017748060</id><published>2009-08-29T14:33:00.002+03:00</published><updated>2009-08-29T14:58:13.555+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Not: Seni Seviyorum</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.geckoandfly.com/wp-content/uploads/2008/06/ps_i_love_you_film_movie_torrent_download.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 210px; height: 257px;" src="http://www.geckoandfly.com/wp-content/uploads/2008/06/ps_i_love_you_film_movie_torrent_download.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenliğini &lt;b&gt;Richard LaGravenese&lt;/b&gt;'in yaptığı &lt;b&gt;Cecilia Ahern&lt;/b&gt;'in aynı adlı romanından (&lt;b&gt;'P.S. I Love You'&lt;/b&gt;) uyarlanan &lt;b&gt;"Not:Seni Seviyorum"&lt;/b&gt;, aşkın insan hayatındaki ölümsüz yerine değinen tipik bir romantik film. Hem komik, hem hüzünlü… Sizi güldürürken hüzünlendiren, hüzünlendirirken birden kahkahalarla gülmenizi sağlayan hoş anlar barındırıyor içinde. Üstelik İrlanda'nın yemyeşil doğa görüntülerine yer vererek mekân çalışmasıyla da izleyenlerin gözlerine ve duygularına hitap etmeyi biliyor. Film adını, &lt;b&gt;Gerry&lt;/b&gt;'nin &lt;b&gt;Holly&lt;/b&gt;'ye yazdığı ve belirli aralıklarla &lt;b&gt;Holly&lt;/b&gt;'ye ulaşan mektupların son notundan alıyor. &lt;b&gt;Gerry&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;Holly&lt;/b&gt;'ye yazdığı mektuplarda geçmişleriyle, hissettikleriyle ilgili duygularını anlatıp, &lt;b&gt;Holly&lt;/b&gt;'den yapmasını istediği şeyleri söyledikten sonra hep not düşüyor mektubun son satırına; "seni seviyorum" diye. Bu mektupların neden yazıldığını filmin gelişimini açık etmemek için detaylı olarak yazmıyoruz. Ancak &lt;b&gt;Holly&lt;/b&gt;'nin bu mektuplardan öğrendiği şeyler çok önemli: yeniden yaşama sarılmak ve kendi hayatına sahip çıkmayı kabullenmek… Bu yönüyle mektupların amacına ulaştığını söylemek mümkün. Burada özellikle geri planda kalan ama kızının hayatında etkin bir rolü olan anneyi anmamız gerek. Anne Patricia rolüyle &lt;b&gt;Kathy Bates,&lt;/b&gt; filmin hoşluklarından biri.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_HPPeltWJVJM/SWnt_tXBNlI/AAAAAAAAAEs/cP97a4Hj98Q/s400/1972275_large.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 504px; height: 203px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_HPPeltWJVJM/SWnt_tXBNlI/AAAAAAAAAEs/cP97a4Hj98Q/s400/1972275_large.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Filmde bir güzel mesajda; ölümün her zaman yanı başımızda olduğu, birden tüm bu rüyanın bitebileceği, hazırlıklı olmamız gerektiği anlatırken, “Gerry” karakteriyle de,&lt;br /&gt;Ölümün, aşk-sevgi gibi manaların yanında önemsizleştiğini bir insanın-sevgilinin ölüme giderken, ölümü hiç düşünmeyip arkasında bıraktığı yakını- sevgilisi için duyduğu kaygısını,sorumluluğu geride kalanın mutlu olması için yaptığı çabayı bize göstererek işte sevginin ve aşkın tanımı diyor. Ask adına hepimizin hayatında olmasi gereken boyutuyla ve gercekçi bir bakış açısıyla ele alınış bir film. Hillary Swank her zamanki gibi bebeksi yüzüyle beraber çok iyi bir oyunculuk çıkarmış. Beni şaşırtan ise Gerry Buttler'in bu saate kadar keşfedilmemiş olmasıydı. çok iyi bir sahne ışığı ve pozitif bir görüntüsü vardi film boyunca. En duygusal anınızda bile size güç veren bir adamı iyi canlandırmıs. Aşka halen inanıyorsanız izlemeniz lazım. Daha çok genç bayanlara hitap eden bir filmde olsa gerçek aşkı güzel yansıtan başarılı bir film olduğu için erkeklerede hitap eder. En iyisi sevgilinizi ya da eşinizi alın açın ve romantik dakikalara dalın. Tavsiyemdir eşimle birlikte sıkılmadan izledik.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i295.photobucket.com/albums/mm156/nickinick9door/psiloveyou.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 540px; height: 242px;" src="http://i295.photobucket.com/albums/mm156/nickinick9door/psiloveyou.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-637759665017748060?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/637759665017748060/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/not-seni-seviyorum.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/637759665017748060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/637759665017748060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/not-seni-seviyorum.html' title='Not: Seni Seviyorum'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_HPPeltWJVJM/SWnt_tXBNlI/AAAAAAAAAEs/cP97a4Hj98Q/s72-c/1972275_large.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-4313015262417346655</id><published>2009-08-28T20:50:00.002+03:00</published><updated>2009-08-28T21:02:48.763+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>6. Ödül</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://4.bp.blogspot.com/_9grQOhcE0V8/SpUGYenHedI/AAAAAAAAASk/tOrf3SQ8sAo/s320/kreativ.jpg" src="http://4.bp.blogspot.com/_9grQOhcE0V8/SpUGYenHedI/AAAAAAAAASk/tOrf3SQ8sAo/s320/kreativ.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda 6. ödülümde geldi. Bana şimdiye kadar ödül veren arkadaşların hepsine teşekkür ediyorum. Ayrıca böyle bir konu açmışken size mutlu bir haberide vermek istiyorum. Zombilerim ve ben yeni bir domain ve hosta taşınma kararı aldık. Biliyorum hepinizi çok seviyorum. Eminim sizde beni seviyorsunuz. Ama unutmayın ayrılmayacağız ki yine beni takip edeceğinizi biliyorum. Edeceksiniz değil mi? :( Neyse sitenin ismi olarak gerilimhattı iyi olacak diyoruz. Oğlumun tavsiyesi üzerine... Tabii sizlerinde fikirlerini öğrenmek isterim. Tema olarak Revolution Two Lifestyle temasını temel olarak alacağım. Bunun dışında sitemizin hizmetleri ve misyonları değişmeden devam edecek ancak yazar kadromuz olacak. Şu an bize kadir, Bettra, Fatih ve Benay arkadaşım yardım edeceğini ve yazarlar kadrosunda olacağını söyledi. Sizde istiyorsanız konu altına yorum yaparsanız memnun olurum. Genellikle korku sineması ve korku edebiyatı üzerine yazacağız. Unutmadan İçten Chan arkadaşımıza da korku animelerinle ilgili yazacağı için şimdiden teşekkür ederim. Son olarak yeni domaine geçince bağlantılarına ekleyen arkadaşlar yeni adresime de yer verirlerse sevinirim. Bu mimi daha önce yollamadığım bir kaç adrese daha yollayacağım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-&lt;a href="http://sekerkokusu.blogspot.com/"&gt;Şeker kokulu Doğa&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2- &lt;a href="http://ictenchan.wordpress.com"&gt;İçten Chan&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;3-&lt;a href="http://bitlipirelibirminikkedi.blogspot.com"&gt;Paranoyak Satırlar&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;4- &lt;a href="http://postapokaliptik.blogspot.com"&gt;Pisikopatın İtirafları&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;5-&lt;a href="http://iyikotufilm.com"&gt; İyi Kötü Film&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;6-&lt;a href="http://sinemarket.blogspot.com"&gt;Sinema haber ve Kritikleri&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;7- &lt;a href="http://fikrinne.blogspot.com"&gt;Fikrin Ne? &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-4313015262417346655?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/4313015262417346655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/6-odul.html#comment-form' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4313015262417346655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4313015262417346655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/6-odul.html' title='6. Ödül'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_9grQOhcE0V8/SpUGYenHedI/AAAAAAAAASk/tOrf3SQ8sAo/s72-c/kreativ.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-233140256427206382</id><published>2009-08-28T16:56:00.001+03:00</published><updated>2009-08-28T16:56:42.685+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>2012'den Dehşet Sahneler</title><content type='html'>&lt;span id="contextual"&gt;&lt;div style="padding: 0pt 5px 0px 0pt; float: left;"&gt;&lt;div&gt;&lt;img alt="" id="imgHaber" src="http://beyazperde.mynet.com/images/haber/2012200.jpg" /&gt; &lt;/div&gt;         &lt;/div&gt;               &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 0, 0);" &gt;Mayaların takvimine göre dünyanın sonuna 1211 gün kaldı!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(27 Ağustos 2009)                  21 Aralık 2012'de kıyametin kopacağına inanan Maya inanışından yola çıkılarak yapılan film &lt;b&gt;2012&lt;/b&gt;'nin de -21 Aralık 2012'ye bu kadar az zaman kalmışken- vizyona girme tarihi yaklaşıyor. 13 Kasım'da Amerika'da vizyona girecek filmin, çeşitli görselleri dağıtılmaya başlandı. Yalnız bu korkutucu görüntüler nefesinizi kesebilir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci afişte Rio de Janeiro'daki Christ The Redeemer Statue'nün (Koruyucu İsa Heykeli) yıkılışının tasviri yapılmıi. İkinci afişte, şimdiye kadar oluşan en büyük tsunami ile çok büyük bir uçak gemisi olan 'USS John F. Kennedy'nin Washington D.C.'deki White House'u yok etmek üzere olduğu görüntü var. (Dipnot düşersek, White House'un uzunluğu 168 fitken, bahsedilen uçak gemisinin boyutu 1000 fittir.) 3. afişse Los Angeles'ın yok olduğunun kanıtıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2012'ye dair Maya inanışı her çevrede tartışmalara sebep olurken, Roland Emmerich'in &lt;b&gt;2012&lt;/b&gt; yorumunu sabırsızlıkla bekliyoruz.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-233140256427206382?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/233140256427206382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/2012den-dehset-sahneler.html#comment-form' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/233140256427206382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/233140256427206382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/2012den-dehset-sahneler.html' title='2012&apos;den Dehşet Sahneler'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-8223408173533078960</id><published>2009-08-27T13:44:00.000+03:00</published><updated>2009-08-27T13:45:22.560+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Multimedya'/><title type='text'>The Fourth Kid</title><content type='html'>&lt;object type="application/x-shockwave-flash" data="http://widgets.clearspring.com/o/4a831529f339711d/4a9662f72796d8c8/4a8525f9716e2e7d/7403da10" id="W4a831529f339711d4a9662f72796d8c8" width="404" height="369"&gt;&lt;param name="movie" value="http://widgets.clearspring.com/o/4a831529f339711d/4a9662f72796d8c8/4a8525f9716e2e7d/7403da10"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;param name="allowNetworking" value="all"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-8223408173533078960?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/8223408173533078960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/fourth-kid.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8223408173533078960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8223408173533078960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/fourth-kid.html' title='The Fourth Kid'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-7702747322035435667</id><published>2009-08-26T21:53:00.000+03:00</published><updated>2009-08-26T22:03:11.556+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Multimedya'/><title type='text'>Pater Sparrow'un 'Limit' İsimli Filmi</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="273"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=1802613&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=1802613&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="273"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/1802613"&gt;LIMIT by pater sparrow&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/endandend"&gt;endandend&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-7702747322035435667?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/7702747322035435667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/pater-sparrowun-limit-isimli-filmi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7702747322035435667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7702747322035435667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/pater-sparrowun-limit-isimli-filmi.html' title='Pater Sparrow&apos;un &apos;Limit&apos; İsimli Filmi'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-3054894009917212306</id><published>2009-08-26T21:52:00.001+03:00</published><updated>2009-08-26T21:52:44.956+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Multimedya'/><title type='text'>Pater Sparrow'un 'T?ick' İsimli Filmi</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="298"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=1798762&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=1798762&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="298"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/1798762"&gt;T?ICK by pater sparrow&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/endandend"&gt;endandend&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-3054894009917212306?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/3054894009917212306/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/pater-sparrowun-tick-isimli-filmi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3054894009917212306'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3054894009917212306'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/pater-sparrowun-tick-isimli-filmi.html' title='Pater Sparrow&apos;un &apos;T?ick&apos; İsimli Filmi'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-882963145028724258</id><published>2009-08-26T21:14:00.003+03:00</published><updated>2009-08-26T21:42:57.992+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Hannıbal Doğuyor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.cawz.net/vidresim/Hannibal-Doguyor-Hannibal-Rising.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 174px; height: 252px;" src="http://www.cawz.net/vidresim/Hannibal-Doguyor-Hannibal-Rising.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak Michael Mann ‘in 1986 tarihli “Manhunter”i ile sinemayla haşır neşir olan Hannıbal Lecter, daha sonra 1991-2002 tarihleri arasında Anthony Hopkins suretinde beyazperde de en parlak dönemini yaşamıştı. Bu kez karsimizda, yapımcı Dino De Laurentis’in ısmarlaması üzerine yazılmıs bir romandan yapilmis sinema uyarlaması var. Yani romanın beyazperdeye uyarlanması icin Thomas Harris’ten böyle bir doğuş hikayesi yazmasi istenmiş. Lecter’in doğuşunu karşımıza getiren “Hannibal Rising”, kuskusuz ki sinema tarihinin bu en vahşi seri katilinin nasıl bir çocukluk geçirip, nasil bir ruh haliyle büyüdügünü görmemiz için büyük bir fırsat.  "inci Küpeli Kız”dan aşina olduğumuz yönetmen Peter Webber’in, o filmindeki ışık kullanımı ve görselligi fazlasıyla andıran sinematografisi ile büyüleyen film, Lecter’in şaşırtıcı eğilimlerini (samuray felsefesine yakınlığı gibi) karşımıza getirirken, aslında herşeyin bir intikamla başladığını da öğrenmemizi sağlıyor. Ancak ister istemez Hopkins’in Lecter yorumu ve önceki filmlerin etkisi, bunun yanında genc Lecter’in buradaki intikam duygusunun tüm filme yayılıp filmi tek bir kelimeyle özetleyebilecek kadar düz bir yapıya oturtması ister istemez “Hannibal Rising”e bir parça mesafeli bakmamızı sağlıyor. Ayrıca kişisel olarak kanımca olgun Lecter’in ağzindan dökülen o essiz tanımlamalar ve cümleleri burada cok aradım doğrusu. Genç oyuncu Gaspard Ulliel elinden geldiğince genç Lecter’a hayat vermekte basarılı (özellikle sesini iyi kullanıyor. Güzeller güzeli Gong Li bir kez daha büyülüyor, Rhys Ifans ise akıllarda kalıcı bir kötü adam kompozisyonu sunuyor. Kendi başına bakarsak fena bir film değil.Fakat diğer Hannibal filmleri ile kıyasladığımızda ve o filmlerin bir devamı olarak düşündüğümüzde bence çok sönük kalıyor.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i14.tinypic.com/8fod5dd.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 544px; height: 160px;" src="http://i14.tinypic.com/8fod5dd.png" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;"Kabalık asla affedilmez bir şeydir" mantığıyla hareket eden ve kurbanlarını kaba davranışlı,küstah ve saygısız insanlardan seçen yamyam  Dr.Hannibal Lectar'ın Fransa'da tıp okuduğu gençlik yıllarına değişik bir bakış açısı ama kesinlikle sıradan bir intikam hikayesi olarak havada kalıyor. Diğer serilerden hatırlarsınız Lectar son derece entellektüel, kibar, nazik, fazlasıyla zeki,kurnaz, bilgili,kültürlü, bir bakışta insanın içini okuyabilen, yalan söyledi mi hemen anlayan,hem bir cerrah hem de bir psikiyatrist olan Hannibal aynı zamanda bir cani, bir deli ve bir psikopattı. Hannibal Lectar kabalıktan hiç hoşlanmıyor ve acıktığı zaman küstah ve kaba insanları yemeyi tercih ediyordu. Serinin bu son halkasında-ki hikayenin başlangıcı oluyor-genç Lectar'ın intikam ateşiyle yanıp tutuştuğunu görüyoruz. Hannibal aç kalmamak için kardeşini gözleri önünde yiyen savaş suçlularından teker teker acı bir şekilde intikam alıyor. Bütün bunlar olurken izleyici olarak bizler Lectar'a hak bile veriyoruz. Özellikle bu bölümde Hannibal'ın bir seri katil olduğunu bilsekde onu bir cani olarak görmüyoruz ne yazık ki. Hannibal rolüyle karşımıza çıkan Gaspard Ulliel usta oyuncu Anthony Hopkins'den devraldığı bu rölü başaryla canlandırmış doğrusu. Tıpkı Hopkins gibi o da gülüşüyle ,mimikleriyle, ağır aksanıyla neredeyse ondan aşağı kalmamış. Litvanya'da Sovyet yetimhanesinde kalan on altı yaşındaki Hannibal Lecter yetimhanedeki arkadaşlarıyla anlaşamamaktadır. Geceleri kız kardeşiyle ilgili korkunç kâbuslar gören Hannibal sonunda yetimhaneden kaçar ve amcasının yaşadığı Paris'e gider. Hannibal, Lecter Şatosu'na geldiğinde amcasının ölmüş olduğunu keşfeder. Amcasının dul eşi Murasaki Shibuku ona evini açar ve bu gizemli kadın onu, yemek, müzik ve resim hakkında eğitir. Fakat Hannibal bir türlü onu kovalayan geçmişinden ve gördüğü korkunç kâbuslardan kurtulamamaktadır. Tıp eğitimi almaya başlayan Hannibal kâbuslarında gördüğü savaş suçlularını aramaya karar verir. Tek bir amacı vardır. Açlıktan ölmemek için gözleri önünde küçük kız kardeşini yiyen adamlardan intikam almak... &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://gigazine.jp/img/2006/12/19/hannibal_rising/younghannibal.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 531px; height: 208px;" src="http://gigazine.jp/img/2006/12/19/hannibal_rising/younghannibal.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span id="contextual"&gt;Sinemada şiddet, seyirci tarafından iyice kanıksanır hale geldi artık. Cinayetler, kabul edilebilir gerekçeleri olduktan sonra, izleyen üzerinde ille de rahatsızlık yaratmıyorlar. Anlaşılabilir bir gerekçeyle cinayetler işleyen bu adamın öyküsü, bize karşımızdakinin caniliğini unutturuyor. Hannibal Doğuyor, yanlış ata oynuyor. Biz, Doktor Lecter'ı hiçbir zaman "sevmedik"; ondan sadece etkilendik. Açıklaması olmayan ve son derece güçlü bir kötülüğün temsilcisiydi. Şüphesiz karizmatikti ve karizmatik kötü adamlar, sinemada her zaman etkileyici olmuşlardır. Onların öykülerini izlemeyi severiz. Ama onların kendilerini sevmeyiz. Nasıl o hale geldiklerini bilmek isteyebiliriz ama onları anlamak ya da kendince haklı görmek de istemeyiz. Bugüne kadar keyfi cinayetler işlediğini defalarca görmüş olduğumuz bir karakteri, intikam peşindeki bir kurban olarak sunmak, bu seri için yanlış bir adım. Miti yerle bir edebilecek bir adım.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-882963145028724258?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/882963145028724258/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/hannbal-doguyor.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/882963145028724258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/882963145028724258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/hannbal-doguyor.html' title='Hannıbal Doğuyor'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i14.tinypic.com/8fod5dd_th.png' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-1374146380561798743</id><published>2009-08-26T16:05:00.000+03:00</published><updated>2009-08-26T16:06:10.556+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Multimedya'/><title type='text'>School Of The Dead</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="225"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=5196406&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=5196406&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="225"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/5196406"&gt;School of The Dead Trailer&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/user1916912"&gt;Brooklynbound&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-1374146380561798743?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/1374146380561798743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/school-of-dead.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1374146380561798743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1374146380561798743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/school-of-dead.html' title='School Of The Dead'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-7220679874938952253</id><published>2009-08-26T13:00:00.000+03:00</published><updated>2009-08-26T13:01:03.405+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Multimedya'/><title type='text'>J'attendrai le Suivant</title><content type='html'>&lt;embed src="http://www.metacafe.com/fplayer/2416762/jattendrai_le_suivant.swf" width="400" height="345" wmode="transparent" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" name="Metacafe_2416762" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash"&gt; &lt;/embed&gt;&lt;br&gt;&lt;font size = 1&gt;&lt;a href="http://www.metacafe.com/watch/2416762/jattendrai_le_suivant/"&gt;J'attendrai Le Suivant...&lt;/a&gt; - &lt;a href="http://www.metacafe.com/"&gt;Funny blooper videos are here&lt;/a&gt;&lt;/font&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-7220679874938952253?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/7220679874938952253/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/jattendrai-le-suivant.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7220679874938952253'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7220679874938952253'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/jattendrai-le-suivant.html' title='J&apos;attendrai le Suivant'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-1963301416599258909</id><published>2009-08-25T21:41:00.004+03:00</published><updated>2009-08-25T21:48:22.448+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>Nükleer Santrale Sinemasal Sorgulamalar</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"   lang="TR"&gt;&lt;a href="http://bodakedi.blogspot.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face  {font-family:"Cambria Math";  panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:roman;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face  {font-family:Calibri;  panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;  mso-font-charset:162;  mso-generic-font-family:swiss;  mso-font-pitch:variable;  mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal  {mso-style-unhide:no;  mso-style-qformat:yes;  mso-style-parent:"";  margin-top:0cm;  margin-right:0cm;  margin-bottom:10.0pt;  margin-left:0cm;  line-height:115%;  mso-pagination:widow-orphan;  font-size:11.0pt;  font-family:"Calibri","sans-serif";  mso-fareast-font-family:"Times New Roman";  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  mso-ansi-language:TR;  mso-fareast-language:TR;} a:link, span.MsoHyperlink  {mso-style-priority:99;  font-family:"Times New Roman","serif";  mso-bidi-font-family:"Times New Roman";  color:blue;  text-decoration:underline;  text-underline:single;} a:visited, span.MsoHyperlinkFollowed  {mso-style-noshow:yes;  mso-style-priority:99;  color:purple;  mso-themecolor:followedhyperlink;  text-decoration:underline;  text-underline:single;} .MsoChpDefault  {mso-style-type:export-only;  mso-default-props:yes;  font-size:10.0pt;  mso-ansi-font-size:10.0pt;  mso-bidi-font-size:10.0pt;  mso-ascii-font-family:Calibri;  mso-hansi-font-family:Calibri;} @page Section1  {size:612.0pt 792.0pt;  margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;  mso-header-margin:35.4pt;  mso-footer-margin:35.4pt;  mso-paper-source:0;} div.Section1  {page:Section1;} --&gt; Mersin Sinema Derneği Akkuyu'da yapımı planlanan nükleer santrali sinema diliyle sorguluyor. Akkuyu nükleer santralini sinema diliyle sorgulamak amacıyla 'Kod: 16' adıyla 90 dakikalık bir sinema filminin çalışmalarına başlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin yönetmenliğini daha önce bir çok kısa film ve 'Sokak' adlı uzun metraj bir filme imza atan Yasin Korkmaz üstlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nükleer santral konusunun 40 yıldır tartışıldığını söyleyen yönetmen Yasin Korkmaz "Bu konu ne getirip ne götürecek hala aydınlığa çıkmış değil. Zaman zaman da taraftar olanlar ve karşı olanların taraf değiştirdiğine şahit oluyoruz. Anlaşılıyor ki bu alanda da ulusal bir tavır ve çıkar hesabı yapılmamış. Her şeyimizde olduğu gibi nükleer santral konusu da yabancı çıkar çevrelerinin ilgisi yönünde gelişme gösteriyor. Aslında artık enerji kaynağı olarak nükleer sistem ve teknolojisi de eskimiş durumda. Dünya enerji devleri daha temiz enerji kaynaklarına yönelmişken neden nükleer enerjide diretiyoruz anlamak güç.Çevreye olan öldürücü etkisi artık herkes tarafından biliniyor. Biz filmimizde konunun bir tek çevre yönünü değil Dünya siyasetindeki yerini de sorguluyoruz. Filmimiz insanlara olayı daha iyi anlatmak için nükleer santral kurulduktan sonrasını anlatıyor."&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_oZ0ezdeCgjQ/SpQiblFsW5I/AAAAAAAABxM/7o0pgSrWW28/s1600-h/N%C3%BCkleer%2Bp...jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oZ0ezdeCgjQ/SpQiblFsW5I/AAAAAAAABxM/7o0pgSrWW28/s400/N%C3%BCkleer%2Bp...jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373958112567647122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;  Kod 16, ucuz ve yüksek enerji kaynağı olarak lanse edilen nükleer sistemin aslında enerjide en sakıncalı bir durum olan dışa bağımlılığı da beraberinde getireceğine de dikkat çekiyor. Filmde, bölge kültür değerleri ve doğal yapısı da unutulmadı. Projeyi ulusal bazda bir çok kişi ve kuruluşun görüşüne sunduklarını söyleyen yönetmen Korkmaz, bu konuda ilgilinin yüksek olmasının kendisini cesaretlendirdiğini ifade etti. Halen cast aşamasının ve storyboard çizimlerinin devam ettiği “Kod: 16” filmi için eylül başlarında motor denileceği belirtildi.&lt;br /&gt;FİLMİN TEKNİK ÖZELLİKLERİ  Mersin’in İlk Sinema Filmi “Kod: 16”&lt;br /&gt;  Mersin'in ilk sinema filmi olmaya aday Kod 16, günümüzde bir çok sinema filminin çekildiği 35 mm film kalitesinde kayıt yapan dijital kamera ile direk bilgisayar formatında kayıt edilecek. Kod: 16 filmi kurgu aşamasından sonra bir filmin sinema filmi olması için gerekli olan şartların temelini oluşturan 35 mm film formatına aktarılacak ve Mersin, Adana, Antalya, İstanbul, İzmir ve Ankara'da anlaşma yapılan sinema salonlarında özel gösterimlerde izleyici ile buluşacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi taşıyacak bir kaç önemli karakterin dışında bütün karakter ve tiplemeleri bölge halkı canlandıracak.  Projede rol alacak olan bölge halkından seçilecek oyuncular alanında uzman hocalar tarafından temel oyunculuk dersleri verilecek. Bunun dışında planlanan bir çok etkinlik ile bölge halkının projeye ilgisi çekilecek. Bir yandan da bölge halkının nükleer santral konusunda bilinçlenmesi sağlanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin İstanbul ve Ankara'da geçen sahnelerinin çekimleri o illerde kısa film çalışmaları yürüten ekiplerin desteği ile gerçekleşecek. Film müziği için ise Türkiye’nin çevre konusunda duyarlı önemli bir sanatçısı ile görüşmeler devam ediyor. Görüşmeler olumlu sonuçlanırsa izleyiciyi büyük bir sürpriz bekliyor. Özel efektler için profesyonel destek alınırken, teknik ekipmanlar İstanbul’da faaliyet yürüten profesyonel firmaların desteği ile giderilecek. Filmin 35mm’e aktarılması da yine bir firmanın desteği ile yapılacak. Akkuyu bölgesinde yapılacak olan çekimler 20 gün sürecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film ile ilgili iletişim için mersinema@hotmail.com adresi kullanılabilirken 0534 738 49 07 nolu telefon üzerinde de iletişim sağlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        KOD: 16 FİLMİNİN SNOPSİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Bölge halkının duyarsızlığı ve bölgede işsizlere iş kapısı olması umuduyla yetersiz kalan tepkiler ve Nükleer Santral lobisinin çabaları sonunda Akkuyu’da Nükleer santral kurulur.  Ancak bölge halkının beklediği iş alanı bir türlü açılmaz. Santralin deneme çalışmaları sürerken çevrede bazı dikkatli gözlerin görebildiği olağan olmayan gelişmeler görülmeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Kıyıya vuran ölü balıklar ve farklı deniz canlıları yanında bölgede yetiştirilen bazı ürünlerde de garip şekil bozuklukları görülür. Bölgede yaşayan çocuklar da alışıla gelmedik hastalıklar baş gösterir. Santralin kurulduğu kasabada oturan duyarlı  bir genç olan Kadir ve çevreci bir profesör  bu garip gelişmelerin peşine düşer. Ancak işler istedikleri gibi gitmez ve gizli bir yapının bu tür araştırmaları yapanlara karşı koyduklarını görürler ve santrale karşı araştırma yapanlar beklenmedik kazalara kurban gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgede yaşayan ve nükleer santralde yapılmadan önce eğitim için yurt dışına giden Kadir’in abisi Birol bir grup arkadaşı ile tatil için köye gelir ve bir bilim adamı adayı olarak destekçisi olduğu nükleer enerjinin yaşadığı bölgeyi ne hale getirdiğini izlerken, kendisini olayların merkezinde bulur.  Dünya enerji devlerinin kavgasının sonunda santralin güvenlikle ilgili şartlarına uyulmadığı anlaşılır. Nükleer Santral yapımını geçekleştiren lobinin TBMM'deki kolu işin açığa çıkmasıyla yön değiştirir. Gerçekleri kabul etmiş görünerek santral yapını üstlenen firmayı değiştirdiklerini, üretimin durduğunu ve bu konuda çok daha deneyim bir  yeni firmanın tüm şartları yerine getireceğini resmi ağızdan ilan ederler.&lt;br /&gt;Ancak firma resmen değişse de işleyiş değişmemiştir ve sağlıksız şartlarda santral çalışmaya devam eder. İlgili bakan TV'de açıklama yapar ve tüm söylentilerin yalan olduğunu, deneme üretiminin durduğunu söyler. Vatandaşlar bu açıklamayı dinlerken gök yüzünü bir kızıllık kaplar, kulakları sağır eden bir ses duyulur...&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"   lang="TR"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_oZ0ezdeCgjQ/SpQicB1q8GI/AAAAAAAABxU/RCcKMtRjnNA/s1600-h/dernek_logosu.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 163px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oZ0ezdeCgjQ/SpQicB1q8GI/AAAAAAAABxU/RCcKMtRjnNA/s400/dernek_logosu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373958120285073506" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"   lang="TR"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"   lang="TR"&gt;Haber: &lt;a href="http://bodakedi.blogspot.com/"&gt;Serkan Murat KIRIKCI&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;font-size:100%;"   lang="TR"&gt;Kaynak: http://sinemarket.blogspot.com&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-1963301416599258909?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/1963301416599258909/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/nukleer-santrale-sinemasal-sorgulama.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1963301416599258909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1963301416599258909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/nukleer-santrale-sinemasal-sorgulama.html' title='Nükleer Santrale Sinemasal Sorgulamalar'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oZ0ezdeCgjQ/SpQiblFsW5I/AAAAAAAABxM/7o0pgSrWW28/s72-c/N%C3%BCkleer%2Bp...jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-8566150228299021536</id><published>2009-08-25T15:43:00.003+03:00</published><updated>2009-08-25T16:27:57.528+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Kapan/ Fermat’s Room (2007): Bütün Matematikçiler Toplandı!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://moviegrande.com/sinema/2008images/kapan.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 189px; height: 289px;" src="http://moviegrande.com/sinema/2008images/kapan.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;"Küp"&lt;/b&gt; (&lt;b&gt;"Cube"&lt;/b&gt;, 1997) ve &lt;b&gt;"Testere"&lt;/b&gt; (&lt;b&gt;"Saw"&lt;/b&gt;, 2004) gibi kapalı bir ortama tıkılıp hain bir oyunun parçası olan karakterlerin yaşadıkları gerilime odaklanan öykülerden hoşlanıyorsanız kapan sizi mutlu edecek filmlerden biri... İçinde birde matematik var daha ne istiyorsunuz? Benay gelsene hemen. &lt;b&gt;"Kapan"&lt;/b&gt; (&lt;b&gt;"Fermat's Room"&lt;/b&gt;) her ne kadar bu filmler kadar vahşi anlara sahip olmasa da, içerdiği bulmaca ruhu ve tek mekanda gerçekleştirdiği dengeli tavrıyla gerilim seyircisi için yeni bir gönülçelen olabilir.   &lt;b&gt;"Kapan"&lt;/b&gt;, kariyerleri açısından farklı seviyelerde bulunan dört matematikçinin rastlayabilecekleri en büyük bulmacayı çözme fırsatı vaat eden bir davetiyeye cevap vermeleriyle start alıyor. Kısa bir karakter analizi yaptığı için beni sıkmadığını belirmek isterim. İyi de yaptı çünkü matematik çoğu insan için uyku getiren ve sıkıcı bir konudur. Birde karakter analizine girilseydi film başarılı olmazdı.  Kahramanlarımız karşılaştıkları –onlar için belki de o kadar zor olmayan– sorular üzerinde kafa yorarken, kendilerine verilen süreyi aştıkları anda küçülmeye başlayan bir odada bulunduklarını fark ediyorlar. Dolayısıyla öykü zaman içinde bilmece içinde bilmece sunmaya başlıyor. Aynı zamanda gizemli gçmişlerinide sorgulamaya başlıyorlar...Tüm bu karmaşaya rağmen &lt;b&gt;"Kapan"&lt;/b&gt; aslen meselesini doğrudan anlatmayı ve konuya basit bir açıdan yaklaşmayı tercih ediyor. Bu sayede de kendini fazla büyük görme gibi bir kompleksle karşılaşmıyoruz. Bu şüphesiz film için artı bir nokta, belki hiçbir zaman heyecanı en üst seviyeye tırmandırmıyor. Fakat daha zeki e hırçın olabilselerdi. Saw fenomenini taklit etmeye çalışan bir film olarak görülmezdi. Gerilimli sahneler bile gerçekçi değil yapmacık gibi duruyor. Yani ölüm korkusu karakterler pek yansıtamıyor. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.bloodygoodhorror.com/bgh/files/reviews/caps/8932-fermats-room.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 478px; height: 159px;" src="http://www.bloodygoodhorror.com/bgh/files/reviews/caps/8932-fermats-room.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yine de kısıtlı mekan kullanarak güzel bir film çıkarmak yönetmenler için zordur. Hatta kısıtlı mekan kullanan çoğu film kötü yorumlardan nasibini alır. Fakat yöneten kısıtlı mekanda zihin zorlayan orta sınıf bir gerilim filmi çıkarmayı başarmış. anat yönetmenliği, ses efektleri, kurgu ve görüntü yönetmenliğinde herhangi bir soruna rastlanmıyor. Senaryosunda mantık dışı hareketlere de yüz vermeyen film, aynı zamanda ana oyuncularının da performanslarından güç alıyor.  Matematik bilimini, bir gerilim unsuru olarak kullanmak konusunda ise neredeyse hiçbir kusuru yok. Eğer gerçekten kanlı ve sert sahneler bekliyorsanız kapan filminde bunları bulamazsınız. Farklı bir film izlemek isteyenler, kurgu severler asla kaçırmamalı. Matematikçiler için eğlenceli olabilecek göndermeler olan film. Zaten en başında diyor "asal sayı nedir bilmiyorsan bundan sonrasını anlaman zor" gibi bir şeyler. Buradan Goldbach Hipotezi'ne geçiş yapıyor ve sonra hipotezi sağlayan 3-4 örnek bile veriyor. Fakat filmin ileriki anlarında koskoca matematikçilere sorulan soruları ele alırsak eğer; internette az buçuk takılan herkesin çözebileceği sorulardı. Yani öyle ahım şahım bir şeyler göremedik. Fakat filmin normal insanlara da hitap etmesi açısından teorik şeylerden kaçınarak daha çok zeka problemlerine ağırlık vermiş olabilirler. Yoksa orada üçüncü dereceden denklemler, katsayılar matrisi veya kutupsal koordinatlar görmek sıkıcı olabilirdi. Evet evet düşündüm de o kolay sorular daha eğlenceli olmuş.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.filmfestdc.org/press/pressFilmPics/fermat-1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 481px; height: 182px;" src="http://www.filmfestdc.org/press/pressFilmPics/fermat-1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="display: block;" id="spoiler_comment_66678"&gt;Yazının gerisi spoiler içerir seyretmeyen ilk cümleyi bile okumasın. Olayı tezgahlayan adamın taa en başta bozuk araba numarası yaptığını çakmayan yoktur sanırım. Fakat buna rağmen film kendi halinde başka sürprizler de yaşatıyor. Buna rağmen bazı mantık hataları vardı ama. Mesela lambalı soru veya kum saati sorusu gibi uzun cevaplı soruların cevaplarını nasıl yazdılar merak ettim. Cevabını anlatırken bile 30-40 saniye süren hikayeyi 1 dk içinde nasıl okuyacak, nasıl çözecek ve nasıl yazacak? Okuma ve çözme kısmını atlasak bile yazması çok uzun be abicim kısa cevaplı sorular bulamadınız mı? Hadi tamam orasına da bir şey demiyorum da asıl mantıksız olan; -matematikçi ya da bilgisayar mantığını bilen insan gözüyle bakarsak- cevapların doğruluğunu kimin belirlediği. Bilgisayar değil mi bunları yapan? Çünkü karşıda birisi yok. Öyleyse o kadar uzun ve hikaye gibi cevapları olan cümlelerin doğru olup olmadığını nasıl biliyor? Bilgisayara bir veya yüz cevap yüklersin ama o en ufak bir virgülü bile göremezse yanlış der geçer. Neticede aptal makina. Yorum yapamaz. Sadece kelimelere göre bilse, 7 kelimelik bir cümlenin 5040 farklı yazılışı vardır. Böyle geniş olasılıkların cevaplar arasına yüklenmiş olabileceğini düşünsek bile binbir türlü farklı kelime ile de yazabilirsin cevabı. Eğer tüm cevapları yazan kişi, olayı tezgahlayan kişi olsaydı, bu açık kapanmış olurdu. Keşke öyle yapsalarmış be. İyi seyirler... İyi çalışmalar...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-8566150228299021536?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/8566150228299021536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/kapan-fermats-room-2007-butun.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8566150228299021536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8566150228299021536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/kapan-fermats-room-2007-butun.html' title='Kapan/ Fermat’s Room (2007): Bütün Matematikçiler Toplandı!'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-5385278194162576265</id><published>2009-08-25T15:39:00.000+03:00</published><updated>2009-08-25T15:40:55.690+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>Sakallı Salma Hayek</title><content type='html'>&lt;span id="contextual"&gt;&lt;div style="padding: 0pt 5px 0px 0pt; float: left;"&gt;&lt;div&gt;&lt;img alt="" id="imgHaber" src="http://beyazperde.mynet.com/images/haber/vampa200.jpg" /&gt; &lt;/div&gt;         &lt;/div&gt;               &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" &gt;Vampirlerle ilgili filmlerin çok ilgi çektiği bu dönemde, 2010'un Mart'ında bir tanesi daha vizyona girecek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(25 Ağustos 2009) Darren Shan’in Türkiye’de TUDEM Yayınları tarafından okurlara sunulan popüler roman serisini kaynak alan Ucubeler Sirki: Vampirin Çırağı’nda birbiriyle savaş halinde olan 2 vampir grubu arasındaki 200 yıllık ateşkesi farkında olmadan bozan bir gencin korkunç hikayesi anlatılıyor. Gecenin grotesk canlıları ve yanlış anlaşılan ucubelerin fantastik hayatı içine çekilen bir genç, sıkıcı bir hayatın güvenli ortamından uzaklaşacak ve kâbuslardan fırlamış gibi görünen bir yerde kaderini yaşayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 yaşındaki Darren (Chris Massoglia) banliyödeki mahallesindeki çoğu genç gibiydi. Yakın arkadaşıyla takılıyor, orta halli notlar alıyor ve genelde beladan uzak duruyordu. Ancak o ve arkadaşı gezgin bir ucubeler kumpanyasına denk geldiklerinde, Darren’ın içinde bir şeyler değişmeye başlıyor. İşte o anda Larten Crepsley adında bir vampir (John C. Reilly) onu kana susamış bir şeye dönüştürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir süre önce yaşayan bir ölüye dönüşen Darren, yılan çocuk, kurt adam, sakallı kadın (Salma Hayek) ve devasa bir çığırtkan (Ken Watanabe) gibi canavarsı yaratıklarla dolu Ucubeler Sirki’ne katılıyor. Darren bu karanlık dünyada yeni güçlerini denemeye başladığı sırada, vampirler ve onların daha ölümcül rakipleri arasında değerli bir piyona dönüşüyor. Bir yandan hayatta kalmaya çalışan genç, yaklaşmakta olan savaşın içinde kalan son insanlık kırıntılarını yok etmesini önlemek için çabalıyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-5385278194162576265?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/5385278194162576265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/sakall-salma-hayek.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/5385278194162576265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/5385278194162576265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/sakall-salma-hayek.html' title='Sakallı Salma Hayek'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-4733145894305534455</id><published>2009-08-25T15:38:00.001+03:00</published><updated>2009-08-25T15:38:58.890+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>Türk Sineması'nda Rekor</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;span id="contextual"&gt;&lt;/span&gt;&lt;tr&gt;&lt;td height="20"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;     &lt;tr&gt;      &lt;td colspan="2"&gt;       &lt;div&gt;        &lt;div style="float: left;"&gt;                               &lt;div style="padding: 0pt 5px 0px 0pt; float: left;"&gt;&lt;div&gt;&lt;img alt="" id="imgHaber" src="http://beyazperde.mynet.com/images/haber/s2000.jpg" /&gt; &lt;/div&gt;         &lt;/div&gt;               &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" &gt;Bu yıl bol bol Türk filmi izleyeceğiz!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(25 Ağustos 2009)                  Bu yıl vizyona çok sayıda Türk filmi girecek. &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR3311R('click', 'Hatta', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR3311R('over', 'Hatta', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR3311R('out', 'Hatta', event, this);return true;" class="adsmartlinkR3311R"&gt;Hatta&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; eylül ayından itibaren bir dahaki hazirana kadar 70 Türk filminin vizyona girmesi planlanarak, ülkemiz için rekor sayı elde edilmiş olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NTV'den aldığımız &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR3311R('click', 'habere', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR3311R('over', 'habere', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR3311R('out', 'habere', event, this);return true;" class="adsmartlinkR3311R"&gt;habere&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; göre Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürü Abdurrahman Çelik'in de sevindirici açıklamaları bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;KDV'nin İndirilmesi Yabancıları Rahatlatacak&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürü Abdurrahman Çelik de, &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR3311R('click', 'yeni', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR3311R('over', 'yeni', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR3311R('out', 'yeni', event, this);return true;" class="adsmartlinkR3311R"&gt;yeni&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; sinema sezonuna ilişkin değerlendirmede bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancı film yapımcılarına teşvik niteliği taşıyan yasal düzenlemenin TBMM'de kabul edilmesinin ardından bu alanda önemli bir adım olduğunu belirten Çelik, ''KDV'nin indirilmesi, yabancıları biraz daha rahatlatacak. Ama bu, tek başına bir çare değil. Bunun yanında, en azından bir miktar da geriye dönük teşvik mekanizmasının oluşturulması gerekiyor. Bunun başarılması halinde yılda 4-5 film Türkiye'de çekilebilir'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin, böylelikle &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR3311R('click', 'gelecek', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR3311R('over', 'gelecek', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR3311R('out', 'gelecek', event, this);return true;" class="adsmartlinkR3311R"&gt;gelecek&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; 4-5 yıl içerisinde Türkiye'nin bu alanda en önemli ülkeler arasına girebileceğini vurgulayan Çelik, şunları söyledi: ''Bu filmlerin Türkiye'de çekilmesi, uluslararası anlamda tanınmamızı ciddi şekilde artıracaktır. Bu da doğal bir kültür hazinesine sahip bulunan ülkemizi de daha ön plana çıkaracaktır. Ülkenin genel ekonomik durumu gibi konuları düşünürsek, teşvik de hemen çıkamıyor. Çünkü teşvik de bir istisnadır, belli kayıpları göz önüne almanız lazım. Tabii burada kayıptan çok kazanç elde edilecek. Biraz da öyle düşünmek lazım. Yani hem maddi kazanç, hem de manevi olarak ülkenin tanıtımı açısından kazanç elde edilecek.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'den ekim ayı içerisinde önemli yapımcıların geleceğini dile getiren Çelik, ''Bir aksilik olmazsa benim tahminim 2010 yılında iki büyük yabancı filmin Türkiye'de çekimi yüzde 70'ler civarında bulunuyor'' diye &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR3311R('click', 'konuştu', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR3311R('over', 'konuştu', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR3311R('out', 'konuştu', event, this);return true;" class="adsmartlinkR3311R"&gt;konuştu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Gişe Açısından Kriz Önemli&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Küresel krizin etkilerinin tüm dünyada halen yaşandığını dile getiren Çelik, ''Geçen yıl krizin başlangıcıydı. Bu yıl şu andan itibaren krizin tam göbeğindeyiz, önümüzdeki yıl da muhtemelen bu his devam edecek. Bu da 2009-2010 sinema sezonu için gişe açısından önem taşıyor'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen sinema sezonunda gişe hasılatları açısından ilk 10'un Türk filmlerinden oluştuğunu ifade eden Çelik, ''Bu, gişe başarısı olarak inanılmaz, hiç görülmemiş bir şeydir ve çok sevindiricidir'' değerlendirmesinde bulundu. Bu sezon da gösterime girecek film sayısı açısından yeni bir rekora imza atılacağını aktaran Çelik, ''Eylül ayından itibaren gelecek yıl hazirana kadar yaklaşık olarak 70 film vizyona girecek. Bu da film sayısı itibariyle Türkiye'nin rekoru olacak. Gişe başarılarını da hep beraber göreceğiz. Muhtemelen gişede de iyi sonuçlar alacağız diye ümit ediyorum'' diye konuştu. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-4733145894305534455?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/4733145894305534455/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/turk-sinemasnda-rekor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4733145894305534455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4733145894305534455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/turk-sinemasnda-rekor.html' title='Türk Sineması&apos;nda Rekor'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-7879473716070287582</id><published>2009-08-24T18:42:00.003+03:00</published><updated>2009-08-24T19:15:30.759+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Let the Right One In</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.bakiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/let-the-right-one-in2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 189px; height: 280px;" src="http://www.bakiniz.com/wp-content/uploads/2009/03/let-the-right-one-in2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Let the Right One In'in bildiğimiz bütün vampir öykülerini altüst edip,türün Bu zamana kadar çekilmiş bütün filmlerinden kendini ayrı bir köşeye koyan, özgün hikayesi ile türe yepyeni bir halka ekleyen çok iyi bir filmSon yıllarda Lukas Moodysson gibi ülke gençliğinin problermlerine fena halde takmış bir yönetmenden sonra bu zamana kadar ismini pek duymadığımız Tomas Alfredson imzalı Let the Right One In İsveç'in bembeyaz örtüyle kaplanmış küçük bir kasabasında ortaya çıkan 12 yaşındaki vampir ile yaşıtı bir çocuğun arasında geçen oldukça sıradışı bir öykünün üzerine kurulu...Genelde uzakdoğu sinemasından aşina olduğumuz küçük çocuk ile korkutma formatını Alfredson ters çevirip olaya tamamen duygusal açıda yaklaşımış. Çocukuluğun verdiği masumiyet,gittikçe yakınlaşan bu ikilin minik kalplerinde başlayan aşkı filmi özgün yapan en büyük unsurlardan biri. Korku ile duygusallığı aynı çerçevede ve oldukça gerçekçi yansıtmayı başaran yönetmen,filmi tek bir saniye aksatmadan,akıcı bir şekilde sürdürmeyide oldukca iyi beceriyor.Birde filmdeki atmosferi oldukça iyi yansıtan müzikleride atlamak olmaz. Let the Right One In gerek özgün senaryosu,gerek anlatımındaki akıcılık,sadelik ve gerçeklikle son yıllarda öne çıkan en iyi yapımlardan.Filmde akıllarda kalacak,izleyenin asla unutamaycak gerilim dozajı oldukça yüksek sahneler var. Özellikle kedi saldırısı ve yüzme havzundaki katliam asla unutulmayacaktır. Film, ilkokul sıralarına kadar sıçrayan şiddeti anlatırken isveç'teki eğitim sisteminede hayran bırakıyor. Okulu sadece okul olarak değil günün her saati,her türlü spor faaliyetlerine açık şekilde kullanılması görmek oldukça imrendirici bir durum.Sanırım bizim eğitim alanında daha çok yol katetmemiz gerekiyor.Bu filmi görene dek bittiğinde moralimi bozan bir vampir filmi izlememiştim...Fantastik bir karakter olduğunu düşündüğümüz(zira gerçekten varolduklarını düşünmekten çok hoşlanırım)vampirlerin yaşamına son derece gerçekçi bir bakış atmış... Yavaş işleyişli filmler izlemekten hoşlanmayanlara sıkıcı olabileceğini söyleyebilirim... Japon filmlerinin yavaşlığınla aynı derecede. &lt;span id="contextual"&gt;2008'in en iyi filmleri arasında kabul edilen Let the Right One In, korkunç vampir filmleri ile sanat sinemasının çarpıcı bir karışımı. Görüntüleri, atmosferi ve bıçak sırtı romantik hikayesiyle unutulmaz bir çalışma olduğunu düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://fataculture.files.wordpress.com/2008/05/let-the-right-one-in.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 487px; height: 181px;" src="http://fataculture.files.wordpress.com/2008/05/let-the-right-one-in.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span id="contextual"&gt;Birde unutmadan filmin adınla ilgili açıklama yapmak isterim. &lt;/span&gt;Bu adın vampir efsaneleriyle doğrudan ilgisi var. Efsanelere göre vampir kurbanının penceresine gelir. İçeri girmek için izin ister. Kurban içeri gelmesine sözle izin verirse vampir içeri gelir ve kurbanın kanını emer. Kurban bir şekilde vampirin kandırıcı sesine karşı koyabilirse hiç değilse o gecelik kurtulur. Öyleyse filmin adını "Doğru Kişinin İçeri Girmesine İzin Ver" ve ya "Doğru Kişiyi İçeri Al" olarak çevirebiliriz.Twilight'tan onlarca gere daha iyi bir film ile karşı karşıyayız. Ayrıca içine girilen yer, özellikle bu film için, sadece bir oda anlamını değil kişinin kalbi anlamını da taşımaktadır. Bu durumda daha edebi çeviriyle isim "Doğru Kişiye Kalbinin Kapısını Aç" olur. Uzun zamandır aşkı bu kadar güzel ve saf anlatan bir film izlememiştim.(Filmin adını anlatan şu kısa bölümü İrfan Taşcının araştırmasından alıntıdır)&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.fest21.com/files/images/LET%20THE%20RIGHT%20ONE%20IN.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 508px; height: 149px;" src="http://www.fest21.com/files/images/LET%20THE%20RIGHT%20ONE%20IN.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Film vampir filmleri içerisinde en değişik tarz olarak yer alıyor...Alışagelmiş hırçın vahşi vampirler yok bu kez ama yine kan var..Oskarın hikayesi çok etkileyici belki ama Eli daha bir bambaşka mutlaka izlenmeli bence -Elinin "Kendinini benim yerime koy" demesi 12 yaşında bir çocuğun başına böyle birşey gelmesi gerçekten tüyler ürpertici..ve şu sözü çok haklı galiba -Eli "Ya gidip yaşamalı, ya kalıp ölmeliyim"... Hele o kapıdan içeri giriş sahnesi... Hiçbir hollydood efekti çocuğun o anki sarılışının yerini tutamaz fikrimce... Mutlaka izleyin. İzlerken ayrıntıları gözden kaçırmayın daha da dikkat edin. Eminim ki filmden aldığınız keyif katlanarak artacak. Umarız bu ilginç arkadaşlık, yalnızlık ve cesaret öyküsü ülkemiz sinema salonlarında da kendine en kısa zamanda yer bulur. Korkudan çok küçük bir vampir ile küçük bir insanın dram yoğunluklu aşk hikayesi. İyi seyirler...&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_nt5ABh5-Xfo/SaMFeseJV8I/AAAAAAAAAJU/sd_YuEjtw2M/s400/so_finster_die_nacht.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 492px; height: 165px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_nt5ABh5-Xfo/SaMFeseJV8I/AAAAAAAAAJU/sd_YuEjtw2M/s400/so_finster_die_nacht.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-7879473716070287582?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/7879473716070287582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/let-right-one-in.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7879473716070287582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7879473716070287582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/let-right-one-in.html' title='Let the Right One In'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nt5ABh5-Xfo/SaMFeseJV8I/AAAAAAAAAJU/sd_YuEjtw2M/s72-c/so_finster_die_nacht.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-439040164351524380</id><published>2009-08-24T18:03:00.005+03:00</published><updated>2009-08-24T18:42:17.306+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Dark Knight</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.590klbj.com/Pics/channels/movieclub/dark_knight.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 152px; height: 225px;" src="http://www.590klbj.com/Pics/channels/movieclub/dark_knight.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Burton'ın Batmanleri mi iyi, yoksa Nolan'ın Batmanleri mi?' diye düşünüyorum son bir kaç gündür. Öncelikle&lt;b&gt; Batman&lt;/b&gt; külliyatı, şu anda 6 tane A sınıf filmden oluşuyor. Bunların ikisi &lt;b&gt;Burton&lt;/b&gt;'a, ikisi&lt;b&gt; Schumacher&lt;/b&gt;'e, ikisi ise &lt;b&gt;Nolan&lt;/b&gt;'a ait. Ama tabii &lt;b&gt;Schumacher&lt;/b&gt;'inkiler, önceki serinin üçüncü ve dördüncü bölüm olarak yenibir şey üretmenin verdiği aşırı rahatlıkla kötü adamların dikkat çekiciliğinin üzerine gittikleri için sınıfta kalmışlardı. Hatta Razzie adaylıkları bile kazanmışlardı. Yani şunu diyebilirim ki Nolan ve Burton'un da batmanı güzel fakat Nolan'ın batman başlıyor adlı kötü filmi Burton seçeneğine beni daha çok yaklaştırıyor ki Heath Ledger beni durduruyor. Fakat yine de birşeyler tamamlamıyor. Jack Nicholson geliyor gözlerimin önüne... İlk iki filmi bu denli sevmemizin nedeni, &lt;b&gt;Batman&lt;/b&gt;'in ve filmdeki kötü adamların (&lt;b&gt;Joker&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;Penguen&lt;/b&gt; ve bu güruha katabileceğimiz &lt;b&gt;Kedi Kadın&lt;/b&gt;) bulundukları konuma gelmelerinin altında yatan nedenlerin çok iyi bir şekilde verilmesinde yatıyordu daha çok. Küçük &lt;b&gt;Bruce Wayne&lt;/b&gt;'in bir tiyatro çıkışında ebeveynlerinin öldürüldüğü sahne ve bu sahnede &lt;b&gt;Wayne&lt;/b&gt;'in annesinin kolyesindeki incilerin yere düşmesi hâlâ belleklerde yerini koruyor olabilir. Ya da &lt;b&gt;"Batman Dönüyor"&lt;/b&gt;da (&lt;b&gt;"Batman Return&lt;/b&gt;&lt;b&gt;s"&lt;/b&gt;, 1992) &lt;b&gt;Penguen&lt;/b&gt;'in suç dünyasına bulaşmasının altında yatan trajedinin iç burkan halinin etkileyiciliğinden hiçbir şey yitirmediğini söylesek yalancı çıkmayız herhalde. Tim Burton bir sinema dahisi olarak onu asla Nolan ile karşılaştırmak istemiyorum sonuçta Burton Kara Şövalye gibi paso aksiyona kaçmayan bir yönetmendir.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://finephotoplay.files.wordpress.com/2009/02/dark-knight.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 517px; height: 137px;" src="http://finephotoplay.files.wordpress.com/2009/02/dark-knight.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Christopher Nolan&lt;/b&gt;'ın &lt;b&gt;Batman&lt;/b&gt; ve onun dünyasını tasviri ise &lt;b&gt;Burton&lt;/b&gt;'ınkinden bir hayli farklı. Burada &lt;b&gt;Gotham&lt;/b&gt;'ın yerini gökdelenlerden müteşekkil bir Amerikan kenti almış. &lt;b&gt;Nolan&lt;/b&gt;, farklı bir alem yaratmak yerine Chicago'yu 'copy-paste' usulüyle Gotham'a çevirmiş. Bu da mekan kullanımındaki başarısızlığı gösteriyor. &lt;b&gt;Batman&lt;/b&gt;'i &lt;b&gt;Örümcek Adam&lt;/b&gt; gibi, &lt;b&gt;Superman&lt;/b&gt; gibi daha normal bir dünyaya yerleştirmiş. Halbuki fantastik bir evrendi bizim ilk tanıştığımız Gotham... Belki de yıllar geçen değişimdir diyelim belli olmaz... Ama dikkatimizi çeken şey Nolan jokeri daha kullanmayı düşünüyordu. Çünkü bu film sayesinde joker fanları ortaya çıkmaya başladı. Çoğu kişi batman'dan çok joker'in başına neler geleceğini merak ediyordu. Performansı harikaydı. Replikler üzerinde çok çalışılmıştı. Karakter çok iyi oturmuştu. İlk jokerden daha karanlık, daha şizofren biri ortaya çıkmıştı. Çoğu korku karakterinden daha korkunç bir karakterdi joker. Zekasına hayran kalmıştı insanlar. Filmlerden aksiyon arayan insanlar bile jokerin gönderme dolu boğucu repliklerini aldırmadılar. İyi adam kötü adam konuşmasında bile insanlar çok dikkatlice izlemişlerdi filmi. Fakat filmde jokeri bu yola iten olaylar açıklanmamış jokerin ağzından iki farklı hikaye duyuyoruz ama hangisi gerçek bunu bilemiyoruz. IMDb'de en iyi filmler listesinde birinci sırada yer almayacak belki ama ilk 250'deki yerini koruyacak. Peki neden koruyacak "aksiyon sahneleri çok harika abi" :) Burton'un yarattığı evrene ihanet etmek istemeyenler bu filmden kesinlikle uzak dursunlar. Kanun suçlusu filmine döüşen film kesinlikle batman karakterine hakaret edilen bir film kötü adamı öne çıkarırken bizim sevdiğimiz kahramanı ikinci plana itiyor. 152 dakika olan fakat içinde çatıda buluşma sahneleri gibi gereksiz uzatmalarla dolu, kara bir mizaha sahip film izlenebilir. Fakat şunu söylemek isterim ne kadar kahramanlarla ilgili bir filmde olsa 13 yaşından küçükler için sert bir evren sunuyor. Ve soruyorum "Neden bu kadar ciddisin sen?" Heath Ledger saygıyla anıyoruz galiba joker'i oynayan insanların kariyeri  kısa sürüyor. Çoğu kişi tarafından aksiyon ve psikolojiyi dengede tutuğu söylenen yöneti herkes çizgi roman bilgisinden sınıfta bırakıyor. Gotham nerelerdesin? Christian Bale'nin oyunculuğundan bile bahsetmiyorum eğer devam filminde batman'i o oynarsa seti basacağım :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-439040164351524380?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/439040164351524380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/dark-knight.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/439040164351524380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/439040164351524380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/dark-knight.html' title='Dark Knight'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-5542069624237915736</id><published>2009-08-24T18:03:00.001+03:00</published><updated>2009-08-24T18:03:54.098+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>1937-...</title><content type='html'>&lt;span id="contextual"&gt;&lt;div style="padding: 0pt 5px 0px 0pt; float: left;"&gt;&lt;div&gt;&lt;img alt="" id="imgHaber" src="http://beyazperde.mynet.com/images/haber/K200.jpg" /&gt; &lt;/div&gt;         &lt;/div&gt;               &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" &gt;Milli Sinema’nın kurucusu Yücel Çakmaklı’yı kaybettik...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(24 Ağustos 2009)                  1970’lerin başında kurduğu &lt;b&gt;Millî Sinema&lt;/b&gt; akımıyla Yeşilçam’ın tarihine damgasını vuran öncü yönetmen &lt;b&gt;Yücel Çakmaklı&lt;/b&gt;, tedavi görmekte olduğu Çapa Tıp Fakültesi’nde 23 Ağustos 2009 Pazar günü 16:30′da hayata veda etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1937 yılında Afyon’un Bolvadin ilçesinde doğan Yücel Çakmaklı, Küçük Ağa adlı TV dizisi ve Birleşen Yollar, Zehra, Çile, Oğlum Osman, Memleketim, Kızım Ayşe, Garip Kuş ve Diriliş adlı sinema filmleri ile tanınıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çakmaklı’nın cenazesi, &lt;b&gt;25 Ağustos Salı günü İstanbul - Fatih Camii&lt;/b&gt;’nde kılınacak öğle ve cenaze namazını müteakip, ailenin belirleyeceği bir kabristanda toprağa verilecek. Merhuma tanrıdan rahmet, kederli ailesine sabırlar dileriz.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-5542069624237915736?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/5542069624237915736/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/1937.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/5542069624237915736'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/5542069624237915736'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/1937.html' title='1937-...'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-6139074803860947607</id><published>2009-08-24T16:43:00.001+03:00</published><updated>2009-08-24T16:43:44.026+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yakın Plan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Multimedya'/><title type='text'>Bir zombi şarkısı!</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.hafifmuzik.org/wp-content/uploads/2009/08/ryan-gosling-music.jpg"&gt;&lt;img class="alignnone size-full wp-image-2281" title="ryan-gosling-music" src="http://www.hafifmuzik.org/wp-content/uploads/2009/08/ryan-gosling-music.jpg" alt="ryan-gosling-music" width="300" height="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Ryan Gosling&lt;/strong&gt; ve Zach Shields’ın birlikte kurduğu &lt;a href="http://www.myspace.com/deadmansbones" target="_blank"&gt;Dead Man’s Bones&lt;/a&gt;‘un yeni şarkısının adı “My Body’s a Zombie for You”. Zombieler dönecek dedik, dönüyorlar yavaş yavaş işte…&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-6139074803860947607?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/6139074803860947607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/bir-zombi-sarks.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6139074803860947607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6139074803860947607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/bir-zombi-sarks.html' title='Bir zombi şarkısı!'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-747118580640569053</id><published>2009-08-24T16:40:00.000+03:00</published><updated>2009-08-24T16:41:14.147+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yakın Plan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Multimedya'/><title type='text'>True Blood jeneriğinin yapım aşaması...</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="301"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true" /&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always" /&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=2921431&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=2921431&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="301"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/2921431"&gt;CL Feature: DK's True Blood - The Making Of&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/user521049"&gt;Creative League Team&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-747118580640569053?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/747118580640569053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/true-blood-jeneriginin-yapm-asamas.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/747118580640569053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/747118580640569053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/true-blood-jeneriginin-yapm-asamas.html' title='True Blood jeneriğinin yapım aşaması...'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-4929197921225498233</id><published>2009-08-24T16:33:00.001+03:00</published><updated>2009-08-24T16:35:40.188+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Multimedya'/><title type='text'>The Dead Weather’ın yeni videosunu izlediniz mi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&amp;amp;videoid=60318452"&gt;The Dead Weather - Treat Me Like Your Mother&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="360"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;param name="movie" value="http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=60318452,t=1,mt=video"&gt;&lt;embed src="http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=60318452,t=1,mt=video" allowfullscreen="true" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="360"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Son&lt;/strong&gt; zamanlarda adını duymayan kalmadı herhalde. Bu devirde hala baba gibi rock yapan birilerinin olması sevindirici…&lt;span id="more-2370"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şöyle bir de konser afişi göndermiş undomondo twitter’dan. Pek güzel…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a href="http://www.hafifmuzik.org/wp-content/uploads/2009/08/deadweather_horngirl.jpg"&gt;&lt;img class="alignnone size-full wp-image-2373" title="deadweather_horngirl" src="http://www.hafifmuzik.org/wp-content/uploads/2009/08/deadweather_horngirl.jpg" alt="deadweather_horngirl" width="456" height="600" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-4929197921225498233?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/4929197921225498233/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/dead-weathern-yeni-videosunu-izlediniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4929197921225498233'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4929197921225498233'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/dead-weathern-yeni-videosunu-izlediniz.html' title='The Dead Weather’ın yeni videosunu izlediniz mi?'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-352830899402956231</id><published>2009-08-22T17:05:00.000+03:00</published><updated>2009-08-22T17:06:40.876+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>Dabbe 2 mi?</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;/h3&gt;  &lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_oZ0ezdeCgjQ/So_wjXPBBFI/AAAAAAAABv8/U0rx6Wa_sGs/s1600-h/dabbe2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 164px; height: 236px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oZ0ezdeCgjQ/So_wjXPBBFI/AAAAAAAABv8/U0rx6Wa_sGs/s320/dabbe2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372777370799375442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Geçtiğimiz yıllarda Dabbe filmiyle Türk Sinemasında gerilim denemesiyle dikkatleri üzerine çeken yönetmen Hasan Karacadağ, filmin 2 ncisinin çalışmalarını süratle sürdürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyirciyle buluşacağı tarih 25 Aralık 2009 olarak belirlenen Dabbe II de birincisindeki başarıyı yakalayıp yakalayamayacağı merak konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlgilisinin merakla beklediği filmin oyuncu kadrosunda ise, Sefa Zengin, Sefa Zengin, Deniz Olgaç, İncinur Daşdemir, Leyla Göksun ve Muharrem Dalfidan yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli online sinema dergisi &lt;a href="http://www.sinemalife.com.tr/default.asp"&gt;Sinemalife&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: &lt;a href="http://sinemarket.blogspot.com/2009/08/dabbe-ii-aralk-ayn-bekliyor.html"&gt;Sinemarket&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-352830899402956231?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/352830899402956231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/dabbe-2-mi.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/352830899402956231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/352830899402956231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/dabbe-2-mi.html' title='Dabbe 2 mi?'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oZ0ezdeCgjQ/So_wjXPBBFI/AAAAAAAABv8/U0rx6Wa_sGs/s72-c/dabbe2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-8195902922596031583</id><published>2009-08-22T16:39:00.003+03:00</published><updated>2009-08-22T17:04:46.899+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Testere/ Saw</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://images.gittigidiyor.com/1498/Jigsaw-Seruveni-Basliyor-Testere-1-SAW-1-DVD__14982165_0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 187px; height: 263px;" src="http://images.gittigidiyor.com/1498/Jigsaw-Seruveni-Basliyor-Testere-1-SAW-1-DVD__14982165_0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Testere serisini artık tanımayan kalmadığını düşünüyorum. Peki soracaksınız o kadar çok film inceledin fakat testere bunların arasında yoktu. Peki testere'yi neden sevdiniz? İlk filminden bahsetmek gerekirse son derece zeki ve ilgi çekici tuzakları vardı. Filmin sonu çok güzel bağlanmıştı. Bu da Seven türü filmleri seven sinema seyircisini doyurdu. Birde oluk, oluk kan görmek isteyen gore hayranlarını doyurdu diyebilirim çünkü ilk sahnesinden son sahnesine kadar kan akmaya devam ediyordu. Sonrası film çok kazandırınca senaristler hiç düşünmeden ve pek çalışmadan ikinci bir filmi yazdılar. İnsanlar yine izlediler. Çünkü senaristler insanların daha çok kan görmek istediklerini düşündüler. Fakat insanlar keskin bir gerilim bekliyorlardı. Fakat testere serisi altın yumurtlayan bir tavuk olduğnu kabul etmek lazım. Ama yapımcılar birden karnını kesmeye çalışıyorlar. Filmin konusuna gelirsek basit bir konu sonradan zekileşen senaryo, müthiş kurgu ve harika olay görgüsü ; &lt;span id="contextual"&gt;İki adam bir yeraltı tuvaletinde uyanırlar. Genişçe mekanın iki ayrı ucundaki borulara ayak bileklerinden zincirlenmişlerdir. &lt;/span&gt;&lt;span id="contextual"&gt;Oraya nasıl ya da neden geldiklerini bilmemektedirler. Üstüne üstlük odanın tam ortasında ölü bir a&lt;/span&gt;&lt;span id="contextual"&gt;dam yatmaktadır. Kendilerine verilen ipuçlarına göre, biri diğerini akşam saat altıya kadar öldürmezse ikisi de ölecektir. Biri orta yaşlı bir cerrah, diğeri ise genç bir fotoğrafçı olan bu iki adam, içinde bulundukları durumdan bir çıkış yolu ararken, nasıl bir oyunun içinde olduklarını da çözmeye başlayacaklardır.&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://us.movies1.yimg.com/movies.yahoo.com/images/hv/photo/movie_pix/lions_gate_films/saw/leigh_whannell/saw.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 538px; height: 155px;" src="http://us.movies1.yimg.com/movies.yahoo.com/images/hv/photo/movie_pix/lions_gate_films/saw/leigh_whannell/saw.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;James Wan&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;Leigh Whannell&lt;/b&gt; adlı genç sinemacıların ilk filmi bu. İçinde büyük bir iddia barındırmış olmasa ilk film için tatminkâr bir çalışma deyip geçebiliriz. Fakat bu ikili oldukça iddialı. &lt;b&gt;Wan&lt;/b&gt;, &lt;b&gt;Argento&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;Lynch&lt;/b&gt;’ten ilham aldığını söylüyor. &lt;b&gt;Whannell&lt;/b&gt;, sadece senaryo ile yetinmemiş, filmin başrollerinden birisini üstlenmiş. İçinde zekâ parıltıları (!) olan bir takım ufak oyunlar tasarlanmış ve seyirciyle oynanmaya başlanmış. &lt;b&gt;David Fincher&lt;/b&gt;’ın stil filmi &lt;b&gt;“Yedi”&lt;/b&gt;ye (&lt;b&gt;“Seven”&lt;/b&gt;) öykünen bir senaryo var ortada işin aslı. Daha doğrusu filmi &lt;b&gt;“Yedi”&lt;/b&gt;ye benzeten, Amerikalı film eleştirmenleri. Üstüne üstlük felsefeci bir seri katili var filmin. Adam, seyirciye derin ahlâk dersleri vermekle meşgul. Hayatının önemini kavrayabiliyor musunuz? Yaşamak için ne kadar kan dökebilirsiniz. Bu repliklerle ünlü olan Jigsaw karakteri kesinlikle sinema dünyasının unutulmayacak bir karakteri sinemanın hastalıklı kötü adamlarından biri. Küp filmi taraftarı olarak diyebilirim ki testere serisi zeki olmaktan çok kurnaz olmayı başarmış serilerden biri. Bol kanlı sahneler, bir sürü saçma ayrıntı sosu ve iyi kurguyla harmanlanıp sürpriz son ihmal edilmezse, yönetmen oldukça ‘zeki’ kabul ediliyor günümüz sinemasında. Bu filmdeki ayak kesim sahnesi, Japon &lt;b&gt;Takashi Miike&lt;/b&gt;’nini &lt;b&gt;“Ölüm Provası”&lt;/b&gt;ndaki (&lt;b&gt;“Audition”&lt;/b&gt;) gibi gerçek değil ama. Adam orada delikanlı gibi garç gurç kesiyor ayağını ve biz bu kesilmiş bacağı görüyoruz. Malesef kan revan sahneleri için bu filmi seven sinema seyirciside biz bu filmi zekice olduğu için sevdik diyor. Fakat diyorum bu filmi gerçekten sevenlerin çoğunun açıklaması 10 satırı geçemiyor. Ben kötüde demiyorum iyi de &lt;span id="contextual"&gt;Ne çizdiği seri katil portresi ne de vermeye çalıştığı ahlaki mesajla, sıkça karşılaştırıldığı an&lt;/span&gt;&lt;span id="contextual"&gt;laşılan &lt;b&gt;Yedi&lt;/b&gt; (Seven) düzeyinde bir iş h&lt;/span&gt;&lt;span id="contextual"&gt;iç olmasa da, Testere eğlenceli bir bulmaca ve şaşırtıcı finaliyle akılda kalıcı normal bir korku filmi abartılacak hiçbir şeyi yok. &lt;/span&gt;Türün meraklıları ve sinemaseverler filmi izleyecekler ve değerlendirecekler. Yazımı okuyup, hadi canım sende diyenler çıkacak muhtemelen. Ama zaten eleştiri de bunun için yapılıyor. Yok ben akıl erdiremedim, insan kendi ayağını ince ve kör bir testereyle kısa zamanda nasıl kesebilir acaba? Ölüm Provasında çabuk kesilebiliyor. İsterseniz deneyebilirsiniz tel kemiği ve eti dağa kolay keser.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.kanal1.com.tr/im/testere_1/testere_1_1287_c.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 517px; height: 161px;" src="http://www.kanal1.com.tr/im/testere_1/testere_1_1287_c.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bunlarda filmin bilinmeyenleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;- MPAA filmin ratingini, genel atmosferinden dolayı NC-17 olarak belirledi, fakat daha sonra yönetmen James Wan filmin R rating alabilmesini sağlamak amacıyla bazı bölümleri çıkarmak zorunda kaldı..&lt;/p&gt; &lt;p&gt;- Wan ve Whannell’in Hollywood prodüktörlerine sunduğu demo DVD’deki ayı tuzağı, ikilinin endüstri tasarımcısı arkadaşları tarafından yapıldı. Bu kişi, tuzağın paslanmasını sağlamak için mekanizmayı tuzlu suya koyarak kendi evinin çatısında bir hafta bekletti. Demo kayıtlarında oynayan Whannell, bu tuzağı tamamen paslı halde ağzına soktu. Ancak filmde Amanda’nın yakalandığı tuzağa boya ile paslı görünüm verildi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;- Saw / Testere filminin çekimleri 18 gün sürdü.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;- Ana çekimler depodan bozma bir mekanda gerçekleştirildi. Banyo seti sıfırdan inşa edilirken diğer mekanlar mevcut halleriyle yeniden dekore edildi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;- Film, Toronto Film Festivalinin kapanış filmi olarak gösterildi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;- Film başlangıçta doğrudan video amaçlı çekildi, ancak gelen olumlu eleştiriler üzerine prömiyer gösterime hak kazandı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;- Yönetmen büyük bir kumar oynayarak her hangi bir ücret almadı, sadece kardan yüzde istedi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;- Filmde İtalyan korku sinemasının ünlü yönetmenlerinden Dario Argento’nun Profondo Rosso / Derin Kırmızı filmine çok sayıda gönderme yapılmıştır. Kendisi görünmeyen katilin siyah eldivenleri Argento’nun neredeyse tüm filmlerinde kullandığı ve artık onun simgesi haline gelmiş unsurlardır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;- Filmin R rating değeri verilen versiyonunda, yönetmen James Wan ve senaryo yazarı / oyuncu Leigh Whannell tarafından bazı sahneler çıkarılmıştır; bunlar arasında Amanda’nın bağırsakları deştiği ve şişman adamın dikenli telden kurtulmaya çabaladığı sahneler ile bazı adli sahneler yer alır. Renk üzerinde düzenleme yapılmış, hatta MPAA filmin Sundance’daki gösteriminde müziğin tonundan rahatsızlık duyduğu için filmin müziği de değiştirilmiştir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;- James Wan ve Leigh Whannell senaryoyu yazarak menajerlerine gönderir. Daha sonra menajer senaryoyu Los Angeles’daki bir ajansa gönderir. Ajans senaryoyu okuduktan sonra Wan ve Whannell’i görüşmeye çağırır ve kendilerini senaryodan kısa film şeklinde bir sahne çekmeleri için teşvik eder ve stüdyoda işe başlanır.&lt;/p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img.blogcu.com/uploads/ramsescleopatra_Testere_4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 460px; height: 154px;" src="http://img.blogcu.com/uploads/ramsescleopatra_Testere_4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span id="contextual"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-8195902922596031583?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/8195902922596031583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/testere-saw.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8195902922596031583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8195902922596031583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/testere-saw.html' title='Testere/ Saw'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-3300993182613585322</id><published>2009-08-22T13:15:00.002+03:00</published><updated>2009-08-22T13:22:21.742+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Funny Games / Ölümcül Oyunlar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.yutup-vidyo.com/wp-content/uploads/2008/12/funny-games-us-olumcul-oyunlar.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 177px; height: 257px;" src="http://www.yutup-vidyo.com/wp-content/uploads/2008/12/funny-games-us-olumcul-oyunlar.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İzleyeni son derece rahatız ederek politik,ayrımcılık, toplumsal şiddet, kişiler arasındaki iletişimsizliği, dönemin önemli olaylarını, yabancılaşmayı, duygusal buzlaşmayı, aile yaşantısının sıkıcılığını ve yozlaşmayı çarpıcı diller ile anlattığı filmlerinden biri de kesinlikle Ölümcül Oyunlar’ dır. Şu sinema dünyasında filmlerini zorlukla izlediğim, sinirden parmaklarımdaki tırnakların hepsini yediğim(çok yanlış bir davranış) tek yönetmen Michael Haneke’dir. Benny’ nin Videosu filminden sonra Michael Haneke’ den böyle bir film geleceğini zaten biliyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar yerinde olacak bilmiyorum ama bu film için şöyle bir örnek verirler. Bir baba oğlunu sigara içerken yakalar ve onu bir odaya kapatıp önüne 10 paket sigara atarak bunları bitirmeden odadan çıkamayacağını söyler. Babasının teorisi ise kısa sürede aşırı oranda sigara içmek zorunda kalan çocuk, abartı sigara tüketimi yüzünden hasta olacaktır. Bu sayede hayatı boyunca ne zaman sigara görse iğrenecektir ve bir daha içmek istemeyeceğidir. İşte Ölümcül Oyunlar’ da böyle bir deneyim. Filmin asıl amacı sinemada ve televizyonda gösterilen kurgusal şiddete alışmış izleyiciye gerçek şiddettin çirkinliği göstermek olsa gerek. Filmin basit kurgusu burjuva bir aileyi esir alan iki psikopatın, gece boyunca aileyi türlü işkenceden geçirmeleri etrafında dönüyor.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://jet0425.files.wordpress.com/2008/07/funny_games.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 494px; height: 167px;" src="http://jet0425.files.wordpress.com/2008/07/funny_games.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fakat bu sefer anlatım, kurbanlar yerine katillerin tarafını tutuyor. Açıkçası bir süre sonra katillerin elinde olan kumanda ile ne olursa olsun katillerin galip geleceğini biliyoruz. Sonuçta seyirci normalde 2. yarıda kurbanların kurtulacağını bekliyor fakat Michael Haneke maalesef her zaman iyilerin kazandığı sonlardan sıkıldığını açıkçası bizim gözlerimizin önüne seriyor. Her ne kadar yaratılış sebebini anlasam da, dişe diş, göze göz tarzı yaklaşımın ilgi çekici ve hatta doğru olduğunu düşünmüyorum. Hatta Haneke’nin kalabalık bir partide bağıra, bağıra tezini kanıtlamaya uğraşan bir sarhoşu hatırlatan gösterişçi ve didaktik tarzının yer, yer rahatsız edici olduğunu itiraf etmeliyim. Fakat film acaba gerçekten bize gerçek şiddettin kötü yanını mı göstermeye çalışıyor. Yoksa amacı sadece bu olayları bizim yarattığımızı son derece etkileyici bir şekilde anlatmak mı? Ama şundan eminim ki Michael Haneke bizleri eğlendirmekten çok sarsmayı hedefliyor olmalı ki çoğu filminin galasında “Size huzursuz seyirler dilerim” sözlerinle filmlerini izletmeye başlıyor. Toplumumuzun ne durumlara düştüğünü ve insanlığın ne hale geldiği anlatan filmleri çoğu kişiye anlaması zor olarak geliyor. Michael Haneke’ nin filmleri çoğu kişiye de basit geliyor aslında tam tersi olmalı. Çünkü bir ev mekânı ve birkaç kişiyle film çekiyor olsa bile bazı sinema izleyicisi son derece etkiliyorsa ve anlamasını zorlaştırıyor, derin anlamlar yüklüyorsa o filmler kesinlikle basit değildir. Ve Michael Haneke anlaşılması zor yönetmenlerden değildir. Sadece kullandığı kavramların işimize gelmemesi ve gerçeklerden kaçmamız bu filmleri anlaması zor hallere getiriyor o kadar. Filmlerinin hepsinden kanın akmasına sebep olan öğelerin başında biz olduğumuzdan bahsederek aslında hepimizin “kötü” karakterler ile iş birliğinde olduğumuzdan bahsederek şiddetle yatıp, şiddetle kalkan bizlere ulaşma çabasına giriyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_H7e8CoBpwgI/SMWcwCAKSkI/AAAAAAAAADA/2I6NTqR-W_A/s400/funnygames.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 483px; height: 152px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_H7e8CoBpwgI/SMWcwCAKSkI/AAAAAAAAADA/2I6NTqR-W_A/s400/funnygames.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yeni çevrimini yapmasının da tek nedeni ilk yapımın sansür gibi olaylar yüzünden istediği kitleye ulaşamamasıdır. Yoksa Michael Haneke yaptığı filmlerinde asla ticari kazanç için olmadığını söylemek isterim. Keyifli ve rahat başlayan filmin müzik kullanımındaki profesyonel değişim ile nerelere gelebileceği hemen tahmin ediyoruz. Bundan sonra belki olacakları tahmin ederek filmden sıkılanlar olabilir. Fakat kesinlikle aklınızda beliren senaryonun ters köşeye yattığını görünce yönetmenin bu konuda ne kadar usta olduğunu anlayabilirsiniz. Facia, son derece kibar ve terbiyeli bir konuşma diline sahip olan gencin kapıyı çalıp yumurta istemesi ile başlar. Bundan sonra fiziksel şiddetten çok ruhsal şiddettin bütün sinirlerimizi yerle bir edecek azap gibi bir film bizi bekliyor olacak. Yavaş, yavaş eski performansında düşüş gördüğüm Michael Haneke maalesef beni haksız çıkartmayı başardı. Burjuva sistemine yaptığı saldırıları yüzünden birçok tepki alsa da Michael Haneke katillerin bakışlarıyla bizimle iletişime geçerek “Aslında şiddetin sokaklarımızdan evlerimizin içine kadar girdiğini” anlatıyor. Katillerin bakışlarını kelimesi geçmişken oyuncuların performansların göz doldurduğundan bahsetmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle de Susanne Lothar aralarından en iyisi sanki gerçekten işkence görmüş gibi bize o dehşet olayları aktarıyor. Perdenin arkasında kalmayan düşünceler, oyunculuklar ile dolup taşan filmin özelliklede kayık sahnesinde katillerin konuşmaları son derece zeki, gelirleri ve kültürlü olduklarını söylüyorlar. Evden eve taşınan tehlikenin farkına varacağınız bir yapım diye düşünüyor ve yazımı Michael Haneke ile bitirmek istiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-3300993182613585322?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/3300993182613585322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/funny-games-olumcul-oyunlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3300993182613585322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3300993182613585322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/funny-games-olumcul-oyunlar.html' title='Funny Games / Ölümcül Oyunlar'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_H7e8CoBpwgI/SMWcwCAKSkI/AAAAAAAAADA/2I6NTqR-W_A/s72-c/funnygames.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-8220045107644301458</id><published>2009-08-21T21:33:00.003+03:00</published><updated>2009-08-21T21:59:17.066+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Teksas Katliamı: Başlangıç</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://ronin.com.tr/resimler/3142_465294009_TEKSAS%20KATL%C4%B0AMI%20BA%C5%9ELANGI%C3%87.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 249px; height: 355px;" src="http://ronin.com.tr/resimler/3142_465294009_TEKSAS%20KATL%C4%B0AMI%20BA%C5%9ELANGI%C3%87.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;İki kardeş savaşa gitmeden önceki son haftasonlarını geçirmek üzere kız arkadaşlarıyla birlikte plan yaparlar. Aynı zamanlarda Texsas'ın küçük bir kasabasında tek geçim kaynağı olan bir mezbaha çevreyi rahatsız ettiği için kapatılmak üzeredir.Bu mezbahada çalışanlardan biriside akli dengesi bozuk, psikopat Thomas Hewitt'dir (Leatherface). Hewitt'in ustabaşını öldürdüğü sıralarda bu iki kardeş ve kız arkadaşları ıssız otoyolda bir kaza yaparlar.Çok geçmeden kaza yerine gelen şerifin gerçek şerif olmadığını, gerçek şerifinse Leatherface tarafından öldürüldüğünü anlayacaklardır. Burası ıssız bir kasabadır ve ortada olanları fark edecek kimseler yoktur. Şimdi gençler öldürme yeteneğini geliştirmek üzere eğitilen Leatherface, kız kardeşi ve bunak amcaları Monty ile başbaşa kalmışlardır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;2003 yılının başarılı tekrar yapımı “The Texas Chainsaw Massacre/Teksas Katliamı” geri dönüyor ve hikayenin öncesini konu alan bu yeni filmde Hewitt klanını ve aile boyu eğlenceden anladıkları psikopatça yaklaşımı irdeliyor. İzleyiciler ilk kez, belki de tüm zamanların en efsanevi korku karakteri olan Leatherface’in kökenini öğrenme fırsatını elde edecekler. Çoğu kişi olarak Slasher türünün atası olarak sayılsada katıksız bir korku filmidir. İlk çekilen filmlerin eline su dökemese de onlar kadar başarılı bir film. Eski filmleri son derece sertti izlemekte zorlanırdık. İlk çevrimi sinema salonundaki insanları kaçırtmıştır demem filmin korkutuculuğunu anlatır. Fakat bu kadar iyi değil. Texas Katliamı, 13. Cuma ve Halloween; bunlar benim için bu alanda bir başyapıtlar, ancak Texas Chainsaw Massacre’ın bir ayrı yeri vardır benim için, zira o bu alanda bir ilktir, bütün şimdiye kadar izlediğimiz ve/veya izleceğimiz bu tarz filmlerin babasıdır. Düşünün, Kuzuların Sessizliğinde kullanılan maske bu filmden esinlenilmiştir, keza Halloween’deki ve 13. Cuma’daki kullanılan maskeler ve öldürme biçimleri de keza öyle olmuştur. Bu filmdeki en önemli unsur ise filmde geçen hikâye gerçek ve yaşanmış bir olaydır, yani tabiri caizse Amerikan gazetelerindeki 3. sayfa malzemesi, yani diğer teen-slahser’larda olduğu gibi uydurma bir hikâye ve senaryo söz konusu değildir, onun için farklıdır. Benim için müthiş bir geceydi resmen. Gerçek hikaye demişken Ed Gein adlı katilin gerçek hikayesinden esinlenilmiştir.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.sinemadevri.com/ssler/sinemadevri_com_teksas-katliami-baslangic3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 521px; height: 157px;" src="http://www.sinemadevri.com/ssler/sinemadevri_com_teksas-katliami-baslangic3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Yeni nesille yepyeni bir dehşet gösterisi olarak kabul edeceğimiz film aklımızdaki çoğu soruyu cevaplıyor. Oyunculuklar yine etkiliyeci, has korku türünü başlatan filmi bilinmeyenleri öğrenmek isteyenler için başarılı bir film olabilir. Bunun dışında sadece dehşet gösterisi olarak sinemada yerini alacaktır. Fakat bir kaç sorun var geçiş sahneleri çok basit ve diyaloglar havada kalıyor.  &lt;span id="commentContent"&gt;Teksas Katliamı’nın kendine has süper bir atmosferi var. Artık konusunun gerçek olmasından mı desem yoksa filmi çok sürükleyici ve mükemmel yapmışlar mı desem bilemiyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="commentContent"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-8220045107644301458?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/8220045107644301458/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/teksas-katliam-baslangc.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8220045107644301458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8220045107644301458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/teksas-katliam-baslangc.html' title='Teksas Katliamı: Başlangıç'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-4225373572820646509</id><published>2009-08-21T17:47:00.000+03:00</published><updated>2009-08-21T17:48:04.110+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yakın Plan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dosya Konusu'/><title type='text'>EN İYİ SAVAŞ FİLMLERİ YARIŞTI</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;img alt="EN İYİ SAVAŞ FİLMLERİ YARIŞTI   " title="EN İYİ SAVAŞ FİLMLERİ YARIŞTI    by TurkishNY.com" src="http://www.turkishny.com/images/stories9/headline/200809_ha_saveryan.jpg" align="left" border="0" /&gt;Tüm zamanların 'en iyi savaş filmleri' listesi sıralandı. 3 bin kişinin katıldığı ankette Steven Spielberg'in 'Saving Private Ryan' (Er Ryan'ı Kurtarmak) filmi birinciliğini ilan etti. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sinema sitesi Lovefilm, Quentin Tarantino'nun henüz vizyona giren filmi (Bu cuma Türkiye'de de giriyor.) 'Inglourious Bastards' (Soysuzlar Çetesi) filminden yola çıkarak tüm zamanların en iyi savaş filmlerini belirlemek için bir anket düzenledi.&lt;/p&gt; 3 bin kişinin katıldığı ankette Steven Spielberg'in yönetmen koltuğunda olduğu, Tom Hanks ve Matt Damon'ın başrollerde yer aldığı 1998 yapımı 'Saving Private Ryan' (Er Ryan'ı Kurtarmak) %21 oyla birinci oldu.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt; Listede ikinci sırada Steve McQueen'in oynadığı 'The Great Escape' (Büyük Kaçış) filmi göze çarpıyor. Üçüncü sırada yine sinemanın dahi çocuğu Spielberg'in bir başka savaş filmi var: 'Schindler's List' (Schindler'in Listesi)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Francis Ford Coppola'nın başyapıtlarından 'Apocalypse Now' bir Vietnam filmi. Conrad'ın 'Heart of Darkness' romanından sinemaya uyarlanan film, dördüncü sıraya oturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vietnam Savaşı'nda ilham alan bir başka film de beşinci sırada, Stanley Kubrick'e ait: 'Full Metal Jacket'.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TÜM ZAMANLARIN EN İYİ SAVAŞ FİLMLERİ TOP 10: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Filmin Adı: Filmin Yapım Yılı: OY ORANI: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Saving Private Ryan (1998) 21%   &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;2. The Great Escape (1963) 11% &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;3. Schindler's List (1993) 10% &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;4. Apocalypse Now (1979) 9% &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;5. Full Metal Jacket (1987) 7% &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;6. Platoon (1986) 6% &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;7. Braveheart (1995) 5% &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;8. Black Hawk Down (2001) 4% &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;9. Das Boot (2006) 2% &lt;/p&gt;  10. The Deer Hunter (2008) 1%&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-4225373572820646509?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/4225373572820646509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/en-iyi-savas-filmleri-yaristi.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4225373572820646509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4225373572820646509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/en-iyi-savas-filmleri-yaristi.html' title='EN İYİ SAVAŞ FİLMLERİ YARIŞTI'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-2535023711697699762</id><published>2009-08-21T17:44:00.002+03:00</published><updated>2009-08-21T17:44:52.856+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yakın Plan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dosya Konusu'/><title type='text'>En iyi Zombi Filmleri</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;img alt="İŞTE EN İYİ ZOMBİ FİLMLERİ   " title="İŞTE EN İYİ ZOMBİ FİLMLERİ    by TurkishNY.com" src="http://www.turkishny.com/images/stories9/hotnews/210809_hota_zombia1.jpg" align="left" border="0" /&gt;Bu hafta zombilere adeta gün doğdu! Bilim adamları yaptıkları araştırmalarda "Eğer zombiler yaşasaydı, ne olurdu?" sorusuna yanıt ararken, zombilere de el atan sinema perdelerini araladı. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt; Özellikle edebiyat ve sinemada kendine geniş yer bulan 'zombi cumhuriyeti', bilimsel araştırmaların da konusu olarak gecemize gündüzümüze girmeyi iyiden iyiye başardı. Kanadalı araştırmacılar, ‘zombiler gerçekten yaşasaydı, ne olurdu? sorusundan başladı, 'zombilerle insanlar arasında bir savaş patlak verseydi kim kazandırdı?' yla devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçücük bir ısırıkla bile insanı zombiye dönüştüren bu pek çirkin görünümlü yaratıkların hakimiyetine giren bilgisayar oyunları, edebiyat ve sinema, kendisine zengin bir malzeme bulmanın haklı gururunu yaşarken, Ottawa Üniversitesi'ndeki bilim insanları da medeniyetin zombilerle birlikte paramparça olacağına karar verdi.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="İŞTE EN İYİ ZOMBİ FİLMLERİ   " title="İŞTE EN İYİ ZOMBİ FİLMLERİ    by TurkishNY.com" src="http://www.turkishny.com/images/stories9/hotnews/210809_hota_zombia2.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;JACKSON'IN ZOMBİLERİ DANS EDERDİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar zombinin sözlük anlamı 'öldükten sonra da yürüyebilen insan' olarak geçse de, Michael Jackson'ın Thriller klibinde mezarlarından dışarı fırlayıp yürümek ne kelime, tıpkı Jackson gibi ustalıkla dans eden, adeta pistin tozunu dumana katan zombiler olduğunu da gördük. Zombi tarihinin sinema da dahil en başarılı işlerinden birine imza atan Jackson, 14 dakikalık kısa film tadındaki görsel şovuyla, bugün bile hâlâ zevkle ve bir hayli nostaljiyle izlenebilecek bir zombi klibinin öncüsüdür.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;SİNEMA ZOMBİLERİ SEVDİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Ağızlarından kan damlayan, patlak gözleriyle ödümüzü patlatıp kabusa dönüşen bu yaratıklar, özellikle Hollywood'un yetenekli makyözleri sayesinde, okurken hayal ettiklerimizin bir adım önüne geçerek gerilim dozunu arttırdılar. Özellikle George A. Romero ve Victor Halperin, zombi sinemasınnı babalarından kabul edilir. Yönetmenlerin özel ilgi alanlarına giren bu yaratıklar, ısırıklarıyla perdeyi yırtar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En Türk'ünden zombiler geliyor, hazırlanın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk sinemasının bile artık bir zombi filminin olacağını öğrenince, Türklerin arasına dalmayı başaran zombileri kutlamamak elde değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinema yazarları Murat Emir Eren ile Talip Ertürk'ün Aralık ayında vizyona girmesi muhtemel görünen filmi Ada, 24 Ağustos'ta çekimlerini 'zombi'lemeye başlıyor. Hatta ve hatta bu amaçla film ekibi, facebook üzerinde zombi figürasyonuna katılacak gönüllü ekip arkadaşları bile aramaya başlamış, buradan duyurulur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok ben almayayım diyorsanız ama yine de zombi sinemasından ayrılamıyorsanız, Hollywood'un anlı şanlı ve pek kanlı ölmüş dirilmiş yaratıklarının hangi filmler üzerinde gezindiğine bir bakalım ve evet, arkamıza bakmadan kaçalım!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;İşte size en harbi zombi filmleri:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Night of the Living Dead (1968)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dellamorte Dellamore (1994)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dawn of the Dead (1978)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Army of Darkness (1992)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Days Later (2002)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Shaun of the Dead (2004)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Braindead (1992)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bio Zombie (1998)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evil Dead II (1987)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;White Zombie (1932)&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-2535023711697699762?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/2535023711697699762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/bu-hafta-zombilere-adeta-gun-dogdu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/2535023711697699762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/2535023711697699762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/bu-hafta-zombilere-adeta-gun-dogdu.html' title='En iyi Zombi Filmleri'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-4306332308138135172</id><published>2009-08-21T17:39:00.000+03:00</published><updated>2009-08-21T17:40:49.427+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yakın Plan'/><title type='text'>Zombi Festivali (Zombie Walk)</title><content type='html'>&lt;p&gt;Festival oluşumlarının en ilginçlerinden biri olan &lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;Zombi Festivallerini duymuş ya da internette gezerken fotoğraflarına rastlamışsınızdır. Genelde sadece fotoğraflardan oluşan bu oluşumun nasıl ortaya çıktığını merak ettiniz mi? Eğer öğrenmek istiyorsanız bu yazı sizin için...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.hafif.org/imaj/gorcun/wzdposter-sm.jpg" border="0" width="217" height="300" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Asıl adı &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.theitsaliveshow.com/zombiefest2008/zwalk.htm" target="_blank"&gt;Zombie Walk (zombi yürüyüşü)&lt;/a&gt; &lt;/strong&gt; olarak geçen bu etkinlik aynı zamanda &lt;strong&gt;zombi çetesi, zombi sürüsü, zombi gösterisi&lt;/strong&gt; gibi çeşitli adlarla da anılmakta. Zombi görünümünde makyaj ve kıyafetlerle sokakta dolaşan insanların katıldığı etkinlik şehir merkezinden cadde boyunca yürümekle başlar ve bir &lt;strong&gt;mezarlığa&lt;/strong&gt; ya da &lt;strong&gt; &lt;a href="http://zombiepubcrawl.com/_2008/" target="_blank"&gt;zombie pub&lt;/a&gt; &lt;/strong&gt; denilen zombi temalı içki mekanlarına gidilmesiyle son bulur.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.hafif.org/imaj/gorcun/zombiewalk.jpg" border="0" width="300" height="199" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu etkinlik, çeşitli internet sitelerindeki oluşumlar ve ağızdan ağıza dolaşan söylentilerle büyümeden önce &lt;strong&gt;yeraltı kültüründen&lt;/strong&gt; gelen bir aktiviteydi. Olay sırasında katılımcıların zombi gibi davranmaları ve o şekilde iletişim kurmaları isteniyordu. Bu duruma örnek olarak hırlama, inleme şeklinde anlamsız sesler çıkarmak ve &lt;strong&gt;brains (beyinnn)&lt;/strong&gt; diye haykırmak sayılabilir. Bu noktada zombi davranışlarının nasıl olacağı konusunda ciddi tartışmalar da çıkmıştır. Orijinal &lt;strong&gt; &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0063350/" target="_blank"&gt;Living Dead (Yaşayan Ölüler)&lt;/a&gt; &lt;/strong&gt; serisinde &lt;strong&gt; &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Zombi" target="_blank"&gt;zombi&lt;/a&gt; &lt;/strong&gt; kavramının tanımını belirten kimi &lt;strong&gt; &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Purist" target="_blank"&gt;püristlere&lt;/a&gt; &lt;/strong&gt; göre zombiler asla beyin diyebilme yeteneğine sahip olmamıştır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.hafif.org/imaj/gorcun/05-zombie-98222.jpg" border="0" width="300" height="225" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bunun yanı sıra zombilerin ihtiyaçları beyinle sınırlı değildir, yaşamaları için taze et yemeleri yeterlidir. Daha sonra çeşitli şekillerde geliştirilen bu düşünceler zombi kalabalıklarının kurbanlarını ısırarak yeni zombiler yaratmasına kadar ilerlemiştir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.hafif.org/imaj/gorcun/10.jpg" border="0" width="200" height="300" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt; &lt;a href="http://www.crawlofthedead.com/" target="_blank"&gt;Zombi yürüyüşü (Zombie Walk)&lt;/a&gt; &lt;/strong&gt; genel olarak büyük şehirlerde ve Kuzey Amerika'da yapılan yıllık bir etkinlik olarak görülebilir. Bazıları kendiliğinden oluşan doğaçlama bir etkinlik olarak geçerken, bazıları siyasal miting havasındadır, katılımcıların ellerinde &lt;strong&gt;''Zombi hakları bilincinizi artırın''&lt;/strong&gt; gibi pankartlar bulunur.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.hafif.org/imaj/gorcun/08df0.jpg" border="0" width="300" height="200" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;Zombi yürüyüşlerinin&lt;/strong&gt; kayıtlara geçen ilk örneği &lt;strong&gt;2003&lt;/strong&gt; yılının Ekim ayında &lt;strong&gt;Toronto, Ontario'da&lt;/strong&gt; yapılmıştır. Bu etkinlik yerel korku filmi hayranı Thea Munster tarafından organize edilmiş ve sadece 6 kişilik bir katılımla gerçekleştirilmiştir. &lt;strong&gt;2007 Toronto Zombi Yürüyüşü&lt;/strong&gt; ise Toronto Polisi'nin verdiği bilgiye göre &lt;strong&gt;1100&lt;/strong&gt; kişiye kadar varan bir toplulukla yapılmıştır. Ve o zamana kadar kayıtlara geçmiş en büyük topluluğun olduğu belirtilmiştir. &lt;strong&gt;2005&lt;/strong&gt; yılında &lt;strong&gt;Kuzey Amerika'da&lt;/strong&gt; çeşitli blog ve dergilerde olay fazlasıyla ilgi çekmeye başlamıştır. &lt;strong&gt;Boingboing&lt;/strong&gt; gibi ana akım bloglarda belgeseli yayınlanmıştır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ekim &lt;strong&gt;2005'te&lt;/strong&gt; Minneapolis'te ilk &lt;strong&gt;Zombie Pub'ı&lt;/strong&gt; açılmıştır. Ve daha sonra birçok şehirde bu tarz yerler açılmaya ve etkinlikte kullanılmaya devam etmiştir. &lt;strong&gt;29 Ekim 2006'da&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;894&lt;/strong&gt; kişi Pittsburgh -Monroeville caddesinde - klasik zombi filmi &lt;strong&gt; &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0077402/" target="_blank"&gt;Dawn of the Dead (Ölülerin Şafağı)&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; setine benzer bir şekilde kurulan yerde - toplanarak &lt;strong&gt; &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Guiness_Rekorlar_Kitab%C4%B1" target="_blank"&gt;Guinness Rekorlar Kitabı'na&lt;/a&gt; &lt;/strong&gt; girmişlerdir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.hafif.org/imaj/gorcun/zombie-walk-pittsburgh-29-oct-2006.png" border="0" width="300" height="200" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu rekor daha sonradan resmi olmayan şekillerde defalarca kırılmıştır. &lt;strong&gt;31 Ekim 2006'da&lt;/strong&gt; bir kadın, zombi grubun kendisine saldırdıklarını ve arabasını kuşatıp vurduklarını söyleyerek polise gitmiştir. Bu gibi olaylar zaman zaman olsa da yaşanan en ciddi olay 2008 Mayıs ayında yapılan zombi yürüyüşünde olmuş ve 1500'ü aşkın zombi grupları trafiğin durmasına yolda yürüyenlerin bir süre hiç bir yere gidememesine neden olmuşlardır. Yapılan şikayetler sonucu katılımcılar geri çekilmiştir. Dünyanın &lt;strong&gt;50 büyük şehrinde&lt;/strong&gt; yapılan etkinlikler sonucu &lt;strong&gt;2008&lt;/strong&gt; yılının &lt;strong&gt;28 Ekim günü&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt; &lt;a href="http://www.theitsaliveshow.com/zombiefest2008/wzd.htm" target="_blank"&gt;Dünya Zombi Günü &lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; olarak anılmıştır. Tam sonuçlar belirlenmiş olmasa da &lt;strong&gt;32&lt;/strong&gt; şehirde &lt;strong&gt;7500'ün&lt;/strong&gt; üzerinde katılımcının etkinlikte bulunduğu belirtilmiştir. Olay haftalık televizyon programı olan &lt;strong&gt; &lt;a href="http://www.theitsaliveshow.com/zombiefest2008/home.htm" target="_blank"&gt;The It's Alive Show&lt;/a&gt; &lt;/strong&gt; tarafından yaratılmış ve organize edilmiştir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.hafif.org/imaj/gorcun/20081026-zombie-0215.jpg" border="0" width="300" height="200" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Aynı zamanda Monroeville caddesi rekoru &lt;strong&gt;1341&lt;/strong&gt; katılımcıyla kırılmıştır. &lt;strong&gt;30 Ekim 2008'de Grand Rapids&lt;/strong&gt;, Michigan'da dünyanın en kalabalık zombi yürüyüşü yapılmıştır. Resmi olarak &lt;strong&gt;3370&lt;/strong&gt; kişi olsa da &lt;strong&gt;4000'in&lt;/strong&gt; üzerinde katılımcı olduğu sanılmaktadır. Aynı zamanda bu topluluk yerel gıda bankalarına yemek bağışı yapmıştır. &lt;strong&gt; &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Zombie_squad" target="_blank"&gt;Zombie Squad&lt;/a&gt; &lt;/strong&gt; gibi organizasyonlar genelde bilinci artırmak ya da kazanılan paranın toplum yararına kullanılması (daha çok kan bağışı) için yürümektedir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.hafif.org/imaj/gorcun/01-zombie-39463.jpg" border="0" width="300" height="200" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bunun yanı sıra küresel açlığı durdurmak için gıda bankalarına yemek bağışları da yapılmaktadır. Eğlencelik bir aktivite olarak başlayan Zombie Walk kısa bir süre içinde büyük bir kitleye yayılmış ve artık dünyada binlerce kişi tarafından katılım gösterilen bir etkinliğe dönüşmüştür. Dünyada yapılan ve yapılması planlanan yerler arasında şimdilik &lt;strong&gt;Amerika&lt;/strong&gt; dışında &lt;strong&gt;Brezilya, Kanada, Rusya&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;Hollanda, Avustralya&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt; &lt;a href="http://www.terror4fun.com/zombie_homepage.html" target="_blank"&gt;İngiltere&lt;/a&gt; &lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;İsveç, Almanya İzlanda ve Finlandiya&lt;/strong&gt; gibi ülkeler bulunmaktadır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.hafif.org/imaj/gorcun/684px-zombie-walk-02.jpg" border="0" width="300" height="263" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Zamanla bilinçlenen kitle, bu eğlence amaçlı aktiviteyi toplum yararına dönüştürmeye de başlamıştır. Ama tabii ki ne kadar yararı ve zararı olduğu tartışmaya açıktır. Kimi kesimler, dünyada birçok sorun varken böyle bir anlayışın sokaklara yayılmasını protesto etmekten geri kalmamıştır. Yine de dünyanın en ilginç kitlesel hareketlerinden birine dönüşen bu etkinlikle ilgili daha fazla bilgi almak istiyorsanız &lt;strong&gt; &lt;a href="http://www.zombiewalk.com/forum/" target="_blank"&gt;sitesini&lt;/a&gt; &lt;/strong&gt; inceleyebilirsiniz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.hafif.org/imaj/gorcun/protesting-zombies.jpg" border="0" width="300" height="214" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;img src="http://www.hafif.org/imaj/gorcun/2481236855-f5f1eabcb9.jpg" border="0" width="200" height="300" /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kaynak: Hafif&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-4306332308138135172?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/4306332308138135172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/zombi-festivali-zombie-walk.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4306332308138135172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4306332308138135172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/zombi-festivali-zombie-walk.html' title='Zombi Festivali (Zombie Walk)'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-3890445329911121598</id><published>2009-08-21T11:35:00.003+03:00</published><updated>2009-08-21T12:15:23.935+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Yüksek Tansiyon/ High Tension</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.matthersh.net/wordpress/wp-content/uploads/2009/05/2003_high_tension.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 176px; height: 252px;" src="http://www.matthersh.net/wordpress/wp-content/uploads/2009/05/2003_high_tension.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yüksek Tansiyon ne kadar güzel ve vurucu bir filmde olsa kendi ülkesinde korkuya öcü gibi bakan insanlardan destek alamadı. Ama bu yinede yurt dışındaki başarısını durduramadı. Peki ama Yüksek Tansiyonun kaynağı neydi? Kaynağına ise 70’ler İtalyan korku sinemasındaki tür kırması örnekleri ve onların stilize görsel yapılarını, 60’ların istismar filmlerini, 70’lerin Amerikan slasher filmlerini alırken, arka planına da elbette ‘Fransız sanat sineması’ geleneğinin alt metinlerini yerleştiriyordu. Zira film, özünde lezbiyen bir aşk hikayesiydi. Ancak bu öykü, slasher, istismar filmi ve splatter film kalıplarıyla anlatılıyordu. Zaten bütün özgünlüğü de buradan geliyordu. Hem psikolojik ve felsefik olarak zengin, hem de korkutucu ve mide zorlayıcı bir filmdi. Eskilerde unutulan İstismar sineması ögelerini günümüze getiriyor ve bizi son derece zorluyordu. Ama yinede modernleşen insanların olaylara modern bakış açısı bir İstismar sineması örneği olmasını engelledi. Ama yüksek tansiyonun son derece güçlü bir film olan Teksas Katliamından güç alarak Kırsal kesimde yaşayan insanların şiddette yakınlığını anlatmayı son derece iyi başarıyordu.Hitckcockun Pschosu ve De Palmanın Dressed To Killi (ki bu film çok iyi olmasına rağmen buram buram Pscho kokar ama taklitten ziyade bir saygı sunuşudur) tarzında şok edici bir sonla bitiyor film. Çoğu arkadaşımı ve beni de ters köşeye yatırmış bir filmdir. Fakat bu izleyiciyi şaşırtmaktan çok izleyiciyi aptal yerine koymak olabilir. Fakat yine de bunu kafaya takmamak lazım. Filmin son derece sert ve izlemesi zor olduğunu söylemek isterim. Bu yüzden çoğu ülkede yasaklanmış sonra yasağı kaldırılmıştır. Alexandra Aja'nın en iyi filmdir.  Dinamik, etkileyici ve heyecan verici bir film..&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://tormentedfilms.com/wp-content/uploads/high-tension21.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 538px; height: 152px;" src="http://tormentedfilms.com/wp-content/uploads/high-tension21.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Film konusu:&lt;span id="contextual"&gt;Okuldan arkadaş olan Alex ve Marie sınavlarına rahat bir yerde çalışabilmek dinlenmek için Marie’nin ıssız bir yerde olan evine giderler. Gece geç saat varır varmaz yatarlar. Kısa bir süre sonra kapı çalınır ve psikopat bir seri katil içeri dalıp evdekileri öldürmeye başlar. Marie bütün bu olanlara şahit olur ve katil onun odasına bakacağı sırada saklanır. Fakat katil Alex’i bulur ve onu kelepçeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marie, Alex’e yardım edeceğine söz verir ve katilden saklanarak hayatlarını kurtarmaya çalışır. Acaba Marie bu zorlu mücadeleden arkadaşıyla sağ kurtulabilecek midir? Acaba her şey göründüğü gibi midir?&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.reelingreviews.com/hightensionpic.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 480px; height: 144px;" src="http://www.reelingreviews.com/hightensionpic.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;3 Sene İçinde Fransızlar Kendi Adlarını Taşıyan Bir Korku Alt Türü Yarattılar. Bunun adına da biz “Yeni Fransız Dehşet Sineması” dedik. Bir kaç pisikolojik gerilim filminden sonra(Kutsal Bakire) sinema filmleri değişmeye başladı. 2006 yılında Sheitan ve Onlar,2007 yılında ise İçerde ve Sınırda bu geleneği sürdürmeye devam etti. Yine de çoğu yüksek tansiyon'un arkasından yürümeye devam ettiler. Lezbiyenlik ve kırsal kesimdeki şiddette kavramlarını incelediler. Bu yüzden hiçbiri yenilikçi olamadılar. Fakat insanların özledikleri istismar sinemasının kan revan günlerini burnumuza sürdüler. Çoğu makasdan geçti. Bu evrede en yenilikçi olanı ise İşkence Odasıydı. 70 lerde gördüğümüz cesur korku sinemacıları şu an 2000 lerin Fransız yönetmenlerinde görüyoruz. Fransız sineması kadınları şiddette kullanan,alt türlerde gezinirken bize değişik duygular yaşatan lezbiyenlik ve pisikolojik temalarını kullanan yeni bir cesur sinemacılık dalgası. &lt;span id="contextual"&gt;Şaşırtmacalı, yüksek gerilimi ve “yüksek tansiyon”uyla, festivaller tarafından ilgi gören bu yapım, gerilimcilerin de yüksek beğenisini topladı.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-3890445329911121598?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/3890445329911121598/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/yuksek-tansiyon-high-tension.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3890445329911121598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3890445329911121598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/yuksek-tansiyon-high-tension.html' title='Yüksek Tansiyon/ High Tension'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-9215637166800458896</id><published>2009-08-21T11:29:00.001+03:00</published><updated>2009-08-21T11:35:03.736+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>Gotik bir Kırmızı Başlıklı Kız Filmi</title><content type='html'>&lt;span id="contextual"&gt;&lt;div style="padding: 0pt 5px 0px 0pt; float: left;"&gt;&lt;div&gt;&lt;img alt="" id="imgHaber" src="http://beyazperde.mynet.com/images/haber/lg200.jpg" /&gt; &lt;/div&gt;         &lt;/div&gt;               &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);" &gt;Alacakaranlık'ın yönetmeninden Kırmızı Başlıklı Kız hikayesi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(21 Ağustos 2009) Evdeki Düşman'ın (Orphan) yazarı David Johnson, Leonardo DiCaprio'nun Appian Way prodüksiyon şirketi için Red Riding Hood'u (Kırmızı Başlıklı Kız) gotik tarzla &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR4112R('click', 'yeniden', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR4112R('over', 'yeniden', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR4112R('out', 'yeniden', event, this);return true;" class="adsmartlinkR4112R"&gt;yeniden&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR4112R('click', 'yazdı', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR4112R('over', 'yazdı', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR4112R('out', 'yazdı', event, this);return true;" class="adsmartlinkR4112R"&gt;yazdı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;. Bu proje için yönetmen &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR4112R('click', 'arayışında', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR4112R('over', 'arayışında', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR4112R('out', 'arayışında', event, this);return true;" class="adsmartlinkR4112R"&gt;arayışında&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; bulunan şirket yönetmen koltuğu için de Alacakaranlık'ın yönetmeni Catherine Hardwicke ile anlaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Variety'nin ''Gençlerin yaşadığı bir aşk üçgeni ile birlikte bir kurt adam filmi.'' olarak tanımladığı filmin ismi &lt;b&gt;The Girl in the Red Riding Hood&lt;/b&gt; olacak. Thirteen, Lords of Dogtown, Alacakaranlık gibi filmlerin yönetmenliğini yapan Hardwicke için gençlik draması çekmek zor olmasa gerek. Yönetmen aynı &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR4112R('click', 'zamanda', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR4112R('over', 'zamanda', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR4112R('out', 'zamanda', event, this);return true;" class="adsmartlinkR4112R"&gt;zamanda&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; Hamlet'in doğaüstü açıyla &lt;span id="adsclickad"&gt;&lt;span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR4112R('click', 'modern', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR4112R('over', 'modern', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR4112R('out', 'modern', event, this);return true;" class="adsmartlinkR4112R"&gt;modern&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; versiyonu için de hazırlık içinde olduğunu belirtelim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-9215637166800458896?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/9215637166800458896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/gotik-bir-krmz-baslkl-kz-filmi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/9215637166800458896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/9215637166800458896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/gotik-bir-krmz-baslkl-kz-filmi.html' title='Gotik bir Kırmızı Başlıklı Kız Filmi'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-3006652712702334503</id><published>2009-08-20T18:16:00.003+03:00</published><updated>2009-08-20T18:35:11.447+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>The Amityville Horror (1979)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.impawards.com/1979/posters/amityville_horror.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 218px; height: 329px;" src="http://www.impawards.com/1979/posters/amityville_horror.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;70'li yıllarda bir salgın gibi yayılmaya baslayan gerilim/ korku filmlerinin arasında şansını deneyen, gercek bir olaya sırtını dayayan son derece vurucu ve etkiliyeci bir film. Çıldırış adlı çok satan kitaptan uyarlanan film ne kadar kitap kadar etkileyici olmasa da ondan sonra yapılan çoğu lanetli ev filmine ilham kaynağı olmuştur. Hatta bana göre en iyi lanetli ev filmlerinden birisidir.  George ve Kathy Lutz, 3 çocuklarıyla birlikte Long Island'daki müstakil bir eve taşınırlar. Bir kaç sene önce korkunç cinayetlerin yaşanmış olduğu eve yeni sahiplerinin gelişiyle birlikte doğaüstü ve korkutucu şeyler olmaya başlar. Lutzlar dostları olan Peder Delaney'in yardımını isterler. Ama Delaney'in evde bulunduğuna inandığı kötü ruha karşı düzenlediği şeytan çıkarma ayini sonucu olaylar iyice kontrolden çıkar. Evdeki dehşeyi bitirmenin tek yolu geçmişte yaşanan olaylarla yüzleşmektir sanki...Jay Anson'ın The Amityville Horror isimli kitabı gerçekten yaşandığı iddiasını taşıyan ve medyada da geniş yer bulmuş bir olaya dayanmaktaydı. Kitaptan uyarlanan film ise eleştirmenlerce beğenilmese de gişede çok iyi iş yaptı ve kısa sürede çok geniş bir fan kitlesine sahip olmayı bildi. 2005 yapımı bir tekrar çekime de vesile oldu. Fakat tekrar çevrimi olan dehşet sokağının bunun yanında bile geçemediğini düşünüyorum. Kuşku oyunculuklarıyla göz dolduruyor. Performansları filmi daha rahatsız edici kılıyor. Ve mekana değinmek istiyorum. Mekan son derece sinir bozucu bir evde geçiyor. Dışardan canavar gibi görünen eve eşek bağlasan durmaz. Fakat olayı yaşayan aile yaşama çabasına girerken evdeki önce yaşayanların ölümlerinden habersiz olayların gelişmesini beklerler. Film son derece yavaş başlamasına rağmen film her bölümünde korku ve gerilim öğelerinin hepsini kullanıyor. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.movie-holic.com/wp-content/uploads/2009/03/the_amityville_horror_movie.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 470px; height: 175px;" src="http://www.movie-holic.com/wp-content/uploads/2009/03/the_amityville_horror_movie.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hatta film sonunda kan görmek isteyen izleyicilere istediklerini veriyor. bkz: Duvardan ve merdivenlerden akan kanlar... Evin adamı ele geçirmeye çalışması ve görüntü kalitesi sizi 60 ve 70'lere götürüyor. İstismar sineması örneği olmasa da ne varsa eskilerden var hesabı eli yüzü düzgün korkunç bir gerilim filmi örneği. Eğer bu duvarlar konuşabilseydi... Çığlıkları ölüleri diriltirdi. Çok satan romandan uyarlanan bu psikolojik gerilim, en derin ve karanlık korkularımızın kapısı açmayı başarıyor. Bu filmdede klişeler yine çok yoğun kullanılmış. Gece sahneleri çok yoğun. Yağmur, gök gürültüsü, sessizliğin ardından gelen ani ses efektleri, ruhlar, hayaletler, ölümler, kan v.s… fakat olayın mistik havası sizi içine ister istemez çekiyor.Ben kendi adıma başarılı ve izlenir buldum. Türün meraklılarına şiddetle tavsiye edebilirim. Zamanın çok kazandırmış filmini merak edenlerin kesinlikle izlemesi lazım. Biz okült tarzı filmlerden hoşlanmayız diyenlere tavsiye etmiyorum. İyi seyirler...&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.wrongsideoftheart.com/wp-content/gallery/stills/amityville_horror_1_09.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 554px; height: 149px;" src="http://www.wrongsideoftheart.com/wp-content/gallery/stills/amityville_horror_1_09.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-3006652712702334503?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/3006652712702334503/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/amityville-horror-1979.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3006652712702334503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3006652712702334503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/amityville-horror-1979.html' title='The Amityville Horror (1979)'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-1089334181622074565</id><published>2009-08-20T17:48:00.006+03:00</published><updated>2009-08-20T18:03:15.989+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yakın Plan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dosya Konusu'/><title type='text'>Aaa ödül aldım...</title><content type='html'>&lt;span class="fn"&gt;&lt;/span&gt;   &lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bugün bigee tarafından ödüllendirildim. Kendisine teşekkür ederim. Ha unutmadan beni seçmeye devam edin...&lt;br /&gt;Bu da benimle ilgili 7 ilginç şey...&lt;br /&gt;&lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;/div&gt;1-Evimde türlü boyutlarda bir satır koleksiyonum var.&lt;br /&gt;2-Her gün en az bir film izlemeden güne başlamam.&lt;br /&gt;3-Köpeklerin kokusu öksürtüyor.&lt;br /&gt;4-Küçükken korku filmleri yüzünden psikoloji çocuk diye adlandırıldım.&lt;br /&gt;5-Satın su asla içmem.&lt;br /&gt;6-Kitap okumadan uyuyamam.&lt;br /&gt;7-Damarıma basanı acımam vururum.&lt;br /&gt;&lt;div class="post-body entry-content"&gt; &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_kJ69bPVRAzE/So1XE7vn-CI/AAAAAAAAA5g/Nptfjah8tCg/s1600-h/%25C3%25B6d%25C3%25BCl.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 189px; height: 204px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_kJ69bPVRAzE/So1XE7vn-CI/AAAAAAAAA5g/Nptfjah8tCg/s400/%25C3%25B6d%25C3%25BCl.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372045672791406626" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt; Şimdi sıra geldi ben ödülleri dağıtacağım...&lt;br /&gt;1- &lt;a href="http://aktifmutfak.com/"&gt;Aytaç'ın Mutfağı&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2- &lt;a href="http://kadinleryaziyor.blogspot.com/"&gt;Kadınlar Yazıyor&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;3- &lt;a href="http://ortaparmak.org/"&gt;Ortaparmak&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;4- &lt;a href="http://korkusitesi.com/"&gt;Korku Sitesi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;5- &lt;a href="http://hakikivladimir.blogspot.com/"&gt;Vladimir'in Derdi&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;6- &lt;a href="http://sinemahser.blogspot.com/"&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;Sinemahşer&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;7- &lt;a href="http://biggeee.blogspot.com/"&gt;Desem ki&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepiniz kaliteli bloglarsınız. İşşallah daha bir çok ödüle layık olursunuz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-1089334181622074565?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/1089334181622074565/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/aaa-odul-aldm.html#comment-form' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1089334181622074565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1089334181622074565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/aaa-odul-aldm.html' title='Aaa ödül aldım...'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_kJ69bPVRAzE/So1XE7vn-CI/AAAAAAAAA5g/Nptfjah8tCg/s72-c/%25C3%25B6d%25C3%25BCl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-8258861084578673470</id><published>2009-08-18T13:55:00.003+03:00</published><updated>2009-08-18T14:25:46.006+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Ziyaretçiler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.sinemaizleseyret.com/vidresim/XiLPA0aeNG.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 170px; height: 248px;" src="http://www.sinemaizleseyret.com/vidresim/XiLPA0aeNG.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Liv Tyler, Scott Speedman&lt;/strong&gt;,&lt;strong&gt; Alex Fisher&lt;/strong&gt; gibi zengin kadrosuyla dikkatleri üzerine çeken &lt;strong&gt;"Ziyaretçiler"&lt;/strong&gt; uzun süredir karmaşık karakterler ve onların hikayeleri üzerinde çalışan &lt;strong&gt;Bryan Bertino&lt;/strong&gt;'nun ilk yönetmenlik ve senaryo yazarlığı deneyimi. Bazı kişiler oyuncuları için filmi izleyip beğenmediklerini söylüyorlar. İlk önce hiçbir filmi oyuncusu ile izlemeyi öğrenmeliyiz. Çünkü aynı futbolcu gibi oyuncularında kötü ve iyi performansları olabilir. Ve yönetmen ve senaristin başarısızlığı iyi oyunculuk kurtaramayabilir. En iyisi oyuncu ayırmadan bir filmi izleyelim. Ziyaretçiler oyuncu kadrosuyla dikkat çeken bir yapım olduğundan izleyici çekmeyi başardı. Sinemada izlediğim zaman filmi aslında evde izlenecek filmlerden olduğunu söyledim. Çünkü sinemada zevki çıkacak filmlerden değil 2.sınıf bir gerilim filmi olarak görmek en doğrusu olacak. Çünkü özellikle insanlara mesaj verme çabasında olduğunu düşüneceğimiz bir senaryoya sahip nedensiz şiddettin kötülüğünden bahsederken sokaklarda eve dönemeyen her çeşit insanın olduğu bir dünya yaratıyor. Fakat yönetmenin ilk deneyimi olduğundan  malesef amatörlüğü filme çok yansıyor. Haneke tarzını kullanmak isterken egolarına tutsak oluyor. Ve film ticari amaçlı bir filme dönüşüyor. Fakat Haneke'nin hiç bir filminde bunu göremezsiniz. Bakınız Funny Games (1997)&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.sinemag.com/images/sinemag/ziyaretciler/ziyaretciler2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 530px; height: 161px;" src="http://www.sinemag.com/images/sinemag/ziyaretciler/ziyaretciler2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Filmin başlangıcı romantik başlayan yavaş ve durgun sonraları olay örgüsü hızlanıyor. Fakat çiftin hikayesine pek değinilmiyor sadece küs olduklarını görüyoruz. Sonra onlara pek değinmiyor, gereksiz karakter analizi yapmaması iyi oluyor. Doğruca felaketleri önümüze seriyor. Çifti tehdit eden karakterlerin amaçlarını belirtmeyerek nedensiz şiddeti gözler önüne seriyor. Fakat sürekli kaybolup, istediği yerden çıktıklarını anlıyoruz. Demek ki canlı kanlı değiller, fakat filmin sonunda "Siz evdeydiniz" kelimesinden anlayabileceğiniz üzere siz evinizdesiniz biz ise eve dönemeyen kızgın çocuklarız mesajını yolluyor. Birde evde olduklarını yani evde olmasanız ölmeyeceksiniz bunlar kaderin cilvesi diyor. Fakat oyuncuların performansı ve liv'in bebek yüzlü masum ve dehşete düşmüş halini görmek bizi gerçekten korkutuyor. Diken üstünde tutan bir gerilim fakat ölümcül oyunlar gibi toplumsal mesajlar göndererek sinirimizi bozmaktan çok bizi korkutmak istiyor. Müzik kullanımı başarılı ve yerinde örneğin plakın takılı kalması ve sinirimizi bozması gerçekten iyi düşünülmüş, klişeler yumağına dolanmış bir gerilim filmi. Gerçek bir hikayenin arkasına saklanan devamını gelecek bir 2.sınıf gerilim filmi düzeyinde sizi diken üstünde tutucak bir film.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img2.blogcu.com/images/a/l/k/alkmaar/ziyaretciler_resim2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 464px; height: 124px;" src="http://img2.blogcu.com/images/a/l/k/alkmaar/ziyaretciler_resim2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Anlatmeak istediğini anlatamayan eksik bir film olduğunu düşünüyorum açıkçası. Eğer derdiniz sebepsiz şiddet üzerine bir film izlemekse daha iyileri mevcut. Ve hatta tam da ziyaretçiler'le ilişkilendirilen "Funny Games" varken vakit kaybetmenize gerek. İzledikten sonra barda ve Ölümcül oyunları izleyin üstüne birde Benny'nin Videosu koyun. İyi seyirler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-8258861084578673470?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/8258861084578673470/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/ziyaretciler.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8258861084578673470'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8258861084578673470'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/ziyaretciler.html' title='Ziyaretçiler'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-7816598115031361237</id><published>2009-08-17T10:20:00.003+03:00</published><updated>2009-08-17T10:59:33.556+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>American Psycho</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/1/19/Amerikan_sap%C4%B1%C4%9F%C4%B1_poster.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 156px; height: 215px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/1/19/Amerikan_sap%C4%B1%C4%9F%C4%B1_poster.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bret Easton Ellis romanında uyarlanan bir film, sizce başarısız olabilir mi? Olabilir. Kitabı filmden ayrı bir yerde tutmak lazım. Hayatımda en çok beğendiğim 50 roman arasında yer alan bir kitaptır. Keşke filmide öyle olabilseydi.  Christian Bale'nin oynadığı rol son derece zor bir roldü. Ve  Christian Bale tahmin ettiğim gibide bunun altından kalkamadı. Gerçekten profesyonel oyuncuların oynaması gereken zorlayıcı bir rolü  Christian Bale'ye emanet etmek kesinlikle yönetmenin düştüğü en büyük hata. Eser Wall Street’te yaşayan kendi bedenini sevmeyen, güzel paralar kazanan, kişisel sorunlar yaşayan, güvensiz, Patrick Bateman adlı karakter üzerinde toplumu ve insanları eleştiriyordu. Fakat yazar kitabı son derece sert bir üslup kullanarak yazmıştı. Öyle ki o kadar eleştiri alacak pornoya yakın öğeler var ki filmininde böyle olacağını düşünmüştüm. Ama malesef kadın yönetmen Sodom'un 120 gününü çeken Pasolini gibi cesur olmamıştır ki bir arkadaşımın dediği gibi adamın bir sahnesinde çırılçıplak elinde elektrikli testere ile kadın kurbanı koştururken penisi kapatmak böyle sansürler uygulanacağına keşke hiç çekilmeseydi. Belki sonraları daha iyi bir film gelirdi.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.ensonhaber.com/galeri/images/gallery/3782/4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 470px; height: 134px;" src="http://www.ensonhaber.com/galeri/images/gallery/3782/4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Birde bahsetmek istemediğim bir devam filmi var. Hatırladığım kadarıyla orada kadın katildi. O daha başarısızdı. Yani diyeceğim o ki bunu izleyeceğinize kapı komuşusu  ve Sodom'un 120 günü filmlerini izleyebilirsiniz. Ayrıca Ellis’in kitaplarını yazarken yapmaktan hoşlandığı bir şey var, müzik olayını sokmayı iyi beceriyor satırları arasına, bu ya karakterlerin girdiği mekanda çalan bir şarkının adını vermek oluyor ya da sevdiği sanatçılar hakkında bilgiler sunuyor kısa kısa. Filmde maalesef bunu da görmüş değilim. Toplumsal göndermelerin eklenmediği, eklenenlerinde 2.sınıfta bırakıldı. Sırf vahşet gösterisi olarak senaryolaştırılmış filmin keşke senaryosunu daha uzman ellere bırakılsa ve müzik kullanımı daha iyi yapılsaydı. Notum bundan daha iyi olurdu. Sırf bir katilin yaşam hikayesini anlatan yapım olarak adlandırılmış, seyirciye gerilim bile yaşatamayan bomboş vahşet anlamında doyurucu, normal bir gerilim filmi, yapımcılar lütfen bu filmi tekrar çevirin ama güzel ve başarılı bir şekilde. Yoksa sinema dünyasında işlenecek başarılı bir konu göz göre, göre çöpe atılıcak. Amerikan sapığı sadece bir film, hiç artısı yok. Christian Bale hayranlarının seveceği bir film zaten Christian Bale bu filmle tanınmıştır.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.sinemadevri.com/ssler/sinemadevri_com_amerikan-sapigi10.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 472px; height: 141px;" src="http://www.sinemadevri.com/ssler/sinemadevri_com_amerikan-sapigi10.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ama asıl soru bu kötü oyunculuk ile nasıl böyle başarılı bir yere gelmiştir. Vahşet izlemek isteyen sinema severler film alıp izleyebilirler. Bunun dışında dört dörtlük bir yapım beklemesinler bu filmin her yanı eksik.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-7816598115031361237?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/7816598115031361237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/american-psycho.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7816598115031361237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7816598115031361237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/american-psycho.html' title='American Psycho'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-3096444321661820263</id><published>2009-08-15T10:59:00.004+03:00</published><updated>2009-08-15T13:26:25.410+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Choke/Tıkanma</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://resim.sinemavakti.net/2009/07/Tikanma.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 163px; height: 229px;" src="http://resim.sinemavakti.net/2009/07/Tikanma.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Chuck Palahniuk'un aynı adlı romanından perdeye aktarılan bir film Choke. Kitap ülkemizde yasaklı kitaplar arasındaydı fakat daha sonra sınırlı sayıda da olsa basıldı. Palahniuk'un tarzını bilip sevenler için oldukça tatmin edici bir film fakat Palahniuk okumayıp bu filmi izlerseniz rahatsız olacaksanız! Tıkanma son zamanlarda sinemada izleyeceğiniz en keyifli ve eğlenceli filmlerden biri, oyunculukları, senaryosu ve altına çizmek istedikleri gerçekten üstünde çalışılmış bir yapım olduğu anlaşılıyor. Dövüş kulübünün yazarından bir başka başyapıt ( konu olarak ) daha. Keşke bu filmi fincher veya aronofsky çekseymiş diyorum kendi kendime. Aslına bakılırsa komedinin, dramın ve psikolojinin iç içe geçtiği bir film. Konusundan bahsetmem gerekirse&lt;br /&gt;Modern aileyi ve bencil toplum düzenini yerden yere vuran filmin anti-kahramanı Victor, bir seks bağımlısı. Üstüne üstlük, annesi Ida, Alzheimer hastası. Victor, annesinin hastane masraflarını karşılamak için pahalı lokantalara gidip sonradan para sızdırmak için boğazına yemek kaçmış numarası yapıyor. Victor’un hayatı, annesi için yeni bir tedavi yöntemi öneren doktor Paige’la tanıştığında değişiyor.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.bakiniz.com/wp-content/uploads/2008/09/choke1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 489px; height: 137px;" src="http://www.bakiniz.com/wp-content/uploads/2008/09/choke1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span id="contextual"&gt;Filmin çizdiği çok keskin bir çizgi olmamakla birlikte gidişat ,plot bir kitap kurgusu olduğu düşünülürse oldukça iyi kurulmuş. Seks bağımlılığı, yoğunluğu kavratacak kadar verilmiş fakat irrite edecek sınır aşılmamış.Aktör iyi bir oyun çıkarmış. Belki de söylemi çok olağan dışı verilmiş bir senaryo ama anlatılmak istenen anlatılıp iç sesi duyarak seyiri noktalıyorsunuz. Kapanış şarkısının anlamına dikkat...  Anlamını ben söylemeyim. O zaman izlemenin bir anlamı kalmaya bilir. Ama dipnot olarak belirtmek isterim, kitabını okumuş biri olarak puanım 9 ama siz okumadıysanız 1 puan düşürün. Bunun dışında kitabının her sayfası "vay be" dedirten cinstendi. Hatta bazı bölümleri mide bulandırıcı olarak adlandırılabilir. Film kitap kad&lt;/span&gt;&lt;span id="contextual"&gt;ar sert değil fakat o da kitap kadar iyi. &lt;/span&gt; Clup Your Hands Say Yeah grubunun Satan Said Dance şarkısının olması da ayrı bir artı puan benim için.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.worstpreviews.com/images/choke.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 496px; height: 145px;" src="http://www.worstpreviews.com/images/choke.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sıra dışı bir film olan filmin kitabı tam olarak beyazperdeye aktarılmamış, aktarılsaydı ne kadar çok tartılışacağını düşünemiyorum. Herhalde yaş sınırlaması ve yasaklamaları olabilirdi. Imbd puanı 7.2 olan film(Puanı fena değil) anlatmak biraz zor gidip izlemeniz lazım. Toplumdaki aile yapısı, ahlaki bozulmalar ve bencilik kavramları arasında vurucu bir geziye çıkacağınız film sadece İstanbul'da gösterime girdi. Kontes gibi haksızlığa uğrayan yapımlardan biri. &lt;span id="commentContent"&gt;Zor bir film. Anlatılmak istenen bencil toplum düzeni mesajını direk elinize vermiyor. Adeta karanlıkta göz kırpıyor. Anlatım tarzı oldukça marjinal. Bu açıdan birçok kişinin beğenmemesi gayet normal. Bu yüzden de tavsiye edemiyorum:) Özellikle seks bağımlısı birinin yaşantısını görmek istemiyorsanız. Çünkü ağırlıklı olarak göreceğiniz sahneler bu yönde. &lt;/span&gt;&lt;span id="commentContent"&gt;Diğer taraftan dram varmış ağlatır izleyelim derseniz oda değil. Ortasında birşey. Ne gülebiliyorsunuz ne de ağlayabiliyorsunuz. Düşünüyorsunuz. Filmi izlerken zamanım genelde karakter sorgulamalarıyla geçti. Genel olrak bakıldığında izlenmesi gereken filmlerden biri dövüş kulübü kadar başarılı tabii filmin anlaşılması kolay olmadığında insanların yorumları olumsuz yönde... İyi seyirler...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-3096444321661820263?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/3096444321661820263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/choketkanma.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3096444321661820263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3096444321661820263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/choketkanma.html' title='Choke/Tıkanma'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-8225201484618692697</id><published>2009-08-14T16:12:00.010+03:00</published><updated>2009-08-14T16:57:13.030+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>A Clockwork Orange (1971)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.tv7.gen.tr/images/haber/20.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 181px; height: 217px;" src="http://www.tv7.gen.tr/images/haber/20.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İnsan nasıl bir varlık, değişir mi, değişmez mi, değiştirilemez mi ,iflah olmaz mı, eğitilebilir mi sindirilebilir mi, ehlileştirilebilir mi? Bu sorunların yoğun bir şekilde akıl ve mantığımızı zorlayan bir yapım, bir kült. İzlemeye kalkıştığınız şey bir kubrick filmi ise kendinizi filmi izlemeye hazır hissetmelisiniz ve film hakkında önyargınız olmamalı işte o zaman filmin kalitesini görürsünüz. Şiddet açısından döneminin üstünde olan bazı sahnelerinden dolayıda zamanında sansüre uğramış bir film sıradışı senaryo sıradışı yönetmen ve sıradışı bir film. Film grafik şiddeti dışında, sinir bozucu kurgusu ve müziklerinle de izlenmesi zor bir seyir haline geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi size soracağım acaba sinemanın en psikopatları arasında intikam duygusuyla dolu bir yamyamdan sonra kim gelebilir? Yanıt Alex, belki de sinema dünyasının en hastalıklı karakteri şiddeti hayat felsefesi haline getiren genç bir adamdır. Göndermeli ve sorular dolu olan bir film hiç sordunuz mu kendinize? "Ben öldürüyorum muyum? Ben katil miyim?" "Toplum seri katili yaratıyor, seri katil toplumu yok ediyor. O zaman toplum kendini yok ettirmek için seri katili yaratıyor"&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages/Foto%20Haber/B%C3%9CT%C3%9CN%20ZAMANLARIN%20EN%20%C4%B0Y%C4%B0%20F%C4%B0LMLER%C4%B0%201/45.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 468px; height: 126px;" src="http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages/Foto%20Haber/B%C3%9CT%C3%9CN%20ZAMANLARIN%20EN%20%C4%B0Y%C4%B0%20F%C4%B0LMLER%C4%B0%201/45.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Bu filmi izlemekte şiddetin ve ahlaki bozulmaların toplum üzerindeki etkilerini en gerçekçi gözler önüne seren film Otomatik Portakal'dır. Belki de sinema tarihinde gerilimin bir alt türü olarak kabul edilen suç alt türünün atası bu filmdir. Şiddetten ne kadar arındırılmış olursak olalım bu sistem temel yapısında şiddeti barındırıyor ve balık baştan kokar hesabı en üst sınıftan yapıdan alt katmana doğru sistem şiddeti körüklüyor. Her kubrick filminde olduğu gibi müzikler harika. This is a real Hororshow!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alex,Beethoven'nın 9. Senfonisi eşliğinde yaşadıklarını önce kendisi sorguluyor sonra bize sorgulatıyor. Çekildiği tarihten itibaren, hâlâ günümüze ışık tutan bir film olduğunu düşünüyorum. Bir sinema ustasının elinden çıkan bu filmi mutlaka izlemenizi öneriyorum. Eğer izlemeden ölürseniz kesinlikleçok şey kaybedeceksiniz. Ölmeden önce yapmanız gerekenler listeni varsa bunu da küçük bir yere eklerseniz çok şey kazanacaksınız. &lt;span id="contextual"&gt;Ölümsüz ve benzersiz bir kült yapım. &lt;/span&gt;Şiddet ve cinsellik(daha doğrusu tecavüz)güdüsünü inceleyen kült yapım.Bu iki dürtünün insanın kişiliğini belirleyen unsurlardan biri olduğu baskıcı devletin hapiste bu iki dürtüleri yok ederek kişiyi bitkiselleştirdiğini çarpıcı sahneler ve unutulmaz oyunculuklarla anlatan Kubrick başyapıtı.Özellikle Alexin hapisten çıktıktan sonra başına gelenler çok çarpıcı.Zamanında olay yaratan ve İngilterede yasaklanan filmi için Kubrick usta İnsanlar filmimi anlayacak kapasitede değillercümlesini söylemişt.Zamanının ötesinde bu dahi yönetmenin bu filmini bugün bile anlayanlar maalesef az.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.bagimsizsinema.com/wp-content/uploads/2008/02/112.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 480px; height: 126px;" src="http://www.bagimsizsinema.com/wp-content/uploads/2008/02/112.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Filmde dikkat çekmesi gereken noktalar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Film 1971 de çekilmiş olmasına rağmen sanki 2000 yılında çekilmiş gibi esrarengiz güzelliğinin olması..&lt;br /&gt;-Filmde karakterlerin konuşmalarının kendilerine has bir sokak ağzına sahip olması&lt;br /&gt;-Filmdeki mesajın "Violence comes back to you" yani şiddet kullanın tekrar şiddete maruz kalacağının çok iyi şekilde işlenmesi..&lt;br /&gt;-Politikacıların insanlar üzerinde oynadıkları oyunlar..&lt;br /&gt;-Suçlu Alexin yıllar sonra geldiği evde söylediği şarkı sayesinde farkedilmesi!..&lt;br /&gt;-Müziklerin her sahnenin temposuna uygun kullanımı ve çarpıcılığı..&lt;br /&gt;-Dünyanın en hızlı sevişme sahnesinin bulunması..&lt;br /&gt;-Filmin sonuna kadar Alexin rehabilite olup olmamasının insanda yarattığı sinir bozukluğu..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-8225201484618692697?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/8225201484618692697/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/clockwork-orange-1971.html#comment-form' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8225201484618692697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8225201484618692697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/clockwork-orange-1971.html' title='A Clockwork Orange (1971)'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-510763008593810677</id><published>2009-08-14T11:13:00.002+03:00</published><updated>2009-08-14T11:18:03.635+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><title type='text'>Sitemizdeki Son Yenilik</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://galeri.milliyet.com.tr/2008/8/19Bu_yuzleri_unutamayacaksiniz%21/25.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 174px; height: 136px;" src="http://galeri.milliyet.com.tr/2008/8/19Bu_yuzleri_unutamayacaksiniz%21/25.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sitemizde bir yeniliğe daha imza atıyoruz ve her hafta değiştirerek yayınlamak üzere ‘Korku Filmi Müzikleri ′ listeleri oluşturuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;span id="more-3306"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İlk müzikleri karışık olarak sitemizin sağ menüsündeki müzik box’da dinleyebilirsiniz. Ayrıca bu bölüme en sevdiğiniz korku müziklerini yazarsanız sizlerin zevkleri ve istekleri doğrultusunda o müzikleri de diğer aylarda yayınlamaya çalışırız. Bize bu öneri de bulunan Benay'a ayrıca bir teşekkür ederek, hoş vakit geçirmenizi diliyorum.&lt;br /&gt;Özellikle chick habit şarkısıyla nostalji rüzgarını başlattık 70'lerin müzikleriyle yeni bir hizmetimizi açıyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-510763008593810677?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/510763008593810677/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/sitemizdeki-son-yenilik.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/510763008593810677'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/510763008593810677'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/sitemizdeki-son-yenilik.html' title='Sitemizdeki Son Yenilik'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-8382938282909925558</id><published>2009-08-13T16:36:00.003+03:00</published><updated>2009-08-13T16:57:54.628+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Hayat Var/ Bana neler oluyor?</title><content type='html'>&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 180px; height: 256px;" src="http://www.altyazikutusu.com/wp-content/uploads/2009/03/hayat-var-afis.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Bazı filmler vardır, izledikten sonra ‘Ne yapmış bu yönetmen?’ diye düşünürsünüz. Bu beyin jimnastiğinin sebebi ise, aslında o filmin daha önce sinemada rastlamadığınız farklı bir şey yapmasıdır. Uyguladığı şeyin, bir süre tartıp nerelerden beslendiğini çıkartsanız da temelde ‘orijinal’ bir film modeli dokuduğuna kanaat getirirsiniz. Hayatımda belli sayıda filmin sonunda böyle demişimdir, genelliklede Michael Haneke filmlerine fakat Reha Erdem'e dedim "Sen neler yaptın böyle?" Reha Erdem’den bahsederken, &lt;strong&gt;“Korkuyorum Ann&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;e”&lt;/strong&gt; ve&lt;strong&gt; “Hayat Var”&lt;/strong&gt; için ‘daha önce böyle bir şey görmemiştim’ tümcesi kullanılabilir. Evrensel anlamda özgün, farklı, yenilikçi, devrimci ve şaşırtıcı çalışmalardan, yeni bir film modeli yaratan yapıtlardan biri...Nihai toplamda ise ‘sinemada fark yaratan’ bir film. Yani Türk sinemasının ihtiyacı olan değişimi gerçekleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat Var o kadar çok konuya değinen bir film ki neresini anlatsam diye düşünüyorum. Ama şunu söyleyebilirim ki çok yönlü bir yönetmenin elinden çok yönlü bir film dünyanın bütün ünlü yönetmenlerinin tarzını deneyen deneysel bir  çalışma. İç burkan bir dram... İşte türk sinemasının son zamanlarda yapılan en iyi filmlerinden biri... Bir çok ödülü hak eden fakat hakkı yenen filmlerden birisi bu filmdir. Öncelikle &lt;strong&gt;Reha Erdem&lt;/strong&gt;, merkeze yerleştirdiği kahramanı 14 yaşında bir kızdan, yani henüz regl görmemiş bir karakterden seçiyor. Buradan bakınca, filmin İstanbul yaşamına naif bir bakış atacağına inanabilirsiniz. Fakat Reha Erdem son derece sinir bozucu ve izlemesi zor bir film yaratmak için 14 yaşındaki bir kızı seçiyor. 14 yaşındaki bir kız bu canavar şehirde daha sözünü kimseye geçiremiyorken neler yapabilir?&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://sevgiselisler.files.wordpress.com/2009/04/hayat-var.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 540px; height: 161px;" src="http://sevgiselisler.files.wordpress.com/2009/04/hayat-var.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;‘Dedesi yatalak, babası annesinden ayrıldıktan sonra yasadışı işler peşinde koştuğu için yalnız kalan bir kızın dramı’ gibi Yeşilçam’da çokça rastladığımız basit bir hikayeden ‘yeni bir film modeli’ çıkarmadığını görmek beni ne kadar duygulandırdı anlatamam... Bizi eskiden yazlık sinemalarda yasa boğan sinemayı yeşilçamı hatırlattığı için bile tebrik edilebilir. Bunun dışında müziklerininde bizi eskiye götürdüğünü söyleyerek aslında en iyi müzik dalında katıldığı festivallerden eli boş gelmemeliydi demek sanırım bana düşüyor. Hayat Reha Erdem için böyle bir istanbul... Şehrin ürettiği ‘negatif özelliklere sahip ve birilerine muhtaç insanlar’ın bir dışavurumular aslında. Bu yönleriyle de filmin bütün karakterlerinin anti-kahraman olduklarını söyleyebiliriz. Aslına bakılırsa yaşadığımız dünya bir istanbul biz ise eve dönemeyen kızgın çocuklarız sözüyle filmi anlatabilirim. Erdem, Türk değil dünya sinemasında bile eşine az rastlanır özgünlükte bir filmle çıkageliyor bu sefer. Filme bu denli coşkuyla yaklaşmamak için ise ya yaptığı birçok numaradan yorulmak ya da onları anlamamak lazım. Zira ‘Türkiye’nin sosyal yapısı, postmodern bir sinema diliyle nasıl devrimci bir film modeline yerleştirilir?’ Göndermeler içinde bir film, belki de sosyal içerikli bir baş kaldırış kesinlikle gözlerinizden bir damla da olsa yaş damlayacak.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.tersninja.com/wp-content/uploads/2009/03/hayat-var.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 493px; height: 138px;" src="http://www.tersninja.com/wp-content/uploads/2009/03/hayat-var.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Eğer sizde benim gibim türk sinemasının kan kaybettiğini ve acil bir şekilde kana ihtiyacı olduğunu düşünüyorsanız, lütfen hababam sınıfın yeni serileri, maskeli beşleri izleyeceğinize paranızı bu filmlere yollayın. Sinemada böyle sinir bozucu şeyleri izleyemeyecek yapıdasanız kesinlikle tavsiye etmiyor. Bazılarınız feminizmin sinemadan daha önemli olduğunu düşünebilirsiniz. Hadi hep beraber hayatttt beni yoruyorsunnnn madem çok günah oyunu sen bozuyorsunnn. Sebebi çokk...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-8382938282909925558?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/8382938282909925558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/hayat-var-bana-neler-oluyor.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8382938282909925558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/8382938282909925558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/hayat-var-bana-neler-oluyor.html' title='Hayat Var/ Bana neler oluyor?'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-1613446456038600046</id><published>2009-08-13T15:20:00.003+03:00</published><updated>2009-08-13T18:23:07.567+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Anita Blake</title><content type='html'>Anita Blake serisi 16 kitaptan oluşuyor. 17. kitap 2009 yılının haziran ayında çıkacak. Türkiye'de ise 9 kitabı çevrildi.&lt;br /&gt;1-Suçlu Zevkler&lt;br /&gt;2-Gülen Ceset&lt;br /&gt;3-Lanetliler Sirki&lt;br /&gt;4-Kaçık Kafe&lt;br /&gt;5-Kanlı Kemikler&lt;br /&gt;6-Ölüm Dansı&lt;br /&gt;7-Yanmış Kurban&lt;br /&gt;8-Mavi Ay&lt;br /&gt;9-Karacamdan Kelebek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.kibo.com.tr/kibokatalog/prdimg.php?pid=456943&amp;amp;sizetype=300"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 286px;" src="http://www.kibo.com.tr/kibokatalog/prdimg.php?pid=456943&amp;amp;sizetype=300" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:Red;"&gt;SUÇLU ZEVKLER&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Doğru söylüyordu. Kapıyı kapatıp onu karanlık ve sıcak yolda bıraktım.Ölüleri diriltip yaşayan ölüleri huzura kavuşturuyordum. Yaptığım şey, kimliğim buydu. Eğer motivasyonumu sorgulamaya başlarsam, vampirleri öldürmeyi de bırakırdım. Bu kadar basitti. Bu gece motivasyonumu sorgulamıyordum, o zaman hala, bana verdikleri ismi taşıyan bir vampir avcısıydım. Ben Cellattım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruhun karanlık arzularını, Laurell K. Hamilton'dan daha iyi kimse bilemez. New York Times çok satanlar listesinin üst sıralarından inmeyen Hamilton, Suçlu Zevkler'de bizi Anita Blake ile tanıştırıyor. Anita, esmer, ufak tefek ama çok tehlikeli bir ölü diriltici ve vampir avcısı. Fakat şehrin en güçlü vampiri onun yardımına ihtiyaç duyunca, Anita en büyük korkusuyla yüz yüze geliyor: Karşısında kendi duyduğu açlığı Anita'da da uyandırıp onu baştan çıkartabilecek bir adam var.&lt;br /&gt;Karanlıkta sokaklarda bir köşeye sinmiş, avlanmayı bekleyen yaratıkların korktukları tek bir kişi var: Anita Blake...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetişkinlere yönelik bir Buffy the Vampire Slayer... Hareket hiç durmuyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.ilknokta.com/urun/G/76555.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 288px;" src="http://www.ilknokta.com/urun/G/76555.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:Red;"&gt;GÜLEN CESET&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Zombileri morga götürüp orada üzerinde testler yapmayı denemişlerdi ama küçük parçalar kaçıp olabilecek en garip yerlerde saklanmaya başlamıştı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Zombi yavaşça dönüp komedyene baktı; hareketleri acı veriyor gibiydi. Adamın gözleri zombiye kaydı, sonra seyirciye döndü, gülümsemesi geri geldi. Zombi ona bakmaya devam ediyordu. Bunun adamın çok hoşuna gitmediği belliydi. Onu pek suçlamıyordum. Ölüler bile kötü esprileri sevmezdi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anita Blake temposu bir an bile düşmeyen maceralarla boğuşuyor. Bir ölü diriltmek için bir milyon dolar teklif eden bir adamdan kurtulmak, ne olduğu belirsiz bir katil zombiyi bulmak ve şehrin yeni efendisi başvampir Jean-Claude'un çıkma tekliflerini atlatmak da bunlardan bir kısmı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.ilknokta.com/urun/L/53641.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 230px; height: 334px;" src="http://www.ilknokta.com/urun/L/53641.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:Red;"&gt;LANETLİLER SİRKİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çok korkuyordum; ama neden?&lt;br /&gt;Gitmem gerekiyordu ve ne kadar erken gidersem, eve o kadar erken dönecektim.Jean-Claude'un işleri kolaylaştırabileceğine inanabşlseydim. İşin içine o girince hiçbir şey kolaylaşmıyordu. Eğer bu gece ondan cinayetlerle ilgili bir şeyler öğrenirsem, bedelini öderdim, parayla değil. Görünüşe göre Jean-Claude'da ondan fazla vardı. Hayır, onun istediği, daha acı verici, daha mahrem, daha kanlıydı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anita Blake'in maceraları aynı hızla devam ediyor. New York Times en çok satanlar listesinin zirvesinden inmeyen yazar Laurell K. Hamilton, okuyucuları doğaüstü zevk ve acılarla tanıştırıyor. Yaşı yüz yılları bulan, aşırı güçlü bir vampirin şehre gelişi, bir savaşı kaçınılmaz hale getiriyor. Şehrin ruhu ve Anita'nın hayatı kazığın ucunda kalıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık sokaklarda bir köşeye sinmiş, avlanmayı bekleyen yaratıkların korktukları bir tek kişi var: Anita Blake...&lt;br /&gt;"Yetişkinlere yönelik bir Buffy the Vampire Slayer...Hareket hiç durmuyor."&lt;br /&gt;The New York Review of Science Fiction&lt;br /&gt;"Canavarca bir eğlence."&lt;br /&gt;Publishers Weekly    &lt;!-- / message --&gt;                   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.kitapokuyoruz.com/kapak/2735-Kacik-Kafe.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 258px;" src="http://www.kitapokuyoruz.com/kapak/2735-Kacik-Kafe.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:Red;"&gt;KAÇIK KAFE&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Lanet olsun,yaşıtlarımdan çıkacak birini bilebulamayan pek çok ladın tanıyordum. Richard'a kadar ben de onlardan birisiydim. Tamam, Jean-Claude beni bir yerlere götürürdü ama ben ondan kaçıyordum.Şehrin vampir Efendisi'yle sıradan birisiymiş gibi çıkmayı hayal bile edemiyorum. Onunla sevişmeyi hayal ediyordum ama çıkmayı edemiyordum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kafada iki olağanüstü olaylar uzmanı... Hem animatör, hem de vampir avcısı. Anita Blake. Kötülerle dolu dünyadaki iyilerden birisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anita yerel kurtadam sürüsünün liderine aşık oluyor. Bu güne kadar hayatta kalmıştı ama bu aşk ölümüne yol açabilirdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://static.ideefixe.com/images/181/181182_2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 201px; height: 248px;" src="http://static.ideefixe.com/images/181/181182_2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:Red;"&gt;ÖLÜM DANSI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Birisi beni öldürmeye çalışıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunda yeni bir şey yoktu ama birisi işin uzmanından yardım alıyordu...Neredeyse korkuyor olmayı dileyecektim. Korku sizi canlı tutardı; ilgisizlik tutmazdı.&lt;br /&gt;Dışarıda bir yerlerde, yarından itibaren, birisinin günlük yapılacak işler listesinde benim adım da olacaktı. Kuru temizlemeden kıyafetleri al, Anita Blake'i öldür."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anita ölüler kadar canlılarla da uğraşmak zorunda. Peşinde kiralık katiller de var. Jean-Claude, Richard Zeeman ve Anita Blake üçgenindeki ilişkile yeni bir aşamada. Kurtadam sürüsüne kim lider olacak? Hasta bir yaşlı vampir Anita'dan yardım istiyor...&lt;br /&gt;Okumaya başlamadan önce derin bir nefes alın!    &lt;!-- / message --&gt;                   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.hermeskitap.com/catalog/images/artemis975-8733-65-B_tn.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 199px; height: 262px;" src="http://www.hermeskitap.com/catalog/images/artemis975-8733-65-B_tn.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:Red;"&gt;YANMIŞ KURBAN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlam ve sert duruşlu kadın karakterlerden hoşlanıyorsanız, Anita Blake maceraları tam size göre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anita Blake bir Vampir Avcısı. İşin aslı o bir canavar avcısı. Gerçi bazen canavarlar da insan ve bazen Anita'da kendisinin onlardan biri olduğuna dair kuşkuya kapılıyor. Anita bizimkine çok benzeyen bir dünyada yaşıyor. Farksa şu. Gece ortaya çıktığı düşünülen şeyler tamamen gerçek. Vampirler, büyüler, zombiler, kurtadamlar, kılıktan kılığa giren yaratıklar... Bunların hepsi var ve Anita sürekli iş üstünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dur durak bilmeyen aksiyon, zeki konuşmalar ve buğulu seks sahneleriyle dolu bu Anita Blake romanının adı Anne Rice ve Tanya Huff hayranlarını da çekecek."&lt;br /&gt;Library Journal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir kundakçının yarattığı kavurucu alevler St. Louis'in ölmemişlerine ulaşınca, yok etmeye yemin ettiği o canavarları yanmaktan kurtarmak Vampir Avcısı Anita Blake'e düşer...&lt;br /&gt;Publishers Weekley&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tıpkı insan karakterler gibi üç boyutlu olan vampir ve kurtadamlar, asıl canavarların kim olduğunu merak ederken Anita'ya eşlik etmemize ve onlarla arasında gelişen kişisel ilişkilerin kendisini diğer insan meslektaşlarından nasıl soğuttuğunu anlamamıza yardımcı oluyor."&lt;br /&gt;Booklist&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.tulumba.com/mmTULUMBA/Images/bk/zBK344714EI867_250.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 250px; height: 250px;" src="http://www.tulumba.com/mmTULUMBA/Images/bk/zBK344714EI867_250.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:Red;"&gt;MAVİ AY&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delice bir tutkuyla bağlandığı sevgilisini arkasında bırakarak eski nişanlısına yardıma koşan vampir avcımız Anita Blake ile birlikte aşk ve sevgi bağları üzerine kafa patlatacağımız müthiş bir kurtarma operasyonu: Mavi Ay&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anita: "Richard bir alfa kurtadamdı. Tek ciddi kusuru da buydu. Onu birini yerken gördüğümde ayrıldık."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olursa olsun, insan eski nişanlısını kolay kolay unutamaz,aradaki bağ kopamaz. Anita Blake de gecenin üçünde, Jean-Claude'a aşık olmadan önce, yani bir zamanlar nişanlı olduğu Richard vesilesiyle arandığında, haberlerin iyi olmadığını sezdi. Görünüşe göre Richard tecavüzden içeri tıkılmıştı. Anita onun bir canavar olduğunu biliyordu ama sadece bu kadar, tecavüzcü olmadığına, olamayacağına da adı gibi emindi. Richard'ın masumiyetini kanıtlamak vazifesi artık Anita'nındı. Mavi ay yükselip de kurtadam için daha büyük belalar doğurmadan önce Anita tüm sorunları çözmeliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.kitapokuyoruz.com/kapak/2934-Karacamdan-Kelebek.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 179px; height: 250px;" src="http://www.kitapokuyoruz.com/kapak/2934-Karacamdan-Kelebek.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:Red;"&gt;KARACAMDAN KELEBEK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laurel K. Hamilton'ın yarattığı alternatif ve acayip dünyaya bir kez daha hoş geldiniz! Vampirler, kurtadamlar, kediadamlar, zombiler ve her türlü-her çeşit iğrenç sürüngen ipini koparmış geziniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anita Blake, Vampir Avcısı serisinin bu dokuzuncu macerasında akıl hocası Edward ile ortak çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anita'nın çetin cevizliği ve tutkulu kişiliği Karacamdan Kelebek'i canavarlarla dolu, kanınızı donduran bir okuma macerasına dönüştürüyor. New Mexico'nun güzel çölleri ve heybetli dağları eşliğinde seyreden, bu Aztek ritüeli tadındaki hikayeye doyamayacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Karacamdan Kelebek'te Laurell K. Hamilton iblislerle dolu, erotik bir dünya kuruyor. Seksi, sinirli, zalimlik dercesinde ironik yazım tarzı, okuyucuyu eşsiz bir ruh haline taşıyor. Hamilton'ın büyüleyici öykücülüğü de kesinlikle en üst seviyede. Romans, korku ve macerayı aynı kapta karıştırıyor ve ortaya çıkan şu: Müthiş bir eğlence!"&lt;br /&gt;Jayne Ann Krentz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Bayan Hamilton'ın fantastik ve gizem ile bir parça romans ve erotizmi karıştırdığı entrika dolu romanı son derece eğlenceli."&lt;br /&gt;Romantic Times&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çılgınlık, hayhuy, karmaşa ve yaşlı vampirler. Merkezde Anita Blake, ki her zaman zirvede...mükemmel!"&lt;br /&gt;The Magazine of Fantasy and Science Fiction    &lt;!-- / message --&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-1613446456038600046?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/1613446456038600046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/anita-blake.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1613446456038600046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1613446456038600046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/anita-blake.html' title='Anita Blake'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-7090287437249575896</id><published>2009-08-13T14:35:00.010+03:00</published><updated>2009-08-13T15:19:01.203+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yakın Plan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>MY DAD IS KILLER/ World's Most Killer Dad</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SoQDHGERJ9I/AAAAAAAAAEE/4Ar_iW4fXqA/s1600-h/DEXTER-Season-4-Poster.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 219px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SoQDHGERJ9I/AAAAAAAAAEE/4Ar_iW4fXqA/s320/DEXTER-Season-4-Poster.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369420076154955730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Dexter; Miami Metro Polis Departmanı için çalışan Adli Tıp Kan Analiz Uzmanı'dır. Kendisine ayırdığı zamanlarda ise bir &lt;span class="new"&gt;seri katil&lt;/span&gt;... Dexter'ın üvey babası Harry, Dexter'ı öldüreceği kişileri sadece katiller arasından, özellikle de yasadan kaçabilmiş olanlardan seçmesi konusunda yönlendirmiştir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Dexter hikâyesi ilk romanda;çocuk olarak komşularının evcil hayvanlarını öldürerek başladı. Harry onun öldürdüğü hayvanları bulup teşhis eder ve Dexter'ın bir sosyopat ,durdurulamaz bir öldürme ihtiyacının olduğunu fark eder. Harry, Dexter'in gidişatını durduramayacağını anlayınca, en azından onu daha doğru bir yola yönlendirmeye çalışır. Harry &lt;span class="new"&gt;üvey&lt;/span&gt; oğluna, dikkatli olmayı, titiz davranmayı ve becerikli bir katil olarak arkasında nasıl hiç &lt;span class="mw-redirect"&gt;ipucu&lt;/span&gt; bırakmadan öldürebileceğini gösterir.Dexter'a halk içinde yaşamasını, normal davranmasını, normal tepkiler vermesini ve sahte duyguları öğretir. Ayrıca Harry oğlu Dexter'a öldürmede kullanacağı etik kuralları öğretir ki bu kurallara Dexter, "the Code of Harry" (Harry'nin Kuralı) ismini koyacaktır. Kuralın merkez inancı, sadece kendisi gibi olanları, katilleri öldürmesini söyler. Tabi bu Kural'ın başka kurallarıda var. Örnek vermek gerekirse; 1 Numaralı Kural: yasadan kaç ve sakın yakalanma.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Dexter ilk kurbanını 19 yaşındayken elde eder. Harry, hastanede &lt;span class="new"&gt;damar tıkanıklığı&lt;/span&gt; sebebiyle ölmek üzereyken, Dexter'a bir hemşireyi öldürmesi için izin verir; çünkü bu hemşire hastalara normalden çok fazla morfin vererek onları öldürüyordu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Dexter'ın hayatında, polis memuru kız kardeşi Debra, kız arkadaşı Rita,Rita'nın iki çocuğu ve Astor and Cody bulunmaktadır. Dexter, onu düşmanı bellemiş Çavuş James Doakes'la kavga ederken, Dexter kendi 1'e 1 dövüşteki ustalığını, yeteneklerini sergiler. Bundan sonra Doakes, Dexter'ın lisedeyken &lt;span class="mw-redirect"&gt;jujitsu&lt;/span&gt; dersi aldığını öğrenir. Ayrıca Dexter'ın &lt;span class="new"&gt;Tıp Fakültesini&lt;/span&gt; birincilikle bitirdiğini, fakat bunu bırakıp adli tıp uzmanı olduğunuda öğrenir.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SoQEPndIdBI/AAAAAAAAAEk/CnHvOJUZoTY/s1600-h/dexter.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SoQEPndIdBI/AAAAAAAAAEk/CnHvOJUZoTY/s320/dexter.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369421322068194322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: left;"&gt;Kitapta da dizide de, Dexter ve abisi Rudy, Miami Florida'da bir konteynırın içinde 2 gün kapalı kaldıklarını anlatır. Polisler onları bulduklarında, kan gölünün ortasında, açlık ve susuzluk içerisinde oturuyorlardı. Cesetlerden birisi onların annesiydi. Dexter ve Brain'in tanıklık ettiği olay, ufak çaplı bir kokain satıcısının &lt;span class="new"&gt;elektrikli testereyle&lt;/span&gt; annesini doğramış olmasıydı. Brain çocuk esirgeme kurumuna giderken, olay yeri inceleme memuru olan Harry Morgan Dexter'ı evlatlık almıştı. Dexter yetişkin olup, olay yeri incelemeleri sonunda abisini bulana kadar, bir abisi olduğunu asla öğrenemedi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Romanda, Dexter'ın abisi Rudy olarak bilinir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Televizyon dizisinde annesinin adı &lt;span class="new"&gt;Laura Moser&lt;/span&gt;'dir. Üç kişi tarafından, çocuklarının gözleri önünde elektrikli testereyle öldürülmüştür. Babasının ismi &lt;span class="new"&gt;Joe Driscoll&lt;/span&gt; olarak geçmektedir. Her nasılsa, Joe Driscoll'un 30 yıl öncesine kadar varlığı hakkında hiçbir kayıt yoktur. Sadece Dexter çocukken bir kaza geçirir ve kan tipine uygun bir kişi bulunamaz, onun için Harry, Dexter'ın öz babası olan Joe Driscoll'u kan transferi için çağırır. Bunun sonucunda dexter babasına bir teşekkür kartı gönderir;fakat Dexter, Harry, Driscoll'u bu kan aktarımının gizlice yapılacağı konusunda uyarmıştır v&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SoQDaEIQaiI/AAAAAAAAAEM/PwD6QIneqWY/s1600-h/dexter-s04-poster.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 263px; height: 310px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SoQDaEIQaiI/AAAAAAAAAEM/PwD6QIneqWY/s320/dexter-s04-poster.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369420402052327970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;e Dexter da bu kanın nereden geldiği konusunda fikir sahibi olamamıştır. Bu durum, Rudy'nin Joe Driscoll'un evine bir elektrik tamiratçısı gibi gelip, kalp krizi geçirmesi için insülin enjekte etmesi sonucunda ölmesi ve mirasın Dexter'a kalmasıyla ortaya çıkar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki şimdi neden durup dururken dexter'ı anlatıyoruz. Dexter'ın 4.sezonu 27 eylül'de başlıyor bu sefer bizi kesinlikle ekranlara kilitleyecek birde olay kurgusu var. Hazır olun 3.sezondur acımasız bir katil olarak görülen dexter artık babalığa hazırlanıyor. Armut dibine düşer sözüyle aytaçıda anarak yeni bir katil mi doğuyor sorusu aklımıza geliyor. Posterlerde de görebileceğiniz üzere tatlı gibi görünen bir bebek ne kadar masum olacak? Sonuçta babasına bak oğlunu analiz et demişler atalarımız. Bu arada dexter hayranı olan kızlar bu sezon çok kanlı geçecek şimdiden uyaralım.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“&lt;span class="liinternal"&gt;&lt;em&gt;Dexter&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;” 4. sezonda Dex’in peşinden koşacağı yeni katili &lt;span class="liimdb"&gt;John Lithgow&lt;/span&gt;‘un canlandıracağı Walter Simmons karakteri olacak. Walter Simmons karakteri azılı bir seri katildir ve cinayetlerinde her defasında 3 kişiyi aynı anda öldürdüğü için “Trinity Killer” lakabını almıştır. Walter’ın Miami’ye taşınması ve 30 yıldır işlediği cinayetlerde hiçbir delil bırakmaması hem Dex’e ilham kaynağı olacak hem de Miami polis teşkilatının peşine düşmesine neden olacaktır. Ayrıca dexter 2 sezon daha öldürecek. Öldürsün ayrıca biz dexter taraftarıyız değil mi? Melek görünümlü şeytan aramıza geri dönüyor...&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" id="VIBzjGDCzu7JFD" width="425" height="339"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.movieweb.com/v/VIBzjGDCzu7JFD"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.movieweb.com/v/VIBzjGDCzu7JFD" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="339"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-7090287437249575896?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/7090287437249575896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/my-dad-is-killer-worlds-most-killer-dad.html#comment-form' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7090287437249575896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7090287437249575896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/my-dad-is-killer-worlds-most-killer-dad.html' title='MY DAD IS KILLER/ World&apos;s Most Killer Dad'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SoQDHGERJ9I/AAAAAAAAAEE/4Ar_iW4fXqA/s72-c/DEXTER-Season-4-Poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-2032659863987352315</id><published>2009-08-13T12:40:00.003+03:00</published><updated>2009-08-13T13:45:05.030+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Twilight (Alacakaranlık)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.itusozluk.com/img.php/06a7e83b3f5688fe33af3aaea783749130437/alacakaranl%FDk"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 247px; height: 367px;" src="http://www.itusozluk.com/img.php/06a7e83b3f5688fe33af3aaea783749130437/alacakaranl%FDk" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bazı alt türler evrim geçirmeye müsaittir. Hatta her 10 senede bir, yeni bir şekle girmeyi dahi ihmal etmezler. Ancak bazıları da öylesine geleneksel kalıplara sahiptirler ki bu tür bir değişime direnirler. Oldukları yerde kaldıkları gibi, zamanla da 'yenilik'lerini yitirip geriye doğru gitmeye başlarlar. Fakat kesinlikle vampirlerin evrim değiştirmesine karşıyım. Şimdiye kadar bütün filmlerdeki tabuları yıkmaya çalışan Alacakaranlık sadece bir hayal kırıklığı olarak sinema dünyasında yerini aldı. Romanların fanlarını arkasına alarak sanki sinema dünyasının en iyi filmi geliyormuşcasına galası yapılan film sadece gençlik/korku diye adlandırılan çoğunlukla hayal kırıklığı örneklerine sahip türe balıklama atladı. Vampirlerin gün ışığında parlayan son derece yakışıklı/güzel olduklarını savunan film bu da yetmezmiş gibi tabut ve kazıkın işe yaramadığını da savunuyor. Öncelikle bütün korku türlerinin bukalemun gibi şekilden şekile sokulabildiklerini, bu sebeple de ilgi çekici olduklarını belirtelim. Bu bağlamda hayalet, slasher, gotik, şeytan ve daha nice alt tür de 'yenilikçi filmler' ile onurlandırılıyor zamanı geldiğinde. Vampir alt türü ise belki bunların içinde en gelenekseli. Çünkü vampir mitinin temelinde aristokrasi var. O da ancak 17.-18. yüzyılda aktif olan bir sosyal sınıf. Yani aristokrasinin temsili olan &lt;strong&gt;Dracula&lt;/strong&gt; karakteriyle ya da vampir prototipini taşlamaya yönelik motiflerle yürüyor alt tür. Ayna, tabut, sarımsak ve haç; inançsız ve sadece geceleri sokağa çıkan yozlaşmış aristokratları temsil ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen bu tabuları normalmiş gibi birden yok etmeye çalışamazsınız. Çünkü türün gerçekten takipçileri kesinlikle bunu filme yakıştıramaz. Hatta filme vampir diyerek korku türünde algılamakta çok yanlış. İçinde az yoğun bir gerilim havası, orta aksiyon ve yüksek romantizim var. Film akıldan kızları tavlamaya çalışıyor. Bu yüzden çoğu sinema sitesinde deneyimli incelemeciler filmi kötü bulurken kandırılan izleyiciler 10 veriyorlar. İşşallah yazım en azından bir kandırılan izleyicinin uyandırılmasını sağlar. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.agbursa.com/etkinlikler/s-poster/alacakaranlik_1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 462px; height: 150px;" src="http://www.agbursa.com/etkinlikler/s-poster/alacakaranlik_1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;17 yaşında bir kız olan Bella'nın ('güzel' anlamına gelen ismi bile manalı) (&lt;strong&gt;Kirsten Stewart&lt;/strong&gt;), yeni geldiği okulun en yakışıklı çocuğuna aşık olmasını, klişeleşmiş motifleri de es geçmeyerek anlatıyor film görünüşte. Ancak bu klişelerin tamamını kullanırken okul atmosferini de gri bulutlarla sarıyor. Çünkü vampirler güneş olunca dışarı çıkamıyorlar. Bu sebeple de okul ortamı zaman zaman X-Men serisindeki mutant yetiştiren okulu andırdığı gibi, aslında güneşsiz ve soluk haliyle de bir yabancılaşma hissi yaratıyor. Bu arada belirmek isterim ki Kristen Stewart'ın oyunculuğu kitaptaki bella karakteri ile uyaşarak harikalar yaratırken Robert Pattison oyunculuk namına hiçbir kırıntı göstermiyor. Mtv ödüllerinde Alacakaranlık ödüllerin çoğunu alırken Milyoner'e ödül verilmemesi çok büyük bir ayıp olarak algılanmalı...&lt;br /&gt;Başarılı bir roman uyarlaması olabilir. Çünkü kitaptaki çoğu şey eklenebilmiş. Güzel bir gençlik romanı olan alacakaranlık serisini bütün gençlere tavsiye ederim.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.reyting.net/depo/resim/572-alacakaranlik-filmi-izle-2705.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 469px; height: 166px;" src="http://www.reyting.net/depo/resim/572-alacakaranlik-filmi-izle-2705.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Bunun dışında bizim gibi yaşlılar uzak dursunlar bunun yerine gençler beğeniyorsa bize laf düşmez diyerek işşallah böyle kötü filmlere devam edilmez diye umalım. Türlerin geleneksel yapısının bozulmamasını istemeyenlerin asla yaklaşmaması gereken filmlerinden biri. Vampir neree aşk nerede diye düşünenlerde filmden uzak dursun bunun dışındakiler izleyebilirler. 80'lerin &lt;strong&gt;"Karanlık Bastığında"&lt;/strong&gt;sı, 90'ların &lt;strong&gt;"Bıçağın İki Yüzü"&lt;/strong&gt;sü var ise 2000'lerin de &lt;strong&gt;"Alacakaranlık"&lt;/strong&gt;ı olacak, orası kesin. 10/4&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-2032659863987352315?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/2032659863987352315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/twilight-alacakaranlk.html#comment-form' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/2032659863987352315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/2032659863987352315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/twilight-alacakaranlk.html' title='Twilight (Alacakaranlık)'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-7585097575364058680</id><published>2009-08-12T16:42:00.004+03:00</published><updated>2009-08-12T17:07:40.442+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Ölüm Geçirmez- Bir Tarantino Sanatı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.indirmeden-filmizle.com/wp-content/uploads/2008/12/1225137264_267886zx8.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 183px; height: 228px;" src="http://www.indirmeden-filmizle.com/wp-content/uploads/2008/12/1225137264_267886zx8.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;'Bayağılık' ve 'estetik' kelimeleri yan yana durduğunda kulağa oldukça garip geliyor. Fakat böyle bir tamlamanın oluşmasına vesile olan isim &lt;b&gt;Tarantino&lt;/b&gt;'ysa garipsenecek bir durum yok. Çünkü ezber bozan bir isimden söz ediyoruz ve sinemanın şımarık çocuğunun yaptığı işlerin bir 'garip' olduğunu daha en baştan biliyoruz. Ha işte Ölüm Geçirmez'de kankisi Rodrigez ile başlattığı Grındhouse projesinin ilk ayağı ve yine bir Tarantino filmi. B tipi filmlere sevgi gösterisine dönüşen, dahası izleyiciyi bildik &lt;b&gt;Tarantino&lt;/b&gt; evrenine davet eden bir çalışma. Ben bu daveti kabul ettim ve iyiki de kabul etmişim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;"Ölüm Geçirmez"&lt;/b&gt; B tipi filmlerin koşullarından ileri gelen bir pespayeliğin izlerini sürüyor ve bir B filmleri güzellemesi halini alıyor. Filmin açılışından kapanış jeneriğine kadar bu tutum kolayca hissedilebilir. &lt;b&gt;"Ölüm Geçirmez"&lt;/b&gt;, söz konusu filmlerin 70'lerde popüler olmasından kaynaklı, o yılların havasını taşıyor. Oyuncuların giysilerinden filmde öne çıkan arabalara, jenerik yazılarının biçiminden çalan müziklere kadar birçok unsur 70'ler havası taşıyor. Şimdi oyun bozarlık yapabacağım fakat Tarantino her filminde yaptığı gibi şimdi de bilinçli hatalara başvuruyor. İyi de yapıyor temel olarak 70 ve 80 lerin b tipi filmleri alındığına göre oyuncunun kameraya bakması, bilinli hatalar ve bozuk beyaz çizgiler bizi tam bir nostalji gezisine sokuyor. Fakat bu filmde tarantino'nun sert şiddet ve kan kullanımı göremedim. Bunu eksi olarak yazmak  niyetinde değilim.&lt;br /&gt;Normal bir filmde bariz bir hata olacak bu davranış, &lt;b&gt;Tar&lt;/b&gt;&lt;b&gt;antino&lt;/b&gt;'nun filminde, B filmlerde amatör oyuncu kullanımına bağlı olarak doğan hatalara bir gönderme anlamını taşıyor.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img.mynet.com/ha2/olumgecirmez.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 462px; height: 169px;" src="http://img.mynet.com/ha2/olumgecirmez.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Zaten &lt;b&gt;Tarantino&lt;/b&gt; değil miydi ki, &lt;b&gt;"Jackie Brown"&lt;/b&gt;un (1997) bir sahnesinde mikrofonu neredeyse perdenin ortasında afişe eden? Yani &lt;b&gt;Tarantino&lt;/b&gt;, 'bilinçli hata'ları seviyor. Hikâye ve göstermeyi seçtikleri bakımından da film B filmlerine yaklaşıyor. Psikopat bir dublörün, genç ve güzel kızların peşine arabasıyla düşmesini anlatan &lt;b&gt;"Ölüm Geçirmez"&lt;/b&gt; oldukça sıradan ve basit bir öykü benimsiyor. Filmin göstermeyi seçtiklerine gelirsek de, B filmlerin istismar sinemasıyla olan ilişkisine değinmek faydalı olabilir. Zira B filmler, izleyici çekebilmek adına şiddet ve seks sahnelerini cömertçe kullanan, istismar sinemasının güzide birer parçası haline gelen yapımlardı. &lt;b&gt;Tarantino&lt;/b&gt; da filmde, abartıya kaçmasa da şiddete yer veriyor. Kadın konusuna gelirsek zaten kucak dansı bölümüyle yeterince doyuru bir cinsellik veriyor. Bu da yetmezmiş gibi her filminde olduğu gibi ayak fetişi olduğunu(cinsel anlamda kadın ayakları ilgisi çekiyor) gözümüze kadar sokuyor.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/3/36/Death_Proof_%C3%96l%C3%BCm_Ge%C3%A7irmez_ss1.jpg/320px-Death_Proof_%C3%96l%C3%BCm_Ge%C3%A7irmez_ss1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 511px; height: 157px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/3/36/Death_Proof_%C3%96l%C3%BCm_Ge%C3%A7irmez_ss1.jpg/320px-Death_Proof_%C3%96l%C3%BCm_Ge%C3%A7irmez_ss1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Oyunculuklara gelince hiç birinde sorun yok. Kurt Russell ve Rose McGowan oyunculuklarını konuşturmuşlar. Bunun yarı sıra bar sahnesinde Tarantino ve Eli roth'u görebilirsiniz. Zamparaları oynamışlar onlara pek sözüm yok. Ama ayrılmaz kankilerin her işini seviyorum.(Tarantino, Rodrigez, Takashi Miike ve Eli roth) Önceki filmlerinde sıkça başvurduğu üzere ekranı ikiye bölerek, bu yöntemle &lt;b&gt;Brian De Palma&lt;/b&gt; sinemasına el sallayan çağdaş sinemanın dahi çocuğu, burada da zaman zaman başka filmlere kimi zaman da kendi sinemasına göz kırpıyor. Filmin ikinci yarısında öne çıkan hikâyenin motivasyonunu sağlayan film &lt;b&gt;"Vanishing Point"&lt;/b&gt;ken (1971), &lt;b&gt;Tarantino&lt;/b&gt; arada &lt;b&gt;"Pretty in Pink"&lt;/b&gt;le (1986) de hafiften dalgasını geçiyor. Tarantino'nun kendi sinemasal dünyası içinde de küçük göndermeleri var filmin.Ölüm geçirmez gençliğimizin(70'ler) hatırlatan, bol göndermeli, kadınların sergilendiği şiddetin olduğu kanın azaltıldığı 120 dk'lık bir sinema nostaljisi... &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://g.mynet.com/i/194/6103_0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 294px; height: 195px;" src="http://g.mynet.com/i/194/6103_0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tarantino hayranlarının kaçırmaması gereken filmi ayrıca b-tipi filmleri seven sinema severlere tavsiye ederim. Fakat Tarantino'nun kadınları şiddette alet eden bir yönetmen olarak düşünüyorsanız ki düşünmeyin pek beğenmeyeceksiniz. Tarantino özüne dönmüş kesinlikle en iyi filmlerinden biri...Soysuzlar Çetesinde görüşmek üzere...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-7585097575364058680?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/7585097575364058680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/olum-gecirmez-bir-tarantino-sanat.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7585097575364058680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7585097575364058680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/olum-gecirmez-bir-tarantino-sanat.html' title='Ölüm Geçirmez- Bir Tarantino Sanatı'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-607907423261152676</id><published>2009-08-12T13:20:00.002+03:00</published><updated>2009-08-12T13:27:00.121+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Others (Diğerleri)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.stainlesssteeldroppings.com/images/others.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 237px; height: 177px;" src="http://www.stainlesssteeldroppings.com/images/others.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CUser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1026"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapelayout ext="edit"&gt;   &lt;o:idmap ext="edit" data="1"&gt;  &lt;/o:shapelayout&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;Grace isimli bir kadın iki çocuğuyla Jersey'de bir mansiyonda kalır, tarih: ikinci dünya savaşının sonları. Kocasının savaştan dönmesini bekler, çocukları hastadır, güneş ışığına maruz kalırlarsa hastlanırlar. Burada tuhaf, neredeyse dinî kurallarla yaşarlar ("bir kapıyı kapatmadan ötekini açma!"). Daha sonra, Grace çeşitli hizmetkârları oraya çağırır ve herşey değişir. Alejandro Amenábar'ın bu ilginç filminin başrolünde Nicole Kidman var. Diğerleri filminden bahsediyorum acaba halen bu filmi izlemeyen ve adını duymayan var mı? Bana göre hayatımda izlediğim en iyi gerilim filmlerinden biridir “diğerleri”&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;Kan, vahşet, şiddet, küfür hiçbiri yok ama gerilim son noktada. Oyuncu sayısı az mekân kullanımı kısıtlı üstelik kısıtlı mekân kılanlımı yönetmenlerin işini kanımca daha çok zorlaştırır fakat bunun altında gerek yönetmen gerekse oyuncular başarı bir şekilde kalkmış. Ne kadar övsem azdır. Özellikle sonuna bayılıyorum. Her şey çok güzel tasarlanmış. Oyuncular süper. Ve bence başlı başına bir başyapıt. Gerilim filmlerinin alışılmış klişeleri vardır ve klişe oldukları için de izlerken gerilmeniz çok zordur. İşte yönetmen bu klişeleri çok iyi kullanabilmeyi başarmış, İzleyiciyi oturduğu yere resmen çivileyebiliyor. Hani şu son anda yüzünüze inen yumruk bu filmde de var. Bence tüm ayrıntılar çok iyi kullanılmış. Özellikle kurgu ve atmosferi kusursuz yaratabilen nadir filmlerden biridir.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SoKYYmahBnI/AAAAAAAAAD8/LjKzyQuB2mI/s1600-h/claudia.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 523px; height: 149px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SoKYYmahBnI/AAAAAAAAAD8/LjKzyQuB2mI/s320/claudia.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369021254175098482" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Sıradan bir hayalet öyküsünü kültler arasına yazacak kadar başarılı… Filme ağırlık veren ” karanlık” unsuru, gittikçe kasvetin ağırlaştığı beklenmedik anlarda sessizliğin içinde nerden geldiği belli olmayan sesler, beklenen anlarda ise belirginleşen sessizlik, gizem perdesini katlayarak artırır. “Ses” e anlam yüklemek, “görsel” olana anlam yüklemekten çok daha ürkütücüdür ve yönetmen bunu çok iyi kullanır.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;Şilili yönetmen Alejandro Amenábar'ın yazıp yönettiği 2001 çıkışlı "The Others", klasik korku / gerilim filmi senaryosuna rağmen Nicole Kidman'ın başarılı performansıyla türünün en iyi örneklerinden biri olmayı başardı. Aşağıda filmin unutulmaz repliklerinden örnekler ekledim…&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i25.tinypic.com/2vw8qhj.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 516px; height: 152px;" src="http://i25.tinypic.com/2vw8qhj.png" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;em&gt;”Bu ev bir gemiye benzer. Işığın su gibi içeri girmesini engellemek için kapıları ve perdeleri sürekli kapalı tutmalıyız!”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/em&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;em&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;”Annemiz hayaletlerle ilgili yazılan her şeyin saçmalık olduğunu söylüyor, sonra da İncil’de yazılan her şeye inanmamızı istiyor.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/em&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;em&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;”Filmlerim benim cevaplarım değil, sorularımdır.”&lt;/em&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-607907423261152676?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/607907423261152676/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/others-digerleri.html#comment-form' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/607907423261152676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/607907423261152676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/others-digerleri.html' title='Others (Diğerleri)'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/SoKYYmahBnI/AAAAAAAAAD8/LjKzyQuB2mI/s72-c/claudia.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-6809731270024425045</id><published>2009-08-11T17:42:00.002+03:00</published><updated>2009-08-11T17:48:52.419+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Dehşet Treni</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.filmafis.com/wp-content/uploads/2008/10/dehset-treni-2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 183px; height: 262px;" src="http://www.filmafis.com/wp-content/uploads/2008/10/dehset-treni-2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CUser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1026"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapelayout ext="edit"&gt;   &lt;o:idmap ext="edit" data="1"&gt;  &lt;/o:shapelayout&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;strong&gt;“Candyman”, “Hellraiser”, “Nightbreed”&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;“Lord of Illusions”&lt;/strong&gt; gibi kültleşmiş korku filmlerinin arkasındaki usta yazar Clive Barker’ın kısa hikâyesinden uyarlanan filmde yönetmenlik koltuğunu Ryuhei Kitamura dolduruyor. Film, bir kiralık katil hikâyesi gibi &lt;strong&gt;‘Toolbox Murders’&lt;/strong&gt; ekolünü andırarak başlasa da, zamanla cehennem kavramıyla içli dışlı metafiziksel bir tür örneğine dönüşüyor. Yani her Barker filmindeki gibi nasıl bir mekânda ve alanda olduğumuzu asla tahmin edemediğimiz şaşırtıcı bir dünya sunuyor.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;Sinemada kaçıranlar DVD’de izleyebilirler. Senaryo iyiydi aslında filme özen gösterilseydi daha iyi olabilirdi. Sonu içinde başka alternatif düşünülemezdi bence sıra dışı bir durum olması gerekti düşünsenize cesetler bunca kan nereye gidiyor nasıl temizleniyor yani tam saçma sapan olacaktı sonun o şekilde bağlamasalardı. Neyse ben hemen sonuna doğru gittim. Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse New York’lu fotoğrafçı Leon, sanat galerisi sahibi &lt;strong&gt;Susan Hoff&lt;/strong&gt;’un etkisiyle daha gayretle çalışmaktadır. Bir seri katille yolları kesişen &lt;strong&gt;Leon&lt;/strong&gt;, insanlığın karanlık tarafına şahit olmaya başlayacaktır. Geceleri metrolarda seri cinayetler işleyen Mahogany, kurbanlarını korkunç şekilde parçalara ayırır. &lt;strong&gt;Leon&lt;/strong&gt;’un &lt;strong&gt;Mahogany&lt;/strong&gt;’e olan ilgisi, onu metroların içine ve şeytanın ta kendisine doğru çeker. Son zamanlarda korku sineması büyük bir senaryo sıkıntısı içerisindeyken Clive Barker’ın kan kitaplarındaki hikâyelerin beyazperdeye aktarılması zekice fakat bu hikâyeler kesinlikle amatör yönetmenlerinin eline verilmemeli böyle olunca güzel bir hikâyeden kötü bir film izliyoruz. Sonuçta zarar Clive Barker’a dönüyor. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.yazarokur.com/blog/dehset_treni.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 519px; height: 168px;" src="http://www.yazarokur.com/blog/dehset_treni.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Filmi beğenmeyenler kitabı satın almayı bile düşünmüyor. Son zamanlarda beyazperdeye uyarlanan Clive Barker öykülerine bir yenisi daha eklendi. “Midnight&lt;span style="color:silver;"&gt; &lt;/span&gt;Meat&lt;span style="color:silver;"&gt; &lt;/span&gt;Train” ve “Book&lt;span style="color:silver;"&gt; &lt;/span&gt;of&lt;span style="color:silver;"&gt; &lt;/span&gt;Blood“‘dan sonra kendisinin bir başka öyküsü olan “Dread” Anthony Diblasi tarafından filme çekildi. Bu haberi de verdiğime göre artık filmi inceleme başlayabilirim.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;İyi korku filmi yapmak için ekranı kana boyamak tek yeter şart olmamalı diye düşünüyorum. Karakterler ekrana iyi yansıtılmalı ve kurgu ustaca yaratılmalıdır. Kanlı sahnelere özen gösterirken her türlü Ayrıca hikâyeyi okumak isteyenler ilk kan kitabının içinde hikâyeye ulaşabilirler. Hikâyelerin çoğu homoerotiktir. Fakat bunlar filmlerine pek yansımamıştır. Bu da bence iyi ki yansımamış. Çünkü dinci kesimden sert tepkiler alabilirdi. Sonuçta bu korku filmi kıtlığında (iyi korku filmi anlamında) size hoş vakit geçirebilecek bir gerilim filmi olarak görmeniz doğru olacaktır. Çünkü asla korku demek balyozla kafa dağıtmak değildir. Böyle filmler yüzünden korkunun yanlış anlatılması sonucunda korkuya insan tedirgin bakıyor. Clive Barker başarılı bir yazar eminim ki onun hikayeleri ve romanları çoğu filme konu olmaya devam edecektir.   &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img257.yukle.tc/images/361Dehset_Treni_-_Caps_3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 576px; height: 151px;" src="http://img257.yukle.tc/images/361Dehset_Treni_-_Caps_3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-6809731270024425045?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/6809731270024425045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/dehset-treni.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6809731270024425045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6809731270024425045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/dehset-treni.html' title='Dehşet Treni'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-6665965066202167403</id><published>2009-08-10T18:25:00.003+03:00</published><updated>2009-08-10T18:30:42.807+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Mistik Olay</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.filmkultur.net/Upload/1318/M/123632399_BadDyKGYOlSxPoIg6ptTJ9Fq3GPPtNxXJrCN8HLViJcb3dMC.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 215px; height: 313px;" src="http://www.filmkultur.net/Upload/1318/M/123632399_BadDyKGYOlSxPoIg6ptTJ9Fq3GPPtNxXJrCN8HLViJcb3dMC.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CUser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1026"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapelayout ext="edit"&gt;   &lt;o:idmap ext="edit" data="1"&gt;  &lt;/o:shapelayout&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;Altıncı histen sonra shyamalan beni çoğu filmde etkileyen yönetmenlerden biriydi. Altıncı histen sonra performansında düşüş olduğundan bahsedilen yönetmen mistik olay filmi ile bütün eksiklerini tekrar toparlamayı başardı. &lt;b&gt;"Mistik Olay"&lt;/b&gt;ın (&lt;b&gt;"The Happening"&lt;/b&gt;, 2008) bol bol tartışma yaratacağı kesin ancak genel anlamda gişede ve eleştirmenler nezdinde büyük başarıya ulaşmayacağını da rahatça görmek mümkün. Her &lt;b&gt;Shyamalan&lt;/b&gt; filmi gibi burada da konudan çok fazla bahsetmemek gerekiyor aslında, ama fragmanları görmüş olanlar, garip bir şekilde kitleler halinde toplu intiharların yaşandığı ürkütücü manzaralardan haberdardır. İşte bu noktada, ilişkileri sorunlu bir dönem geçiren fen öğretmeni Elliott ile Alma'nın bir nevi kaçış öyküsünü görüyoruz. Aslında tam olarak kaçış demek ne kadar doğru bilinmez, zira neyden kaçıldığı hiçbir zaman kesin 'bilimsel' verilerle ortaya çıkmıyor. O yüzden 'hayatta kalmaya çalışma' demek daha doğru olacaktır. &lt;b&gt;"Mistik Olay"&lt;/b&gt; içerdiği bu belirsizlik duygusuyla aslında bir paranoya öyküsü anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;Son derece tedirgin edici bir atmosfere sahip olan filmin karakter yaratımının da pek başarılı olmadığını söylemek doğru olur. &lt;b&gt;Hitchcock&lt;/b&gt;’a yakın atmosfer yaratımı açısından da filmi izlerken hep aklıma kuşlar filmi geldi. Yine de bu filmi hiçbir filme benzetmeden izlemek gerekir diyerek bu kanımdan vazgeçtim. &lt;b&gt;"Mistik Olay"&lt;/b&gt; daha çok tekinsiz, sessiz ve sakin atmosferiyle seyirciyi etkilemeye çalışan bir gerilim. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i37.tinypic.com/t6rort.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 522px; height: 160px;" src="http://i37.tinypic.com/t6rort.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aslında illâ da bir benzerlik kurulacak olursa yönetmenin 2002 tarihli numarası &lt;b&gt;"İşaretler"&lt;/b&gt;i (&lt;b&gt;"Signs"&lt;/b&gt;) referans göstermek daha doğru olabilir. Çevresel olaylar, çekirdek aile meselesi, insanlar arası ilişkiler gibi temalar burada da kendisini hissettiriyor.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b&gt;"Mistik Olay"&lt;/b&gt; sonuç olarak hiçbir şekilde efekt veya süslü ışık kullanımları ya da kamera hareketleri olmadan sakin bir şekilde öykünün içindeki tekinsizliği veren ve bu bağlamda hareketli bir korku bekleyenleri de hayal kırıklığına uğratabilecek bir yapım. Anlatım gücünü arkasına alarak kıyamet teorisine benzer senaryosuyla etkileyici bir film… Sinemada belirsizliği ve tekinsiz atmosfer filmlerini sevenler, kesimlikle bu filmi izlemeliler. Bunun dışında “izlemeyin” dedirtecek bir şeyi yok gibime geliyor. Ne kadar çok tepki alsa da o kendi alt türüne yaratmaya çalışan yönetmenlerden biridir. Nefis bir paranoya filmi kesinlikle izleyin. Çayırlada inthar eden kırsal kesimin vahşi insnlarının karanlık yüzlerini görmek istemisiniz?&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-6665965066202167403?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/6665965066202167403/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/mistik-olay.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6665965066202167403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6665965066202167403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/mistik-olay.html' title='Mistik Olay'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i37.tinypic.com/t6rort_th.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-4555810726994351405</id><published>2009-08-10T13:08:00.004+03:00</published><updated>2009-08-10T18:32:06.301+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Tepenin Gözleri 2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.sineport.com/poster/2007/Hills_Have_Eyes_2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 259px; height: 374px;" src="http://www.sineport.com/poster/2007/Hills_Have_Eyes_2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçen sene izlediğimiz, 1977 tarihli, &lt;b&gt;Wes Craven&lt;/b&gt; imzalı kült filmin yeniden yapımı olan &lt;b&gt;"Tepenin Gözleri"&lt;/b&gt; (&lt;b&gt;"The Hills &lt;/b&gt;&lt;b&gt;Have Eyes"&lt;/b&gt;, 2006), çölde mahsur kalan ve bir grup mutantın hışmına uğrayan bir aileyi odağına alıyordu. Söz konusu film, mutantların oluşmasında açık bir şekilde Amerikan devletini suçlaması, liberal-muhafazakâr çekişmesinde liberallerin yanında durması ve 'kutsal' Amerikan ailesinin altını oyması bakımından önemliydi; film sözünü net bir şekilde söylüyor, masaya yumruğunu koyuyordu. Bu filmin devamı olan &lt;b&gt;"Tepenin Gözleri 2"&lt;/b&gt; (&lt;b&gt;"The Hills Have Eyes 2"&lt;/b&gt;, 2007) ise, başlarda ilk filmin izinden gideceğini hissettirmekle birlikte, sonlara doğru kendini şiddetin cazibesine kaptırarak istismar sinemasında kendine güzide bir yer edinmeye çalışıyor. Amerikan hükümetin tepkisi almış olmalı ki bu ikinci bölümdü birazda olsa Amerikan Propagandası yapmaya çalışarak kendini affedebileceğini sanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci filmin senaryosunu yazan Craven'nin bu kadar kötü bir senaryo yazabileceğini düşünmemiştim. Filmin başlangıç bölümünde insan ilk film gibi başarılı bir yapım beklesede, maalesef amerikan ordusunun aksiyon sahnelerini göstererek filme hava katılmaya çalıştığını görünce zaten film bas bas bağırıyor "Benim hiç iyi yönüm yok kendime güçbulmaya çalışıyorum" Bir 3. filmden umudumu bu film yüzünden kestim. Daha başarılı birşeyler ortaya çıkabilecekten, resmen filmi baltalamışlar. İstismar sineması havasınıda yakalayamamış bu sefer. Beklentilerimi yüksek tutarak izledikten sonra üzülerek filmi bitirdi. Kan ve revan ikinci filmden eksik kalmamış hatta cinsellik bile koymuşlar.&lt;b&gt;"Tepenin Gözleri 2"&lt;/b&gt;de yine mutantlarla yüz yüze gelen bir grup insan var. Fakat bu sefer zorlu bir sınavdan geçecek olan kişiler bir ailenin bireyleri değil, ordu mensubu askerler. Film söz konusu askerlerin gerçekleştirdiği bir tatbikat sahnesiyle başlıyor. Bu tatbikat sırasında 'Kandahar' tabelasını görüyoruz. Yani askerlerin Amerika'da eğitimlerini tamamladıktan sonra Afganistan'a –ya da Ortadoğu'da bir yere- gidecekleri ima ediliyor. Bununla birlikte film, Amerikalıların zulmüne uğrayan Ortadoğularla, Amerika'nın nükleer denemeleri sonucu ortaya çıkan mutantlar arasında bir benzerlik kurmaya çalışıyor sanki. Yani her iki coğrafyada oluşan 'saldırgan' tarafın –Ortadoğu'da intihar saldırıları düzenleyen Iraklılar, Amerikan çölünde ise kana doymayan mutantlar- Amerika'nın bizzat kendi eylemleri sonucu meydana geldiğine işaret ediyor. Bu seferde kanlar oluk, oluk akmaktan çekinmiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.fidafilm.com/images/film2/hillshave2/big/01.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 497px; height: 157px;" src="http://www.fidafilm.com/images/film2/hillshave2/big/01.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Karakter çizmekte, hikaye anlatmakta ve her türlü kulvarda ilk filmşn kilometrelerce gerisinde kalan yapımın tek iyi yönü sunduğu hayli güçlü grafik şiddeti ile bir o kadar sinir bozucu müziği olsa gerek. İlk filmden daha başarılı müziğini tebrik ederim. Ama yine de normal bir korku filmi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-4555810726994351405?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/4555810726994351405/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/tepenin-gozleri-2.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4555810726994351405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4555810726994351405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/tepenin-gozleri-2.html' title='Tepenin Gözleri 2'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-7099547111086964392</id><published>2009-08-09T14:05:00.003+03:00</published><updated>2009-08-09T14:24:32.831+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Çıkış Yok</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.collider.com/uploads/imageGallery/Stuck/stuck_movie_poster.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 180px; height: 270px;" src="http://www.collider.com/uploads/imageGallery/Stuck/stuck_movie_poster.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şiddet dolu hikayesini umulmadık bir karakterin üzerinden anlatıyor. Genç ve şefkatli Brandi, yaşlılar evinde fedakarca çalışan, tek başına hayat mücadelesi veren narin ve güzel genç bir kadın. Yaşlılara yaklaşımı o kadar saygılı ve merhamet dolu ki, onların tüm bakımını üstlenmekten, hatta altlarını temizlemekten bile çekinmiyor. Brandi’nin bu çalışma stili yöneticisinin de gözünden kaçmıyor ve onu terfi ettirmek için kolları sıvıyor. İşte Brandi, böylesine sıradan bir hayatın içinde, düzgün yol almaya çalışan, bunu da aslında başaran biri. Böyle bir yapıdan, yıkıcı bir şiddetin çıkması olanaksız görünüyor değil mi? Ama öyle olmuyor. Brandi bir akşam eve dönerken arabasıyla çarptığı  Tom’u, değil tedavi için hastaneye götürmek, evinin garajına hapsederek, ölüme terk ediyor. Evsiz ve kimsesiz olan Tom, ağır yaralarına rağmen ölmüyor  ve bu durum Brandi’yi daha da çıldırtıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgün bir hikayesi var.Her ne kadar arada gerçeklikten uzaklaşmış olsa da böyle bir film için o kadarınıda gözden gelmek gerekir. Filmdeki en büyük yanlış Mena Suvari...Bunun dışında oyunculuklara sözüm yok çünkü, güzel ve farklı bir gerilim senaryosuna sahip olması Çıkış yok filminin bütün eksiklerin kapatıyor. Belki ufak tefek mantık hataları vardır. Fakat gözüme mantık hataları çarpmadılar.   Akıcı olmadığı doğru fakat zaten bir aksiyon filmi değil bu yüzden sabırın bir erdem olmadığını düşünenlere uygun bir yapım değil. Michael Haneke filmlerine yakın bir anlatımı var. Korku türünden çok dramatik yanı ağır basan ağır bir gerilim değil. Fakat film bittikten sonra insanın kendisin sorgulaması gereken yapımlardan biri. Şiddet duygusunun en derinlerine inmeye çalışan deneysel bir film olarak gördüğümden o kadar çok şey beklemenizi dilerim. Hatta bağımsız bir yapım olarak hakkını veriyor. Film, ikilinin insanlık ve ilkellik arasında verdiği yaşam mücadelesi üzerinden ilerliyor. Korku ve gerilim filmlerinin yönetmeni &lt;strong&gt;Stuart Gordon&lt;/strong&gt;, hikayesini felsefi bir zemine oturturken, gerilim sinemasının klişelerini kullanarak da seyircinin heyecanını taze tutuyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.bloody-disgusting.com/images/features/stuck/stuck3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 550px; height: 174px;" src="http://www.bloody-disgusting.com/images/features/stuck/stuck3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bittikten sonra düşünmek, izlerken şaşırmak isteyenler izleyebilir. Farklı yapısı var bunun üstünde durmak lazım ve kesinlikle mısırpatlağı bir film değil. Felsefik temalı filmlerden hoşlanmıyor. Ve gerilim sineması hayranlarından değilseniz size pek birşeyler vaat edemeyecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-7099547111086964392?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/7099547111086964392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/cks-yok.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7099547111086964392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7099547111086964392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/cks-yok.html' title='Çıkış Yok'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-4211034545645060411</id><published>2009-08-07T12:24:00.007+03:00</published><updated>2009-08-07T12:57:49.499+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haberler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yakın Plan'/><title type='text'>Sitemizdeki Yenilikler...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/Snv6lH-vKgI/AAAAAAAAAD0/N4WAiMnlFlk/s1600-h/zoom.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 259px; height: 178px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/Snv6lH-vKgI/AAAAAAAAAD0/N4WAiMnlFlk/s320/zoom.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367158896646367746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çok kısa bir zamanda yavaşça güzel bir blog haline gelmeye başladık. Bu kulvarda gerek tasarım açısından gerek içerik bize yardım eden bütün arkadaşlarıma teşekkürler ederim. Benim bu kulvarda zorladığım konu belli bir kitleye ulaşmaktı. Çünkü korku filmleri ve korku edebiyatı gerek eskilerimizden "öcü" ya da "ahlaka aykırı" olarak görülmesi şuan bile ziyaretçi ve üye çekmekte bizi zora sokuyor. Fakat yine de şuan adını syabildiğim doğa, benay, bilge, aytaç, neslihan, nuray,mehbup ve birçok kişiye teşekkür ederim. Sizin sayenizde hem isteğim hemde bloxoo'da istediğim yere geliyorum. Takip ettiğim blog listesinde(sol taraf) siteme girip blogu olduğunu göremeyenler üzülmesin ya çünkü ben gözden kaçırmışımdır. Bütün blogları severim. Hepsine önem veririm. Gerçek korku sever arkadaşlarınızı bizim siteye yönlerdirirseniz sevinirim. Size yerinde bir örnek olmasa da Amerika'da bir çok korku içerikli site varken ve bunlar ilgi çekerken türkiye'de korku içeriği bulunan başlı başına çok az site var. İsterseniz sayayım.&lt;br /&gt;Ötekisinema,Korkusitesi, gerilimhatti(Korkusitesine katıldılar), korku tüneli(güncelleme çok az) korku.org(Güncelleme yok) Beneaththeground(işşallah devam edeceğiz) Sineyorum(Güncelleme az) , korkufilmi,iyikotufilm ve unuttuğum bir çok site...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sitemizdeki yeniliklerden bahsetmek gerekirse replikler bölümü açıldı. Yukardaki menüden girebilirsiniz. Korku filmlerindeki unutulmaz replikleri oraya yerleştirdik. Dün parmaklarımın ağrımasına neden olan forumumuz açıldı. İçeriğide hazır ve sizi bekliyor. Hiç haberini duyamadığınız filmler bile var. Korku severleri orayada yönlerdirirseniz seviniriz. İstila güncesi bölümümüz zombistan çizgi romanın bölümüdür. Özellikle gülmek isteyenler uğrayabilir. Bunun dışında kendimi tanıttığım hakkımda bölümü ve siteyi tanıttığım işleyiş bölümünü açtım. Aklıma yeni fikirler gelirse bunlar devam edecek.&lt;br /&gt;Ben sitemden memnunum çünkü blogger'dan korku sitesi yarattım. Bunu başarabildim. Ne kadar zor olduğunu tahmin ediyorsunuzdur. Wordpress'ten korku sitesi yaratmak daha kolay fakat biraz maliyetli...İyi geceler.... :)&lt;br /&gt;Anne aytaç saçımı çekiyor :)))&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/Snv50VX4hRI/AAAAAAAAADk/Ng0ilVSiy8U/s1600-h/DSC03361.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 544px; height: 144px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/Snv50VX4hRI/AAAAAAAAADk/Ng0ilVSiy8U/s320/DSC03361.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367158058427909394" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-4211034545645060411?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/4211034545645060411/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/sitemizdeki-yenilikler.html#comment-form' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4211034545645060411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4211034545645060411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/sitemizdeki-yenilikler.html' title='Sitemizdeki Yenilikler...'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/Snv6lH-vKgI/AAAAAAAAAD0/N4WAiMnlFlk/s72-c/zoom.gif' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-7703291950788610144</id><published>2009-08-06T19:54:00.003+03:00</published><updated>2009-08-06T19:59:24.032+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Küçük Denizkızı Ponyo</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://sinema.nkfu.com/images/kucuk-deniz-kizi-ponyo.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 213px; height: 296px;" src="http://sinema.nkfu.com/images/kucuk-deniz-kizi-ponyo.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CUser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} span.adsmartlinkr4362r 	{mso-style-name:adsmartlinkr4362r;} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;Hayao Miyazaki çoğunlukla filmlerinle bana o şirin ve mutlu çocukluğumu anlatan bir yönetmendir. Bütün filmleri çok severim. Aslında ben Japon yapımı animeleri(Bizim tabirimizle animasyonları) severim. Halam sayesinde bu adamın filmleriyle tanışmış. İlk izlediğimde sıkılmıştım. Ama yaşım büyüdükçe ve bu adamı izlemeye devam ettikçe bir çok dizisini izlerdim çizgi filmlerini fakat o zamanlar hiç yönetmenlerin adlandırana bakmazdı. Adları bana saçma gelirdi. Çok Japon şiddet filmlerini izliyorum diye annem bana Japonların çocuk etlerini küçük sopalar ile yediklerini söylediklerinde korkmuştum. Fakat miyazaki’nin dizilerinin veya filmlerinin hepsi harikaydı. Özellikle yarattığı dünya yani atmosfer büyüleyici ve nefes kesiciydi. Bıraksalar sırf o atmosferi ve ustaca renk kullanımı 10 saat izlerdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karakterlere yorumları ve hikâye anlatımında bir ressam gibiydi. Sanatsal tablolar çıkartır önümüze koyardı. Spirited Away (Ruhların Kaçışı) filmi En İyi Animasyon Oscar Ödülü’nü aldığında, Batı ve tüm &lt;span class="adsmartlinkr4362r"&gt;dünya&lt;/span&gt; gözünü Miyazaki harikalarına 'sonunda' çevirdi. Ruhların kaçışı filmi 5 kere izlemiştim. Her izleyişim filmi daha çok sevdiriyordu. Küçük Denizkızı Ponyo, kendi ülkesi Japonya’da Kara Şövalye'nin (The Dark Knight ) vizyona girdiği zamanlarda onu tüm dünyada kırdığı rekorlara rağmen kendisinin gerisinde bıraktırdı. Öğrendiğime göre anime ödüllerini çoğunu topladı. Zaten hak ediyordu. Amerikan yapımı animasyonlara izlerken aslında en iyi animasyonlar olan Japon animelerini görmüyorduk. Bu da belli oluyor. Deniz kızı Ponyo türkiye’de istediği hasılatta ulaşamıyor. Zaten festivalde gösterilen bütün filmlerin kaderi bu olsa gerek. Animenin konusundan bahsetmek gerekirse;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://91.93.103.35/starfoto/2009/07/23/596/b/resim10361.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 500px; height: 152px;" src="http://91.93.103.35/starfoto/2009/07/23/596/b/resim10361.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Okyanusun derinliklerinde yaşayan, fakat insan olmak isteyen bir denizkızı, babasının krallığından kaçıp &lt;span class="adsmartlinkr4362r"&gt;deniz&lt;/span&gt;yüzeyine çıkar. Burada 5 yaşındaki Sosuke ile tanışan küçük denizkızı, onunla arkadaş olur. Sosuke ona Ponyo adını verir ve kısa sürede ikisi de birbirlerine ısınır. Ama deniz hayatının da kuralları vardır. Bir denizkızının yüzeye çıkması, okyanusun dalgalarını coşturup tisunamiye sebep olur ve ekolojik denge bozulur. Eğer Sosuke onu gerçekten seviyorsa her şey yoluna girecek, Ponyo da bir insana dönüşecek ve babası da onun yolundan çekilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde müzik ve renk kullanımı harika zaten Miyazaki bütün kazandığı deneyimini ve tecrübesini bu filmde gösteriyor. Fakat yine de bir şeyler eksikti. Ama neydi bundan tam olarak emin değildim. Seslendirmede bir sorun yoktu. Grafikler harikulade idi. Okyanusun dibindeki renkli dünya harika tasvir edilmişti. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://divxplanet.com/local_photos/17221/Gake-no-ue-no-Ponyo-519798.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 531px; height: 134px;" src="http://divxplanet.com/local_photos/17221/Gake-no-ue-no-Ponyo-519798.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Belki daha iyi mekan tasarımları ve grafik beklerdim. Fakat çoğu kişiye göre okyanustan gönderebilecek göndermelerim çoğuna başvurmamasıydı. İnsanlara ve çocuklara öğüt verebilecek en iyi filminde bu şansı elinden kaçırmış. Belki de bunu yapsaydı. Filmi daha çarpıcı olabilir. Tatlı ponyo ikle harika ve büyüleyici zamanlar geçirebileceğimiz. 2009 yılında izlediğim en iyi filmlerden biriydi. Fakat en iyisi değildi. Belki de hayranı olduğum bu yönetmenden daha iyi şeyler beklerdim. Bir de diyorum ki acaba bu film Takashi Miike’ın elinde ne hallere dönebilirdi. Başarılarının devamını diliyorum. İyi seyirler. Kesinlikle en iyi Miyazaki filmi…  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-7703291950788610144?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/7703291950788610144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/deniz-kz-ponyo.html#comment-form' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7703291950788610144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/7703291950788610144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/deniz-kz-ponyo.html' title='Küçük Denizkızı Ponyo'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-3198564689669356423</id><published>2009-08-06T15:58:00.002+03:00</published><updated>2009-08-06T16:02:43.047+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Cehenneme Bir Adım</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.sinematurk.com/images/film/15866_1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 224px; height: 263px;" src="http://www.sinematurk.com/images/film/15866_1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CUser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1026"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapelayout ext="edit"&gt;   &lt;o:idmap ext="edit" data="1"&gt;  &lt;/o:shapelayout&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;Kesinlikle çok kaliteli bir senaryo ve o klostrofobi duygusunun yoğunluğu beni film boyunca müthiş derecede gerdi. Sanki oradaymışsınız gibi sizde çaresizlik içinde kaybolduğunuzu, bir ara kendinizi çıkış yolu ararken bulabilirsiniz. Bu zamana kadar bu filmi izlemediğim için çok pişmanım. Evet, cehenneme bir adım filminden bahsediyorum. Mağara da geçen klostrobik-gerilim filmleri yapan Hoolywood yapımcıları, lütfen bu filmi izleyiniz ve bundan sonra çekeceğiniz aynı tür filmler için tekrar düşününüz. Film belki çok çok iyi değildi ama benim bu türde izlediğim şimdiye kadar ki en iyi filmdi.&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;Bazı kişiler filmin eksilerinden birinin karakterlere değinmediğinden bahsediyor. Evet, o kadar üstünde durmadan geçiyor fakat yine de böylece zaman kaybetmeden korkuyu insanların önüne sermek istiyor. Yaratıklar bir tarafa; kızların, o daracık tünellerde sıkış kakış ilerledikleri bölümlerde sağlanan klostrofobik gerilim inanılmaz derecede tesirli, dolayısıyla başarılıydı. Bazı insanlar için bol kandan başka bir şey vaat etmiyor. Ama film çok akıllıca 2. film için birçok soru bırakıyor ve kan vaat etmekten çok sinir bozucu bir gerilimi gözler önüne seriyor. Klostrofobisi olan insanlara izlerken neler yaşatabileceğini tahmin edebilirsiniz. Mağara filmi var birde bunun resmen taklidi fakat senaryo değişik fakat hiç korkutmayan bir filmdi. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://film.com.tr/resim/filmler/descent/resim002.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 509px; height: 145px;" src="http://film.com.tr/resim/filmler/descent/resim002.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aralarında ki fark şiddete kadınları uğratıyordu. Ve kan kullanımı konusunda oldukça cesurdu. Neil Marshall, filmin başlarında yaşanan kaza ve Sarah’ın dağ evinde gördüğü rüyada başına saplanan mızrak sekanslarıyla filmin devamının nasıl olacağına dair ipucu veriyor izleyene fakat ben ikinci filmi izlemek konusunda karar vermiş değilim: Acaba bu yeni yönetmen güzel devam ettirecek mi soruları insanın aklına geliyor. 28 hafta filmi gibi beni yanıltabilir mi? Sevdiğim yönetmenlerden biri çekecek olsa gözüm kapalı izlerim.(Saçmala sonra nasıl inceleyeceksin!)&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://film.com.tr/resim/filmler/descent/resim005.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 500px; height: 170px;" src="http://film.com.tr/resim/filmler/descent/resim005.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Çoğu yazıda son yılların en iyi gerilim filmi olduğu görüşüne katılmıyorum, daha iyi örneklere rastlamak mümkün. Fakat yinede bana güvenin izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Hele ki filmin içinde kadıncağızları izleyeceksek onların çaresizliği daha çok geriyor insanı yönetmeni ve oyuncuları tebrik ederim. Fakat senaryo klişe daha iyi bir hale getirilebilir.   &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-3198564689669356423?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/3198564689669356423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/cehenneme-bir-adm.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3198564689669356423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/3198564689669356423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/cehenneme-bir-adm.html' title='Cehenneme Bir Adım'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-5050876382170860280</id><published>2009-08-05T18:23:00.004+03:00</published><updated>2009-08-05T18:38:31.293+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Kabuslar Evi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.sinepil.org/imaj/gorcun/47376c4a66d46baadc896da674df1874bc3828b9m.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 230px; height: 183px;" src="http://www.sinepil.org/imaj/gorcun/47376c4a66d46baadc896da674df1874bc3828b9m.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CUser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} h3 	{mso-margin-top-alt:auto; 	margin-right:0cm; 	mso-margin-bottom-alt:auto; 	margin-left:0cm; 	mso-pagination:widow-orphan; 	mso-outline-level:3; 	font-size:13.5pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	font-weight:bold;} p 	{mso-margin-top-alt:auto; 	margin-right:0cm; 	mso-margin-bottom-alt:auto; 	margin-left:0cm; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} span.mw-headline 	{mso-style-name:mw-headline;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;}  /* List Definitions */  @list l0 	{mso-list-id:994794387; 	mso-list-template-ids:1616657580;} @list l0:level1 	{mso-level-tab-stop:36.0pt; 	mso-level-number-position:left; 	text-indent:-18.0pt;} ol 	{margin-bottom:0cm;} ul 	{margin-bottom:0cm;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1026"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;Aklınızın iplerini saldıracak sizi içine alacak farklı korku deneyimleri sunarak bize beynimizin bir köşesinde bekleyen korkularımızı sunan Kâbuslar Evi artık devam etmiyor. Mini bir dizi olarak planlanan kâbuslar evi çağan ırmağın başarılı çalışmalarından biri özellikle babam ve oğlumla onu iyice tanıdığım yönetmenden kâbuslar evinin beklediğim kadar başarılı olmayacağını düşünmüştüm. Fakat çağan ırmak bütün bölümlerin altından başarılı oldu. Ve şuan Karanlıktakiler filmiyle yine bir lanetli ev hikâyesini gözler önüne sürmeyi düşünüyor.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;Bu köşke gelen kişilerin başından geçen gizemli, geçmişin bir köşesinde sıkışıp kalmış ve doğaüstü kimi olayları anlatır. Senaryosu ve bazı bölümlerinin yönetmenliği Çağan Irmak'a aittir. Birçok ünlü isim bu seride oynamıştır. Hümeyra, Çetin Tekindor, Yetkin Dikinciler, Fikret Kuşkan, Hülya Koçyiğit, Devrim Nas, Levent Üzümcü, Okan Yalabık, Şerif Sezer bunlardan bazılarıdır... "Kabuslar Evi"nin her bölümünde, birbirinden hemen, hemen bağımsız hikâyeler bulunur. Bu bölümlerin tümünde oynayan yegâne oyuncu, evi kiracılar için bulan emlakçı Sema Hanım'ı canlandıran Bilge Şen'dir. Sema Hanım serinin her bölümünde (bazı istisnalar hariç), evi birilerine kiralar. Kâbuslar Evi'ne taşınan kiracıların başlarına, gerek evin gizemlerinden ve geçmişinden, gerek eve taşınmadan önceki yaşamlarından, gerekse kendi zihinlerindeki girdikleri çıkmazdan ve kimi zaman da Türk ve İslâm tarihine ait bilinmeyen, gizemli olaylarından dolayı kişiler kendileriyle, geçmiş ve kaderleriyle yüzleşirler.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Takip&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_w4qSLGkgiWA/STHtSJudCQI/AAAAAAAATvw/A53CFtYmG_Y/s400/bscap0011.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 498px; height: 171px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_w4qSLGkgiWA/STHtSJudCQI/AAAAAAAATvw/A53CFtYmG_Y/s400/bscap0011.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Başrollerinde Fikret Kuşkan, Cihan Okan ve Cansu Dere'nin bulunduğu "&lt;i&gt;Takip&lt;/i&gt;"te, çocukluğundan beri bir kurtadamdan kaçan İbrahim'in hikâyesi anlatılıyor. İbrahim (F.Kuşkan) daha bir çocukken, yaşadığı köyde olağandışı &lt;i&gt;felaketler&lt;/i&gt; baş gösterir. Köye bir kurtadam inmiştir ve tüm köy halkına ve hayvanlarına zarar vermeye başlar. Halk en başta bu yaratığın ne olduğunu bilmedikleri için birçok yöntem ve fikir dener, ancak hiçbiri başarıya ulaşamaz. Kurtadam, köyün en güzel kadını Esme (C.Dere)'nin oğlu Hasan'ı öldürür. Bu, bardağı taşıran son damla olur ve köy halkı duruma el koymaya karar verir. Köy muhtarı, eli silah tutabilen ne kadar yiğit varsa, hepsini bu şeytanı öldürmeye gönderir. İbrahim'in babası Kazım (C.Okan), kurtadamı ortaya çıktığı sırada tüfekle vurur; ancak kurtadam ölmeden zehrini Kazım'a geçirmiştir. Artık Kazım, eski Kazım olamayacaktır. Bir gece İbrahim, babasının da kurtadama dönüşüp annesine saldırışına tanık olur ve babasını tüfekle vurur. Kazım yaralanır; ancak ölmez. Artık eskisi gibi değildir. Evden kaçar ve geride, iki çocuğunu ve karısının cesedini bırakırak köyden uzaklaşır. Köylüler İbrahim'i güvenliği için köyden uzaklaştırırlar ve aradan yıllar geçer...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim büyümüş ve bir yazar olmuştur, ancak hâlâ kurtadama dönüşen babası tarafından &lt;i&gt;takip&lt;/i&gt; edildiğine inanmaktadır. Bir roman yazmaya başlar, romanında yaşamını anlatmak istemektedir. Sürekli kaçar; bir köyden başka bir köye, bir kasabadan başka bir kasabaya... Artık yorulmuştur ve buna bir son vermek ister. Kabuslar Evi'nin emlakçılığını yapan Sema Hanım (B.Şen)'la karşılaşır. Evi tutar ve yüzleşmeyi beklemeye başlar...&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Son dans&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.sinemadevri.com/ssler/sinemadevri_com_kabuslar-evi-son-dans5.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 485px; height: 146px;" src="http://www.sinemadevri.com/ssler/sinemadevri_com_kabuslar-evi-son-dans5.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Başrollerinde Hümeyra ve Yetkin Dikinciler'in bulunduğu "&lt;i&gt;Son Dans&lt;/i&gt;", zamanında bolluk içinde yaşamış olan Müyesser'in (Hümeyra), Kore'ye giden sevgilisi Selim'in (Y.Dikinciler) savaşta ölmesiyle değişen hayatını konu alıyor. Selim'in ölümünden yıllar sonra Müyesser, başka birisiyle evlilik yapmış, bir oğlu olmuş; ancak daha sonra kocası tarafından terk edilmiştir. Oğlu Mesut (M.İpek); son derece saygısız, taşralı bir kadın olan Berna'yla (M.Mertoğlu) evlenmiştir ve Elif adında bir kızları olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seneler ilerledikçe, kader ağlarını örer ve Müyesser'i tekerlekli iskemleye mahkum eder. Bu öyle ağır bir felçtir ki; Müyesser ne yürüyebilmekte, ne de konuşabilmektedir. Gelini Berna'nın bakımına muhtaçtır artık. Aile, Mesut'a yapılan iş teklifi nedeniyle Kabuslar Evi'ne taşınır. Kısa süre sonra Müyesser; evin etrafında gizemli olayla tanık olur. Elli yıl önce ona bir dans sözü veren Selim, Kabuslar Evi'ne gelmiştir, son bir dans için... Ancak Müyesser'in emin olamadığı bir şey vardır, karşısındaki gerçekten Selim midir? Yoksa hayal edebileceğinin daha ötesinde birisi mi...&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayal-i Cihan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.gramofon.com.tr/images/kabuslareviB.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 527px; height: 161px;" src="http://www.gramofon.com.tr/images/kabuslareviB.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Başrollerinde Çetin Tekindor ve Okan Yalabık'ın bulunduğu "&lt;i&gt;Hayal-i Cihan&lt;/i&gt;", Kabuslar Evi'ni kiralayan Cihan'ın (O.Yalabık) bir sabah eve gelişiyle başlar. Cihan eve girdiğinde, her yeri darmadağınık ve düzensiz bulur. Eve yerleşir; ancak evde, her zaman olduğu gibi yine gizemli olaylar baş gösterir. Cihan'ın Kabuslar Evi'ndeki ilk gecesi, ona evde onun dışında başka birinin de yaşadığını düşündürür. Ve Cihan, araştırmaya başlar... Ne zaman kasaba halkına, evin bulunduğu yer olan Karatepe ile ilgili sorular sormaya kalkışsa; sorduğu insanlar bir anda ürpererek onu terslemekte ve konuşmamayı tercih etmektedirler. Bunun üzerine Cihan, evdeki olup bitenleri araştırmaya karar verir. Bulduğu ve bulacakları şeyler onu evde kendisinden başka bulunan başka bir varlığa yöneltecektir. En sonunda hayaletle (Ç.Tekindor) yüzleşmeye karar verir; ancak &lt;i&gt;hayalet&lt;/i&gt;in de kendine ait bir hikâyesi ve dinlenmesi gereken şeyleri vardır...&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tanıdık Yabancı&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.sinematurk.com/images/film/17791_3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 572px; height: 149px;" src="http://www.sinematurk.com/images/film/17791_3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;"Tanıdık Yabancı", Çağan Irmak'ın yönetmediği ilk "Kabuslar Evi" bölümüdür. Filmde, çocuğu bir anlık ilgisizlikten dolayı hayatını kaybetmiş olan bir annenin hikâyesi anlatılıyor. Derya (Z.Gencer), oğlu Murat'ın ölümünü atlatamaz ve oğluyla ilgili kimi halisünasyonlar gördüğü gerekçesiyle akıl hastanesine yatırılır... Aradan yıllar geçer ve Derya, uzun süren bir tedavinin ardından taburcu olarak; annesinin (G.Ökten) yanına, eski kasabasına geri döner. Beklemediği bir anda -annesinin araya girmesiyle- Sema Emlak'tan bir iş teklifi alır. Bu işin hayatını yeniden düzene sokacağına inanır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bir gün pimpirikli bir çifte, kasabalının "perili ev" diye andığı evi tanıtırken, Murat'ın halisünasyonlarını yeniden görmeye başlar. Artık her sabah ve akşam, o eve uğramakta ve oğlunu görmektedir. Ancak Murat'ta bir tuhaflık vardır, artık eskisi gibi değildir. Derya asıl gerçekle çok acı bir şekilde yüz yüze gelecektir...&lt;br /&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kaçan Fırsatlar Limited Şirketi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_w4qSLGkgiWA/SU8oViJznpI/AAAAAAAAZ9k/TuwnKmKUuEU/s400/bscap0015.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 480px; height: 159px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_w4qSLGkgiWA/SU8oViJznpI/AAAAAAAAZ9k/TuwnKmKUuEU/s400/bscap0015.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Taner (L.Üzümcü), çok hırslı ve açgözlü bir iş adamıdır. Karısı Filiz (B.Yıldırımlar) ise tam aksine saf, temiz ve alçakgönüllü bir kadındır. Taner'in, eşiyle pembe yalanlar üstüne kurulu hayatı, art arda televizyonlarda ve dergilerde gördüğü bir reklam ile alt üst olur: "Kaçan Fırsatlar Limited Şirketi"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taner ne zaman bu reklamla karşılaşsa, farkında bile olmadan kendine zarar vermektedir. Önce tüm bu yaraların bir iş kazası olduğunu zanneden Filiz, gözlerinin önünde bıçakla bileğini kesen Taner'i görünce şok olur. Ona psikiyatriste gitmeyi önerir; ancak Taner bunu reddeder. Bunun üzerine Filiz onu bir tatile çıkmaya ikna eder (malum Kabuslar Evi'ne). Ancak Taner merakına yenik düşer ve ilandaki telefon numarası aracılığıyla Kaçan Fırsatlar Limited'in sahibi Fuat Bey (A.Düşenkalkar) ile görüşür. Asıl önemli olan ise, bu şirketten Taner ve birkaç müşteriden başka kimsenin haberdar olmayışıdır. Taner, Fuat Bey'le bir pazarlığa girişir; bu pazarlıktan kârlı çıkmayı isterken, hırsının ve açgözlülüğünün bedelini çok ağır bir şekilde ödeyecektir...  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-5050876382170860280?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/5050876382170860280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/kabuslar-evi.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/5050876382170860280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/5050876382170860280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/kabuslar-evi.html' title='Kabuslar Evi'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_w4qSLGkgiWA/STHtSJudCQI/AAAAAAAATvw/A53CFtYmG_Y/s72-c/bscap0011.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-2049652726229167177</id><published>2009-08-05T18:18:00.003+03:00</published><updated>2009-08-05T18:23:44.093+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Rec/Kayıt</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img2.blogcu.com/images/u/f/f/uffuruktenteyyare/1236624601rec_ver2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 187px; height: 255px;" src="http://img2.blogcu.com/images/u/f/f/uffuruktenteyyare/1236624601rec_ver2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CUser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1026"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapelayout ext="edit"&gt;   &lt;o:idmap ext="edit" data="1"&gt;  &lt;/o:shapelayout&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;İspanyol korku sineması son dönemlerde zevk alarak izlediğim korku filmlerini yaratan bir ülke Türkiye korku sinemasının örneklerinde uğradığım hüznü bir nevi benden aldı diyebilirim. Yetimhane, tez, diğerleri ve son olarak Rec yani kayıt filmleri bunların örnekleri zaten kült sayılacak korku filmlerini de izlemeye başladıkça onların da gayet başarılı olduklarını gördüm.&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;"Rec" İspanya'dan çıkan son korku filmi olarak, bu başarılı tabloda gereksiz bir detay olarak duruyor maalesef. Film, öncelikle yaratıcı bir yaklaşımın ürünü değil. 1999 yılında çekilen "Blair Cadısı"nın ("The Blair Witch Project", 1999) farklı bir versiyonu sadece. Anladığınız kadarıyla iyi bir yorum yapamayacağım. "Blair Cadısı", konusu ve de korku sinemasına getirdiği yepyeni boyutla kült film statüsünde bir yapımdı. Baştan sona el kamerasıyla çekilen film, belgesel bir film çekmek için yola çıkan üç arkadaşın başına gelen felaketleri anlatıyordu. Belgeselin konusu ise Maryland'de Black Hills Ormanları'nda yaşadığı rivayet edilen Blair Cadısı efsanesiydi. Belgeselcilerden bir daha haber alınamamış ve geride yaptıkları çekimlerden başka bir iz kalmamıştı. Biz seyirciler de onlardan kalan bu kayıtları izliyorduk. Hikâye, kurgu ve el kamerası kullanımı, gerçeklik duygusunu alışmadığımız şekilde bize yaşatmıştı. İşe Rec filmi de aynı bu yolda ilerlemeye çalışan filmlerde çoğu kişiyi korkutan hatta zombi türünün takipçilerini sevindiren bir film ama ben korku sinemasından yenilik bekleyendenim. Çünkü zombi türünü sevdiğimi herkes biliyor. Zombiler koşuyor. Zaten bu daha önceden bulunan bir şey olduğundan bir yenilik olduğunu kabul etmiyorum. &lt;strong&gt;"Rec&lt;/strong&gt;"de film ekibi yerine, yerel bir televizyon ekibi çıkıyor karşımıza. Kameraman &lt;strong&gt;Pablo&lt;/strong&gt; ve muhabir &lt;strong&gt;Angela&lt;/strong&gt; hikâyenin ana karakterleri. Bu iki genç televizyoncunun amacı itfaiyecileri konu alan bir program yapmak. Bu nedenle, çalışmaların canlı tanığı olmak adına, itfaiye merkezine gelirler. Tüm geceyi orada geçireceklerdir. Film &lt;strong&gt;Pablo&lt;/strong&gt;'nun kamerasından &lt;strong&gt;Angela&lt;/strong&gt;'nın merkezdeki röportajları ile başlar. İtfaiyecileri, merkezdeki yaşantılarını, çalışma sistemlerini tanırız. Oldukça sakin geçen geceyi renklendirmek için &lt;strong&gt;Angela&lt;/strong&gt; merkezdeki tüm yaşam alanlarını bize dolaştırır. Gece neredeyse sıkıcı olmaya başlarken, gelen bir ihbarla merkez bir anda hareketlenir. Bir apartman dairesinde yaşayan yaşlı bir kadının evinden çığlıklar yükselmektedir. &lt;strong&gt;Pablo&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Angela&lt;/strong&gt;, iyi bir haber malzemesi olabilecek bu ihbarın heyecanıyla, itfaiyecilerle birlikte olay yerine koşarlar.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.itusozluk.com/img.php/15ec5330ce01d855d8482f8518a73c5914143/rec"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 540px; height: 149px;" src="http://www.itusozluk.com/img.php/15ec5330ce01d855d8482f8518a73c5914143/rec" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tüm hikâye bir apartmanda geçiyor. Böylece klostrofobi yaratılmaya çalışılmış. Ayrıca dışarıdaki karantina apartmandakilerin dışarı çıkmalarını engelliyor. Hikâyede yaşananların sebebini az çok anlıyoruz. Ancak biraz daha detay, biraz daha bilgi, filmde yaratılmaya çalışılan dehşet ortamını daha etkili kılabilirdi. Filmin kapalı mekânda geçiyor olması ve mekânın iyi kullanımı seyirciyi gerilim atmosferine hazırlıyor. Biraz daha üstünde çalışılırsa daha güzel bir film olabilir. İnsanların sevmelerinin nedeni 85 dk sıkılmadan izlenebilmesi son dönemdeki İspanyol korku sinemasını başarılı buluyorsanız filmi edinip izleyin. Türün bütün örneklerinin sıkı bir takipçisi iseniz pek beğenemeyeceksiniz.  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-2049652726229167177?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/2049652726229167177/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/reckayt.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/2049652726229167177'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/2049652726229167177'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/reckayt.html' title='Rec/Kayıt'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-6309742808929061587</id><published>2009-08-05T10:00:00.003+03:00</published><updated>2009-08-05T12:15:42.958+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Musallat</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.salihli.de/video/files/image/musallat11.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 212px; height: 300px;" src="http://www.salihli.de/video/files/image/musallat11.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CUser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} p 	{mso-margin-top-alt:auto; 	margin-right:0cm; 	mso-margin-bottom-alt:auto; 	margin-left:0cm; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;Türk sineması, korku filmi denemelerine yenilerini eklerken; teknik güçlükler bir yana, soyuna özel iki riski göze alıyor: Gülünç gözükme ihtimali ve izleyicinin kronik önyargısı. Dünya sinemasının yükselen ve kendini alt türlerle yenileyen korku türü ile karşılaştırılma endişesinden olsa gerek, Türk korku sineması, tercihini çoğunlukla dini temalardan yana kullanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyü, Araf, dabbe ve semum daha devamı gelecek gibi duruyor. Örnek cin geçidi filminin yakınlarda beyazperdeye gelmesi gibi. “Üç harfliler” diye adlandırılan canlılarla o kadar çok ilgileniyorlar ki hepimiz yamulacağız o olacak. Kesinlikle değişmesi gerekenler var. O kadar çok başarısız yapım gördüm ki. Artık Türk yapımı korku filmlerinin afişlerine bile dokunamaz oldum. Başarısız yapımların ortaya çıkmasının nedeni esas kaynağı bulamamaları olabilir. Türkiye’de çekilen korku filmleri gerçekten özgün olabilselerdi, gerçekten Türk korkusunu ortaya koymuş olsalardı muhakkak ki yurt dışında da ilgi çekebilirlerdi. Bir de tabii teknik açıdan bir Amerika, Avrupa, bir Uzakdoğu korku filmiyle kıyaslayamazsınız, bu da Türk Korku Sineması’nın bir eksikliğidir. Folklor üzerine gitmek gerekiyor. Bir de batıl inançlar var, onlar önemli ama korku sinemasına bir temel teşkil edecek bir korku edebiyatımız ya da bir fantastik edebiyatımız yok. Bizim korku filmi için beslenebileceğimiz Folklor önemli bir alan tabii ve o alanda da deneme yapan genç yazarlar var. Verilebilecek isimler de var ama mesela Anadolu Korku Hikâyeleri kitabı önemli. Bu arkadaşlar bu işi yaptılar. Korku Sineması Batı’da başta bir tür olarak ortaya çıkmıyor. 1910’lu 1920’li yıllarda belirli yazınsal yapıtların sinemaya uyarlamasıyla başlıyor. Frankenstein’ı ilk çeken korku sineması yaptığının farkında değil, biz edebiyat uyarlaması yapıyoruz diyorlar. Ama işte o temel zenginliği var. Türkiye’de bu yok. Onun için tematik olarak biz halen yabancı kaynaklara göz kırpmak zorunda kalıyoruz.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://twitchfilm.net/site/images/mastheads/musallat.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 544px; height: 146px;" src="http://twitchfilm.net/site/images/mastheads/musallat.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bana sorarsanız İyi bir korku filmi olması için ille özgün bir tematik izlemesi şart değil, çünkü o özgün tematiği izleyebilmek çok zor aslında. Korku sineması bütün dünyada yaygın hale gelmiş bir türdür. En önemlisi, seyirciyi ister klasik türlere başvurarak ister daha değişik bir şeyler ortaya çıkartarak etkilemesi, gerçekten korkutabilmesi ya da heyecanlandırabilmesi. O da kolay bir şey değil.&lt;br /&gt;Filmin bir diğer iddiası, teknik donanımı. Görsel efekt anlamında, özendiğimiz yenilikleri vadeden film; Türk sinemasının ilk dami bebeği, Matrix uçuşu, Ben Nye imzalı plastik makyajlar, yeni montaj teknikleri ve 5 ay süren post prodüksiyon süreci gibi büyük cümleler kurarak göz boyuyor.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://fragman.vizyondaki-filmler.com/1/musallat/musallat-2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 523px; height: 145px;" src="http://fragman.vizyondaki-filmler.com/1/musallat/musallat-2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Siz gerçekten harika senaryolu bir film ortaya çıkaramadığınız sürece bu türde unutulmazlar arasına giremeyeceksiniz. Her şeye rağmen,&lt;strong&gt; ‘Musallat’&lt;/strong&gt;, Türk korku sinemasını ileriye taşımaya çalışıyor. Zaten, yönetmen Alper Mestçi, televizyoncu kimliğiyle, karşımıza birbirinden yenilikçi ve başarılı işler çıkartmış, öncü yeteneklerden. Film, hem kendisinin, hem yapımcı ve başrol oyuncularının ilk sinema filmi olma mazeretini taşıyor. &lt;strong&gt;‘Musallat’&lt;/strong&gt; gülünç bir film değil; sadece, bir yandan ortaya çıkan işin niteliği, diğer yandan iyi niyet ve gayret bakımından, bir ‘sinema öğrencisi filmi’ izlenimi veriyor. Filmde ki acelece senaryoyu hızlandırma havasını hissettim keke olmasaydı.  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-6309742808929061587?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/6309742808929061587/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/musallat.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6309742808929061587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6309742808929061587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/musallat.html' title='Musallat'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-4635255453628025498</id><published>2009-08-04T20:36:00.000+03:00</published><updated>2009-08-04T20:41:42.608+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Semum</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://delirium-vault.com/nekoneko/wp-content/uploads/2009/01/semum-poster.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 226px; height: 317px;" src="http://delirium-vault.com/nekoneko/wp-content/uploads/2009/01/semum-poster.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CUser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;İlk olarak semum haberi yayınlandığında Türkiye korku sinemasına bir alt tür geliyor dediler. Fakat daha çok az örneği bulunan bu Türkiye korku sineması resmen ortada değildi. Sadece cesur girişimcilerin böyle bir Türk sineması kolu çabalarından ibaretti. Yani aslında hemen bir alt tür geliyor demek şuan gittiğimiz yola bakınca daha 10 yıl alt türün çıkmayacağını düşünüyorum. Yine de yaratık diye bir alt tür olacaksa semum buna girebilecek en güçlü aday fakat aslında semumunda doğaüstü olaylar kategorisinde incelenmesinin doğru olduğunu savunanlardanım. Bilemiyorum aslına Türkler belki de korkutmayı amaçlıyor. Ama maalesef korkutamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle görsel efektlere ve seslendirmeye yönelince senaryo hataları ve senaryo zayıflığı yüzünden komik sahnelerin ortaya çıkması güzel bir konunun başarısız olmasına sebep oluyor. Öncelikle &lt;b&gt;Karacadağ&lt;/b&gt;, ilk filminde olduğu gibi burada da atmosferi öne çıkarıyor. Buna paralel olarak ses ve müzik kullanımında gayet başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Peki bu atmosfer, &lt;b&gt;"Semum"&lt;/b&gt;da nasıl bir konuma oturuyor? İlk olarak genç bir karı-kocaya odaklanıyor yönetmen. Çiftin İstanbul'un taşrasında, müstakil bir ev almalarıyla girizgâhı yapıyor. Bu açılış ile birlikte gerilim başlıyor. Bir taraftan Azrail görünümlü bahçıvan, diğer bir taraftan komik bir şekilde kaşı gözü oynayan emlakçı, izleyiciyi tedirgin etmeye çalışıyorlar. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://sinema.milliyet.com.tr/Images/Editorden/icerik/44/semum.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 458px; height: 163px;" src="http://sinema.milliyet.com.tr/Images/Editorden/icerik/44/semum.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tabii bu motifler, böyle sürüp giderken &lt;b&gt;Karacadağ&lt;/b&gt; atmosfer yaratma niyetinden bir an olsun caymıyor. Ancak filmin 'semum'u, 'iblis'i ya da 'yaratık'ı çıktığı ana kadar sürüyor bu. Bir noktadan sonra ses efektleri ve görsel efektler, yönetmeni filmin içine hapsediyor. Kendini, 'kamera sallama', anlamsız ses efekti yerleştirme, sürekli tekrar yapma gibi basit numaralara bırakıyor &lt;b&gt;Karacadağ&lt;/b&gt;. Bu yüzdende resmen güzelim senaryoyu çöpe atıyor. İlk başta kurulan atmosferle yaratılan tipik korku taktikleri olan 'hangi alt türün içindeyiz?' ve 'katil kim?' gibi sorular, film boyunca canlı tutulmaya çalışılıyor. Ancak filmin ilk karesinden itibaren zaten başkarakterin içine şeytan gireceğini biliyoruz. Yani sonradan yamanan bu tüm yan öğeler, özellikle bahçıvan ve komşu karakterlerinin kötü oynanması ve yazılmasıyla da yapay bir dünya yaratılıyor aslında.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://film.com.tr/resim/filmler/semum/tepe.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 450px; height: 144px;" src="http://film.com.tr/resim/filmler/semum/tepe.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fakat b tipi filmlere yakın bir film ortaya çıkıyor. Özellikle kedinin ezildiği sahnede bahçıvanın berbat oyunculuğu yüzünden salondan kahkahalar yükseliyor. Ciddi bir korku filminin içinde “Öldü. Demek ki 9 canlı değillermiş.” demesine ne gerek vardı? Film Avrupa ve uzak doğu yapımlı korku filmlerine göz kırpıyor ki bu da seyirciye biz Türklerde ancak böyle yandan soldan çalarak film yaparız yorumlarına sebep oluyor. Örnek; Garez, Halka, Juon, Costantine (Özellikle cehennemdeki savaş sahnesi) &lt;b&gt;"Shivers"&lt;/b&gt;dan (1975) alınan küvetteki tecavüz sahnesi gibi spesifik göndermeler, en belli başlıları. Yani Karadağ onların şeytanı varsa bizimde semumuz var demeye çalışıyor. Bu arada belirtmeden geçmek istemem. Son sahnedeki cehennem çok mükemmel olmuş. Fakat oyunculuklar hakkında güzel şeyler diyemeyeceğim. Ucuz b tipi filmlerdeki oyuncular kadar amatör oyunculuklar vardı. Özellikle imamın ağlanacak halimize gülünecek oyunculuğunu örnek göstermek isterim. Film, aslında korkunun 'şeytan' ve 'büyü' türleri arasında duran yeni bir alt tür yaratmaya çalışıyor. İnsanlardan önce yaşadığı varsayılan Türk şeytanı 'semum', bu alt türün çıkış noktası olarak mantıklı aslında. Çünkü iyi kodlandığını söyleyebiliriz Türk kültürünün içinde. Hasan karadağ’ın artık kesinlikle sırf ticari amaçlı film yaptığı ortaya çıkıyor. Dur açauım kuranı belki para kazanacak senaryo bulurum dermiş gibi.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://imgarsiv.sabah.com.tr/2008/03/01/gny/im/4E8C43E5BBE01C439BFDBC36r.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 531px; height: 159px;" src="http://imgarsiv.sabah.com.tr/2008/03/01/gny/im/4E8C43E5BBE01C439BFDBC36r.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;Karacadağ&lt;/b&gt;'ın filmine eklediği, &lt;b&gt;"D@bbe"&lt;/b&gt;de de hissettiğimiz, en dikkat çekici ve rahatsız edici nokta ise dini mesajı. Yönetmen, &lt;b&gt;'Semum'&lt;/b&gt; adlı yaratığı din karşıtı ve ateist bir motif olarak düzenleniyor.İyi seyirler...  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-4635255453628025498?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/4635255453628025498/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/semum.html#comment-form' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4635255453628025498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4635255453628025498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/semum.html' title='Semum'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-4624686038875430368</id><published>2009-08-04T11:52:00.000+03:00</published><updated>2009-08-04T12:00:10.164+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Kontes</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://forum.divxplanet.com/images/Kontes-Film-Afis.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 203px; height: 285px;" src="http://forum.divxplanet.com/images/Kontes-Film-Afis.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CUser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1026"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapelayout ext="edit"&gt;   &lt;o:idmap ext="edit" data="1"&gt;  &lt;/o:shapelayout&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;Sitemde haberini yayınladıktan sonra çoğu kişinin merakla izlemek istediği kontes filmini sonunda izledim. Şunları belirtmek isterim ki böyle güzel bir filmin sadece İstanbul’da 2 salonda gösterilmesi Turizm ve Kültür bakanlığının büyük bir ayıbıdır. Film ‘insanlık tarihinin ilk kadın seri katili’ olarak nam salan Macar kontesi Erzsébet Báthory’nin ‘kan Kırmızısı’yla vaftiz edilmiş hikâyesini anlatıyor. Filmde gerek yönetmen, gerek müzisyen gerek senaryo yazarı ve muhteşem oyuncular şimdiye kadar Erzsébet Báthory anlatan en iyi filme imza atmışlar.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Filmin konusundan biraz daha kapsamlı bahsetmem gerekirse 1560 doğumlu Kontes, 14 yaşında iken nüfuzlu bir Lord ile evlendirilir. Dönemin en güzel, akıllı ve güçlü kadını olarak anılan Kontes, erkeklerin hâkim olduğu ve sadece onların sözünün geçtiği bir dünyaya başkaldıran bir kadın olarak öne çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir davette kendinden oldukça genç olan Istvan’a âşık olur ve tutku dolu bir aşk yaşarlar. Fakat bu mutlulukları uzun sürmeyecektir. Istvan’ın babası Kont Thurzo oğlunu ondan ayırmak için planlar kurmaktadır. Kontesi, yaşı büyük olduğu için oğlu tarafından sevilemeyeceğine inandırır ve Kontes sonunda ancak bakirelerin kanıyla yıkanarak genç kalabileceğine inanmaya başlar. Bir sürü bakire kadın kaleye getiriliyordur ve bir daha da ortaya çıkmıyorlardır.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://91.93.103.35/starfoto/2009/07/23/595/b/resim10346.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 535px; height: 170px;" src="http://91.93.103.35/starfoto/2009/07/23/595/b/resim10346.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Erzsébet de giderek daha çok deliriyor ve takıntılı hale geliyordur. Sevdiğinin babası tarafından kurulan politik bir komplonun kurbanı olduğunu fark ettiğinde ise artık çok geçtir.&lt;br /&gt;Efsaneye göre yaklaşık 650 genç kıza işkence yapıp onları öldüren ve genç kalabilmek için kanlarıyla yıkanan &lt;b&gt;Kanlı Kontes&lt;/b&gt; olarak da bilinen 16. yüzyıl Macar kontesi Elizabeth Bathory'nin hikâyesi… Tipik biyografi türü bir film olmayıp dağa çok tarihi diye adlandırılan türe yatkın bir gerilim filmi yapmaya çalışmışlar. Tipik biyografi filmlerinde gerçeklik vardır. Fakat Elizabeth’in hikâyesi gerçek olduğuna dair ipuçları olmasına rağmen efsaneyi temel olarak bir film yapılmıştır. Belki de bu yüzden hikâyesi bana güçlü olarak geliyor. Fakat filmdeki her şey bu kadar güzel olduğundan yönetmenin performansını pekte başarılı bulamadım. Şuana kadar bir ödülü olmayan filmin Oscar ödüllerinde kesinlikle En İyi Kadın oyuncu ve en iyi kostüm dalında aday olacaktır. Özellikle en iyi kadın oyuncu demişken Julie Delpy bunu sonuna kadar hak ediyor. Sonuçta başta erkeklerin hâkim olduğu bir dünya da ayakta kalmaya çalışan güçlü kadını başarılı oynarken aşk acısı çeken ve aşkını kaybetmemek için her türlü manyaklığı yapabilecek tehlikeli ve akıl sağlığını yavaş, yavaş kaybeden kadını mükemmel oynamış zaten. Şuana kadar yapılmış çoğu filmde en iyi kadın rolüne aday olacak bir oyunculukta göremedim. En iyi kostüm konusuna gelirsek 16. yüzyılın bütün özellikleri taşıyan elbiseler aynı düşeş filmi kadar ustaca kullanılmış. En iyi film kategorisi için biraz sert bir film olacağından emin değilim.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.awardsdaily.com/wp-content/uploads/2009/03/julia.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 527px; height: 167px;" src="http://www.awardsdaily.com/wp-content/uploads/2009/03/julia.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tarihsel gerçeklerden yola çıkıp kısmî bir kurmaca duygusu yaratmanın kimi engellerden nasibini alan “Kontes”, iki arada bir derede kalmışlığın tarifi gibi adeta. Julie Delpy’nin bir seri katil filminden ziyade bir kadın filmi çekmeye çalışmasıyla erkekler dünyasını yerle bir etmekten de çekinmeyen yapım, çoğu sinema sitesine göre de feminist bir film bilemiyorum. Kadınlar bu film hakkında neler düşünecekler. Özellikle kadınlara tavsiye edeceğim bir film.&lt;br /&gt;Öte yandan son yıllardan izlediğim en iyi film…  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-4624686038875430368?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/4624686038875430368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/kontes.html#comment-form' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4624686038875430368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4624686038875430368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/kontes.html' title='Kontes'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-1146782577904641619</id><published>2009-08-03T13:49:00.000+03:00</published><updated>2009-08-03T13:53:45.797+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>30 Gün Gece</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i38.tinypic.com/jkdh5v.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 188px; height: 268px;" src="http://i38.tinypic.com/jkdh5v.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CUser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} span.adsmartlinkr7999r 	{mso-style-name:adsmartlinkr7999r;} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1026"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapelayout ext="edit"&gt;   &lt;o:idmap ext="edit" data="1"&gt;  &lt;/o:shapelayout&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;Çizgi roman yazarı &lt;strong&gt;Steve Niles&lt;/strong&gt;'ın yazıp &lt;strong&gt;Ben Templesmith&lt;/strong&gt;'in resimlediği &lt;strong&gt;30 Days of Night&lt;/strong&gt; sadece korku türünün değil, Kuzey Amerika çizgi romanın da en çılgın işleri arasında kabul ediliyor. Niles ve Templesmith arasındaki uyumun çarpıcılığı kısa sürede kitabın uzun soluklu bir seri doğurmasını sağladı. Başkaları ne der bilinmez ama serinin en şık kitabı da içimizi ürperten ilk kitaptı. 30 Days of Night'ı çarpıcı yapan sadece Alaska'nın 30 gün süren karanlığında zavallı kasaba sakinlerini vampirlerle buluşturan yaratıcı hikayesi değildi. Şüphesiz sabah akşam gönüllerince ortalıkta cirit atan vampirler tasarlamak başlı başına &lt;span class="adsmartlinkr7999r"&gt;rahatsız&lt;/span&gt; edici. Fakat Ben Templesmith'in bu hikaye üzerine kurduğu dünya gerçekten inanılmaz. Sanatçının tasarımları siyahın üzerinde fırtınaya tutulmuş soluk renklerden ve canlı kırmızı ve kirli beyazdan oluşuyor. Şüphesiz karın ve kanın rengi diğerlerine göre çok daha belirgin. Üstelik bu çizimlerde ne insanlar ne de ağızları kanlı vampirler o kadar düzgün çizilmiş. Her şey bir kar fırtınasından veya cereyanda kalmış bir zihinden fırlamış gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://film.com.tr/resim/filmler/30daysofnight/resim007.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 520px; height: 158px;" src="http://film.com.tr/resim/filmler/30daysofnight/resim007.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Beyazperde uyarlamalarına genellikle &lt;span class="adsmartlinkr7999r"&gt;sıcak&lt;/span&gt; bakmayan çizgi roman dünyası ilginç bir şekilde 30 Gün Gece projesini en başından beri destekledi. Şüphesiz bunda yapımcı &lt;strong&gt;Sam Raimi&lt;/strong&gt;'nin ve iyi bir çıkış yapan yönetmen &lt;strong&gt;David Slade&lt;/strong&gt;'in payı büyük. Yine daha da ilginç bir şekilde gösterime çıktıktan sonra da film çizgi roman dünyasından destek almaya devam etti. Tür sinemasına yakın çevreler de filmin başarılı bir vampir filmi olduğunu yazdılar. Neredeyse başlı başına bir türe dönüşen bir çizgi roman serisinden uyarlanan sinema filminin böyle övgüler toplamasının şaşırtıcı olduğunu belirtmek gerek. 30 Gün Gece, Alaska'nın en ucundaki kasabada yaşayan bir avuç insanın nereden geldiği belli olmayan bir grup vampirin saldırısına uğramasını anlatıyor. 30 gün sürecek olan depresif ayın başlamasına saatler kala kasabada bazı tuhaf cinayetler işlenmeye başlıyor. Filmin sarsıntılı bir ayrılıktan yeni çıkan ana kahramanları kalan sağları bir evin çatı katına saklayarak kasabadan kurtuluşun yollarını aramaya başlıyorlar. Bu küçük ama etkili korku filmini başyapıt olmaktan uzaklaştıran ise filmin kasabalı karakterleri. Şerif ve eski eşi arasındaki sevgi-nefret ilişkisi senaristler tarafından daha fazla özen istiyor. Sığınak bölümlerinde de karakterler arasında en azından 28 Gün/Hafta serisinden alışık olduğumuz bir dramatik çatışma göremiyoruz. Slade'in aksiyon merakı karakterleri kısa sürede önemsizleştiriyor. Ortalama oyunculuklar rahatsız etmiyor ama ortada oyunculuk performansı gerektiren bir senaryo olmadığını da eklemek gerek. İşin dramatik yönü belgesel yönü kadar kuvvetli değil. Nekromantik final ise galiba en çok gülümsetiyor.  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-1146782577904641619?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/1146782577904641619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/30-gun-gece.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1146782577904641619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1146782577904641619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/30-gun-gece.html' title='30 Gün Gece'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i38.tinypic.com/jkdh5v_th.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-1633988979414766385</id><published>2009-08-02T20:43:00.001+03:00</published><updated>2009-08-03T21:31:02.785+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Jisatsu saakuru (Suicide Club)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.sinetr.com/wp-content/uploads/2008/08/suicide-club.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 134px; height: 173px;" src="http://www.sinetr.com/wp-content/uploads/2008/08/suicide-club.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CUser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;em&gt;54 gülümseyen liseli genç kız bir metro tünelinde el ele tutuşup gelen trenin önüne atladıktan sonra açıklanamayan bir intihar dalgası Tokyo’yu silip süpürmektedir. Bu kan banyosu, şehir çapında bir intihar dalgasını tetikleyince Dedektif Kuroda ve polis gücünün geri kalanı ne yapacaklarını bilemez vaziyete gelirler. Şifreli bir telefon, polise intiharları henüz &lt;/em&gt;&lt;em&gt;meydana gelmeden önce takip ediyor gibi görünen tuhaf bir web sitesiyle ilgili bir ipucu verince, yaşananların gerçekten intihar olup olmadığı &lt;/em&gt;&lt;em&gt;sorgulanmaya başlanacaktır..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/em&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.ailtonfotos.blogger.com.br/suicide.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 512px; height: 170px;" src="http://www.ailtonfotos.blogger.com.br/suicide.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Japon korku sinemasının yine sert ve izlenmesi zor filmlerden biri, aslında yukarıdaki cümlelerden de ne kadar hastalıklı bir film olduğunu anlaşılabilir. Tokyo’nun en iyi dedektifleri, (Dedektif Kuroda, Murata ve Shibusawa) 54 yeni yetme körpe kızla başlayan bu yeni hastalıklı intihar trendinin neden ve nasıl’ını keşfetmek için göreve soyunurlar. Maceraları onları Tokyo şehrinin içinde birden fazla tuhaf patikaya sokar, ancak kayda değer bir tanesinde, kendisine “Yarasa” ismini takan ve telefonla Dedektifleri arayan gizemli bir kişi bir web sitesinin, intiharları henüz olmadan doğru olarak tahmin ettiği bilgisini verir. Yalnızca çok sayıda insan intihar etmekle kalmaz, her intihardan sonra olay mahalline, içinde birbirine dikilmiş balıklardan geniş bir halka olan beyaz bir kadın çantası bırakılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İntihar kulübünde yönetmenin ve oyuncuların performansları göz dolduran cinsten. Hikâye güzel hele finali bir harika. İçlerindeki şiddet dürtüsü korku filmlerini etkiliyor. Bu durumda şu ahlak ve sansür zabıtalarının savları yine haklı çıkmayacak. Sanatlarında da şiddet var, haberlerinde de. Çünkü geleneklerinde şiddet var. Yukarıda ki cümlelerimi okuyan herkesin izlemesi gereken başyapıtlardan biri.   &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.best-horror-movies.com/image-files/suicide-club-subway-school-children.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 451px; height: 151px;" src="http://www.best-horror-movies.com/image-files/suicide-club-subway-school-children.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Baştaki bilgi için ayrıca www.korkusitesi.com sitesine teşekkür ederiz.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-1633988979414766385?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/1633988979414766385/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/jisatsu-saakuru-suicide-club.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1633988979414766385'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/1633988979414766385'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/jisatsu-saakuru-suicide-club.html' title='Jisatsu saakuru (Suicide Club)'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-4362975302129869944</id><published>2009-08-02T20:28:00.000+03:00</published><updated>2009-08-02T20:32:44.927+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Otel 2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i2.tinypic.com/6utmzia.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 237px; height: 339px;" src="http://i2.tinypic.com/6utmzia.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;'İnsan' ırkı olarak şiddete karşı bir eğilimimiz olduğu iddia edilebilir. Her ne kadar hümanist bahaneler ardına sığınsak da, acı çektirmeyi, bunu izlemeyi, işkenceyi ve hatta ölümü seyretmeyi seviyoruz sanki. Örneğin Ortadoğu ülkelerinde halkın akın ettiği idam 'tören'lerini düşünelim. Ve fırsat buldukça da bu arzularımızı tatmin etmekten geri kalmıyoruz. Zaten 'istismar' filmlerinin varoluş nedeni de bununla alâkâlı değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın bedenini ve asıl olarak da şiddeti metalaştıran istismar filmleri, günümüzde oldukça revaçta. "Tepenin Gözleri 2" ("The Hills Have Eyes 2", 2007), "Vahşet Çetesi" ("The Devil's Rejects", 2005) bu filmlerden bazıları. "Otel" de ("Hostel", 2005) bu tarz bir yapımdı. Hikâye namına pek bir olayın bulunmadığı film, Slovakya'daki bir otele gelen gençlere işkence edilmesini gösteriyordu sadece. O filmin devamı "Otel 2" ("Hostel: Part II", 2007) de ilk filmin izlediğine benzer bir yol takip ediyor. Fakat bu sefer ilkine göre daha derli toplu, en azından hikâyesi olan bir filmle karşı karşıyayız. Yine yoğun işkence sahnelerinin gırla gittiği, estetik kadın vücudunun kimi zaman sergilendiği filmde, şiddetin insanın içindeki temel güdülerden biri olduğu ve insanın fırsat bulduğu vakit 'şiddetli' yollara sapmaktan çekinmediği vurgulanıyor.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dreadcentral.com/img/reviews/hostel2dvd1b.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 514px; height: 161px;" src="http://www.dreadcentral.com/img/reviews/hostel2dvd1b.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;"Otel 2"de yine Slovakya'ya yolu düşen üç gencin, işkence yapabilmek için ücret ödeyen kodamanlar tarafından lime lime edildiği gösteriliyor. Fakat bu sefer filmin işkenceyi sağlayan organizasyonunun altyapısı üzerine giden ve sistemin nasıl işlediğini anlatan bir yapısı da var. İlk olarak otele gelen genç kızların, resimleri çekiliyor ve kızlar açık artırmaya sunuluyor. Bu sırada dünyanın dört bir yanından farklı mesleklerdeki, farklı konumlardaki insanların işkence için fiyat teklifleri görülüyor. Filmin böyle bir söylemi olması ahlâki yönden elbette sakıncalı. Fakat yönetmen Eli Roth'un böyle dertleri olmadığı, serinin ilk filminden anlaşılıyor. Ahlâki açıdan sakıncalı mesajlar veren "Otel 2"nin ilk filme göre ise bazı olumlu yönleri var. Yukarıda bahsettiğimiz gibi işkence organizasyonunun yapısını sergiliyor film. Yani mekanizmanın altını dolduruyor. "Dehşetin Gözleri" ("Cabin Fever", 2002) gibi "Şeytanın Ölüsü" ("The Evil Dead", 1982) mirasını paylaşan bir yapımla başladığı yönetmenlik kariyerine "Otel"le devam eden Roth, istismar sinemasının peşine bir süre daha takılacak gibi görünüyor. İlk filmi beğendiniz ve gore dozu yüksek bir film izlemek istiyorsanız. Oteli size tavsiye ederim. Kan görmeye tahammülü olamayanlar daha az kan öğeleri kullanan bir filmi tercih ediniz.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.austinchronicle.com/binary/5183/Hostel2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 491px; height: 158px;" src="http://www.austinchronicle.com/binary/5183/Hostel2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-4362975302129869944?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/4362975302129869944/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/otel-2.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4362975302129869944'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4362975302129869944'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/otel-2.html' title='Otel 2'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i2.tinypic.com/6utmzia_th.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-4789819665967164113</id><published>2009-08-02T20:10:00.000+03:00</published><updated>2009-08-02T20:27:51.187+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>İçerde</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.turkceizle.com/wp-content/uploads/2009/06/icerde-inside-a-l-interieur.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 169px; height: 230px;" src="http://www.turkceizle.com/wp-content/uploads/2009/06/icerde-inside-a-l-interieur.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CUser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  Karnında doğmamış çocuğuyla geçirdiği trafik kazası sonucu kocasını kaybeder Sarah. Garip bir sessizlik içerisindeki kaza sahnesinin ardından doğumdan hemen bir gün öncesine gideriz. Bir kadının yaşayabileceği belki de en zor dönemlerden biri: İlk doğum. Ve bunun üstüne bir de kaybedilen koca. Bütün bunlardan hamilelik korkusunun binbir yolla dışavurulacağı bir korku filmi çıkacağı daha en baştaki tekinsiz havadan belli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de özünde, bilinçdışı korkuların bedene bürünmüş hallerinin filmi "İçerde"; ama bu korkuların tezahürü öyle ustalıklı bir gerilimle ve basite indirgenmekten öylesine uzak bir yapıyla kuruluyor ki, "İçerde", baştaki tüm o kuşkuları bertaraf ediyor.   İlk bakışta bol kanlı bir korku filminin altını hamilelik korkusuyla yapay bir şekilde doldurmaya çalışan bir seyirlik izlenimi veren "İçerde", olaylar ilerledikçe, sımsıkı saran atmosferi ve çok katmanlı okumalara imkân veren altmetni ile son zamanlarda eşine az rastlanacak kadar başarılı bir korku/gerilim yapıtına dönüşüyor.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.ercangunes.com/gunluk/dosyalar/icerde-goruntu-1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 478px; height: 173px;" src="http://www.ercangunes.com/gunluk/dosyalar/icerde-goruntu-1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Bu ardı ardına incelediğim 4. Fransız filmi oluyor. Hepsinde de görebileceğiniz gibi gore dozu son derece yüksek ( Kan revan)      Evin içi/evin dışı, bedenin içi/bedenin dışı     "İçerde", tüm bu yaptıklarıyla da yetinmiyor. Sarah'nın genel, tanımlanamaz bir korkuyla kendini tıktığı evin içini ve dışını tersyüz ediyor; güvenlikli olan ile tekinsiz olan birbirine giriyor. Sarah'nın o tehlikesiz özel alanı, hatta kendi bedeninin içi ve dışı belirsizleşiyor.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.timeoutistanbul.com/images/uploadedimages/large/1201.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 465px; height: 140px;" src="http://www.timeoutistanbul.com/images/uploadedimages/large/1201.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bedenin içi/bedenin dışı, evin içi/evin dışı ayrımı anlamını yitiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan televizyon ekranından uzaktan ve 'güvenli' bir şekilde takip edilen, arabaları yakan, 'güvenilmez' göçmen Fransızlar ise evin ta içine kadar giriyor (ama bebeğe esas tehlike onlardan değil, Sarah'nın güvenliğini sağlamakla görevli polisten geliyor.) "İçerde", tüm bunları yaparken hiç çekinmeden (ve belki bazen fazla fütursuzca!) grafik şiddet sahnelerine başvuruyor, her yanı kan gölüne çevirmekten imtina etmiyor. Ama tüm bunlar filmle uyuşmazlık içinde değil, aksine film, tüm o kırmızılığı ve vahşetiyle, bol kanlı, zorlu bir sezaryen deneyimi gibi. "Betty Blue" ve "Trouble Every Day" filmlerinden sonra Béatrice Dalle'ı yine unutulmaz bir karakteri canlandırırken izlemek isteyenler kesinlikle izlemeliler. Ben parmağımdaki kanı görünce kan tutar beni diyenler için belki de baya sert bir film. Son yıllarda Fransızların çektiği sert filmlerden. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://platinoyun.com/resim4/icerde2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 563px; height: 149px;" src="http://platinoyun.com/resim4/icerde2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="width: 465px;"&gt;&lt;embed src="http://www.izlesene.com/player2.swf?video=237613" wmode="window" bgcolor="#000000" allowfullscreen="true" scale="noScale" type="application/x-shockwave-flash" width="100%" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;div style="padding: 7px 0px 7px 7px; background: rgb(0, 0, 0) none repeat scroll 0% 0%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 204);font-family:Tahoma;font-size:12;"  &gt;İlgili aramalar: &lt;a style="color: rgb(255, 153, 0); font-family: Tahoma; font-size: 12px;" href="http://www.izlesene.com/video/sinema-sinema---fragman----icerde/237613" target="_blank" title="sinema - fragman -  İçerde"&gt;sinema - fragman -  İçerde&lt;/a&gt; -  &lt;a style="color: rgb(255, 153, 0); text-decoration: underline;" href="http://search.izlesene.com/?vse=%C4%B0%C3%A7erde" target="_blank" title="İçerde"&gt;İçerde&lt;/a&gt; -  &lt;a style="color: rgb(255, 153, 0); text-decoration: underline;" href="http://search.izlesene.com/?vse=%20trailer" target="_blank" title=" trailer"&gt; trailer&lt;/a&gt; -  &lt;a style="color: rgb(255, 153, 0); text-decoration: underline;" href="http://search.izlesene.com/?vse=%20fragman" target="_blank" title=" fragman"&gt; fragman&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-4789819665967164113?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/4789819665967164113/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/icerde.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4789819665967164113'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/4789819665967164113'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/icerde.html' title='İçerde'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-6522231394408593878</id><published>2009-08-02T19:01:00.000+03:00</published><updated>2009-08-02T19:31:48.667+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Trouble Every Day</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://daily.greencine.com/trouble-every-day-150r.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 150px; height: 200px;" src="http://daily.greencine.com/trouble-every-day-150r.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmin olay örgüsü şöyle gelişiyor: Shane ve June Brown Paris'e balayı için gelirler. Shane için bu balayı görünürde bir bahanedir aslında. Shane, adı çok da iyi anılmayan bir klinikteki doktorun peşindedir. Karısı için yaptığı açıklamalar inandırıcı olmaz. Shane'in arayışı, kafasındaki hastalığın pençesinde olan Coré'nin yaşadıklarıyla paralel olarak karşımıza çıkar. Coré'nin birlikte olduğu erkeklerin sonu ise hep aynıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönemde özellikle Avrupa'da filmleri en çok tartışma yaratan yönetmenlerden biri olan Claire Dennis ülkemizde yeterince tanınmıyor. Özellikle Beau Travail, Nenette et Boni, Chocolat ve J'ai pas sommeil gibi filmlerindeki şiirsel ve minimalist yaklaşımıyla tanınan Denis aynı ekiple ve aynı oyuncularla çalışmayı tercih ediyor. Bu tavrını Hergün Başka Bela'ya da yansıtan yönetmen, okul arkadaşı Agnes Godard'a kamerayı bir ekz daha teslim ettiği gibi Thindersticks'le de filmin yoğunluğuna çok iyi uyan bir müzik çalışması yapmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu film kolaylıkla söze aktarılacak bir film değil. Kaçacak bir noktada olmayan izleyiciden acil bir yüzleşme talep eden ve onun algısını zorlayan bir film Her Gün Başka Bir Bela. Bir Claire Denis filmini Türkiye'de vizyonda izleyebilmenin zorluğuyla karşılaştırınca, filmin öne sürdüğü zorluğa göğüs germenizi 'şiddetle' tavsiye ederiz... Cinsellik ve yamyamlık filmin ana teması olarak işlenmiş. İzlerken film sizi içine çekecek, bazı sahneleri izlemekte zorlanacaksınız. Akılcı ayrıntılar filmi zenginleştiriyor. Beatrice Dalle gibi oyunculuğunu konuşturuyor. Görüntüler çok iyi; bütünlüklü senaryo beklemeyin. İnsanı edilgen bırakan Hollywood filmi değil; kafayı çalıştırıp boşlukları doldurmak gerekiyor. Canlı, canlı yenen insanların çıkardıkları sesler izleyenin tüylerini diken, diken edecek kadar gerçekçi. Sonuç olarak, korkularımızı uyandırabildiğine göre, derinliklerimizde saklı bir şeyleri uyandırdığını iddia bile edebiliriz. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img5.allocine.fr/acmedia/medias/nmedia/18/69/62/57/19069906.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 549px; height: 161px;" src="http://img5.allocine.fr/acmedia/medias/nmedia/18/69/62/57/19069906.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İzlenmeye değer bir film… Oyuncuların performansları ise takdire şayan. Filmin acıtan, iç burkan yanları var. Perdedeki vahşet ve erotizm dozu ile ironik olan bu burkulma hissine bir isim veremiyor insan. Bir yavru köpeğin, yağmur altındaki bir sahnenin, uçuşan bir şalın, bir el ele tutuşma sahnesinin çok fazla anlamı olduğu halde. Oysa bazı sahneler o kadar sert ki, aynı anda iki farklı perdede drama ve korku filmlerini izler gibi oluyorsunuz. Bu anlamda 2 katmanlı bir film “Her gün başka bir bela.” Biri cesur ve acımasız diğeri naif ve hassas iki farklı katman. İzleyin: ya nefret edecek ya çok seveceksiniz.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.nachtkabarett.com/ihvh/img/nk_emdm_trouble_every_day_01.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 539px; height: 185px;" src="http://www.nachtkabarett.com/ihvh/img/nk_emdm_trouble_every_day_01.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fransa sinemasında özellikle son yıllarında korku türünde oluşturmaya başladığı özgünlük ve kendilerine has vazgeçilmezleri olan bol kan soslu anlayış, yine kendi özelliklerinden olan erotizmi kısa sahnelerde de olsa yoğun kullanım alışkanlığı , özellikle dramalarında rastladığımız ağır fakat emin adımlarla gerçekleşen işleyiş, özgün bir senaryo, son derece isabetli müzik seçimi ( Thindersticks ‘in harika müziği ) ve hiç de fena olmadan sergilenen oyunculukları ile (Vincent Gallo, Beatrice Dalle, Tricia Vessey.Özellikle de Beatrice Dalle, her zamanki gibi muhteşem) Fransız sineması türlerinin dominant özelliklerinin bir bileşimi gibi olmuş Trouble Every Day.&lt;p&gt;&lt;/p&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="450" height="305"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.traileraddict.com/emd/1872"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;embed src="http://www.traileraddict.com/emd/1872" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" wmode="transparent" allowfullscreen="true" width="450" height="305"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5637385799969167813-6522231394408593878?l=beneaththeground.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beneaththeground.blogspot.com/feeds/6522231394408593878/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/trouble-every-day.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6522231394408593878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5637385799969167813/posts/default/6522231394408593878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beneaththeground.blogspot.com/2009/08/trouble-every-day.html' title='Trouble Every Day'/><author><name>dexter_fernando</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17931012226441580816</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_Sns5_OPeegs/S2KTzAe3nOI/AAAAAAAAANc/gY59_PSTwIM/S220/dexter.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5637385799969167813.post-5865571515916524356</id><published>2009-08-02T18:45:00.000+03:00</published><updated>2009-08-02T18:59:33.685+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnceleme'/><title type='text'>Sheitan</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CUser%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1026"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapelayout ext="edit"&gt;   &lt;o:idmap ext="edit" data="1"&gt;  &lt;/o:shapelayout&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;SHEITAN tam bir kentli filmi. Doğrudan, vahşi, özentisiz, numarasız...&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://moviestudio.files.wordpress.com/2009/02/poster_sheitan_poster.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 189px; height: 243px;" src="http://moviestudio.files.wordpress.com/2009/02/poster_sheitan_poster.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yılbaşı öncesi Paris’te bir gece kulübünde Bart, Ladj ve Thai adlı üç genç; Eve ve Yasmine adında iki güzel kızla tanışırlar. Eve’in güzelliği karşısında büyülenen üç genç; hafta sonunu geçirmek üzere Eve’in ailesinin şehir dışındaki evine gitme teklifini kabul ederler. Evin bekçileri Joseph ve Marie tarafından karşılanan g&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;e&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;nçler şeytani bir tuzağın ortasına çekildiklerini fark edemezler. Kara büyüler ve şeytani tuzaklarla dolu bir serüven başlar…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dünyanın en çok konuşulan çiftlerinden Vincent Cassel ve Monica Belluci’nin varlıklarından güç alan Sheitan; korkuyu, kara mizahı ve cinselliği aynı potada eriten ilginç bir korku filmi. Dikkatsiz izleyicileri şaşırtabilecek onlarca küçük sürpriz barındıran zekâ dolu senaryosuyla öne çıkan, küçük bütçesine rağmen etkisinden bir şey yitirmeyen yer, yer sürrealist izlenimler veren grotesk bir çalışma…&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sınır tanımayan hareketli bir komedi anlayışını sinir paralayan bir gerilim, kapkara mizah ve insanın içini titreten kanlı bir korkuyla birleştiren SHEITA&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;N, hem filmin yapımcısı, hem de şeytani Joseph rolüyle başroldeki Vincent Cassel’in desteklediği, c&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;anlı ve&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; yaratıcı genç Fransız film yapımcılarını gevşek bir örgütlenmede bir araya getiren&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; Kourtrajme topluluğunun üyesi Kim Chapiron'un ilk uzun me&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;trajlı filmi. &lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.bloodygoodhorror.com/bgh/files/reviews/caps/sheitan%201.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 194px; height:
